Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Temmuz '11

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
445
 

Avrupa mı, Avrupalı mı ?

Avrupa mı, Avrupalı mı ?
 

RESİM INTERNETTEN ALINMIŞTIR


Çocukluğumu hatırlıyorum “Biz Avrupa’dayken hayatım, Avrupa’dan aldım.” Sözcüklerinin tavan yaptığı dönemdi. Avrupa’ya gitmek ve Avrupa’dan almak ayrıcalıktı sanırım. 

Avrupa’ya gidip gelenlerde ani değişimler olurdu ki bu hep komik gelmiştir bana. Birkaç ay kalıp gelenler; giyim tarzlarını değiştirir ve Türkçe’yi Avrupa aksanıyla konuşmaya başlardı. Çok komik ve sonradan eklenmiş hissi uyandıran bir yapaylık olduğunu çocuk gözüyle görüp gülerdim. Bazı kelimeleri hatırlayamaz, yerine yabancı dilde karşılığını kullanırdı namı değer Avrupa görmüşler. Ee, biz görmeyenlere de bunu yemek düşerdi. Yerse tabi ki… 

Neyse, aslında ifade etmek istediğim konuya giriş yaparken bu tezadı da anlatmadan geçemedim. 

Avrupa mı, Avrupalı olmak mı? İkilemiyle karışık duygular dolaşıyor kafamda. Avrupa’yı görmek tabi ki Avrupalı olmaya yetmiyor. Göstergesi ise onların ve bizim olaylar karşısında verdiğimiz tepkiler. 

İster bireysel, ister toplumsal olsun. Tepkilerin şekline ve dozuna baktığımızda Avrupalı olanın yaşam tarzı ile bizim yaşam tarzımız arasında var olan uçurum ortaya çıkıyor. 

“Avrupalı olmak” sözünden, sakın ola Avrupa Topluluğu’na girmek hayali peşinde koşan ve bu yolla Avrupalı olacağına inanlardan olduğumu düşünmeyin lütfen. Hayır. Avrupa Topluluğu’na girmekle Avrupalı olunmayacağını bilirim. Hatta ben; Avrupa Topluluğu’na girmeden ve kendi ülkemde Avrupalı olmak istiyorum. 

Norveç’te yaşanan katliamda 76 kişinin hayatını kaybettiğini biliyoruz. 76 vatandaşını kaybeden bir ülkenin halkını düşünün. 

Yok önce bu olay bizim ülkemizde olsaydı ki asla olmasını temenni etmiyorum. Toplumsal tepkileri tetikleyen bireysel davranışların farklılıkları üzerine birkaç satır yazmak niyetindeyim. 

Sokaklarda insan seli görürdük. Sloganlar atılırdı “Onu bize verin, cezasını biz keselim.” Hep biz ağızdan bağırıp dururduk günlerce. Hatta, tutulduğu karakolu basmaya kalkardık. Mahkemeye çıkacağı yeri bilsek oraya kamp kurar linç etmek için polisi, sivili tartaklar suçluya cezasını vermekle kendimizi yetkili kılardık. “Suçlu” yazdım. Okuduğunuz gibi adamı yakaladım ve daha mahkemeye çıkmadan benim kanaatim oluştu. Yazarken bile sakınmadan ifade etmeye çalıştığım fark ortaya çıktı. “Suçu kanıtlanmayan herkes suçsuz” sözünün sadece dilimizde olduğunu kabul etmemizin bir başlangıç için iyi olacağını düşünüyorum. 

Ülkelerinde 76 kişinin katledilmesi karşısında halkın gösterdiği tepkiyi görünce dumura uğradım. Ben, 76 kişinin öldürüldüğünü duyar duymaz adama hakaret etmeye başladım. Gencecik çocuklar. Kendi çocuklarımı düşündüm. Öfkem arttı, kontrolden çıktım. Verseler. ellerimle parçalayacağım herifi. 

Norveç halkı ve yöneticileri ne yaptı? 

Bazı olaylar insanları aydınlatırmış. Ben de üzücü olay sayesinde Norveç ve orada yaşanlar hakkında bilgi sahibi olma şansını yakaladım. Garip. Meraklı ve araştırmayı seven bir insanım oysa. Bilmediğim ne çok şey var. Öğrenmek için zaman var mı? Bu kısmı içimi burar düşünce. Beyin garip bir organ. Aklıma Suna Kıraç’ın “Ömrümden çok ideallerim var.” Sözü geldi. Kitabı var Suna Kıraç’ın. Kitap bu cümleyle ifade edilebilir. 

Neyse içinde bulunduğum, Avrupalılık kısmının karmaşasına dönelim. 

Norveçliler, sükunet içinde ve el ele tutuşarak olaya tepkilerini gösterdiler. “Hadi canım, ruhsuz bunlar.” Yolları çiçeklerle donattılar. Sessiz çığlıklarla birbirlerine sarıldılar. “Aman, üzülmeyi unutmuş bunlar. Üzüldüğünü herkes görecek, bağırıp çağıracaksın, kameralara ağzından köpükler saçarak dehşet açıklamalar yapacaksın ki üzüldüğünü herkes anlayacak. O ne öyle? 

Polisi silahsızmış Norveç’in. Polisin silah taşımadığı bir ülke. Bu katliamın ardından; polis silahlansın mı? Tartışmaları başlamış. Halkın çoğunluğu ve yöneticiler silahlanmaya karşı çıkmış. Polisin silahlanmasının, suçluları da silahlanmaya iteceğini düşünüyorlarmış. Etki ve tepki meselesi yani. 

Polis panzeri, uzun namlulu silahlar, tüfek… Bunları görmeyen yoktur. Zaten her polisin belinde bir beylik tabancası vardır. Erkek çocuklarına küçücükken oyuncak olarak silah almayı gelenek haline getirmiş bir toplumun bunu yadırgamasını da kimse bekleyemez zaten. Toplumsal bilinç nasıl oluşuyor? Bir yerde, gelenekler de bunda rol oynuyor demek yanlış olmaz sanırım. 

Erkek çocuklarının, duydukları küfürleri tekrarlamaları için ısrar edenleri de gördüm. Hatta erkek oldukları için çocuklarına küfür etmeyi öğreten babalar da. Temel eğitimin ailede başladığını düşününce toplumsal tepkilerin ortaya çıkış şeklindeki, bireysel belirleyicilerin aile tarafından tespiti de pek yanlış bir cümle sayılmaz gibi geliyor. 

Norveç’te siyasal iradenin gösterdiği tepki de ayrıca düşünülmesi gereken bir boyut sanki. 

Bakan açıklamalarında; “Norveç, saldırılara daha fazla demokrasi ve daha fazla açıklıkla yanıt verecek.” Demiş. Ve eklemiş; 

“Yaklaşan yerel seçimler de Norveçli politikacılar olarak, yabancıları malzeme yapmama kararı aldık. Tüm politikacılar Norveç demokrasisi içinde Türkler ve Müslüman asıllı göçmenleri kabullenmek zorundadır. Şimdi, el ele vererek daha güçlü olmamız gerekiyor” açıklamasını yapmış. 

Seçimler öncesi meydanları düşünüyorum. Yapılan açıklamaları, insanı rencide eten ve acıtan ifadeleri hiç düşünmeden sarf eden politikacıları. Kendi halkını siz, biz diye nitelendirenleri düşünüyorum. Sonra da Norveç’i ve Norveçlileri. 

Halkın sağduyusunu nasıl koruduğunu. Yargıya müdahale etmeden, vereceği karara daha başından gösterdiği saygıyı gıpta ederek izliyorum. Halkı bir bütün olarak değerlendiren ve göçmenlerinde demokrasi çatısı altında Norveç’te aynı haklara sahip olduklarını açıkça ifade eden politikacıya hayranlıkla bakıyorum. 

Avrupalı olmak, Avrupa görerek ya da Avrupa Topluluğuna girerek olmuyor. Avrupa standartlarında bir hayata ulaşmak adına; aileden başlayan ve eğitim kurumlarıyla desteklenen bir süreci hayata geçirmek gerekiyor. Sonra bunu devlet eliyle destekleyip, demokrasinin her vatandaş için aynı haklar çerçevesinde uygulanabilirliğini sağlamakla sürekliliğinin temini gerekiyor. 

Demem o ki; Düşüncesinden ötürü insanları hapse atıp, suçları kanıtlanmadan suçlu kabul eden ve mahkum olanların üzerine yangından korunsunlar diye benzinli battaniye atan, yumurtayla protesto edenlerin gençliklerini tüketip, diri diri insanları gömenleri gözden kaçırarak Avrupalı olamayız. 

Önce insan, sonra Avrupalı olursak… 

 

Sağlıkla ve mutlu kalın 28/07/2011 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 247
Toplam yorum
: 257
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 705
Kayıt tarihi
: 11.03.09
 
 

Buradayım işte. Yaşamın tam içinde. Her anın benim olduğunu bilerek. Yaşamın sadece "Şimdi" olduğun..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster