Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Temmuz '17

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
93
 

Avrupa'ya Komşu Bir Yalnız Şehir: Edirne

Avrupa'ya Komşu Bir Yalnız Şehir: Edirne
 

Hep bir hayalim, bir türlü gerçekleşemeyen düşüncemdi Türkiye'nin ta en uç noktalarına kadar gitmek. Gezi tutkunu çatlak bir maceraperest olabilseydim eğer; inanın alıp çantamı sırtıma, onu bile gerçekleştirirdim. Hem öyle havayolu  da kesmez, tatmin etmez beni. İlle de karayoluyla olacak yolculuk arkadaş! Göre göre gideceksin her yeri. Yani bir nevi Emre'nin seyahat kanunu. 

Bu haftasonundaki rotamız Edirne'ydi. Edirne ise ta ne zamandan beridir görmek istediğim, yakın çevremde bunu söyleye söyleye dilimde artık neredeyse bitecek tüyün kalmadığı ve bir türlü de gezip, görme, keşfetme imkânını bulamadığım, Türkiye'nin bir ucunda gizlenip kalan, tarihî ama bir o kadar da naif ve bakir şehirlerinden bir tanesi. Türkiye'nin artık bir klâsiği, geleneği haline gelen, Türk spor tarihinin en köklü organizasyonlarından biri olan ve bu yıl 656.sı gerçekleştirilen Tarihî Kırkpınar Yağlı Güreşleri etkinlikleri; bu tarihî zenginliklere sahip naif ruhlu şehre gelmeme bir vesile oldu. 

Her şeyden önce bu blogum, öyle tüm yönleriyle ele alınmış bir Edirne yazısı değil. Bunu baştan belirteyim. Keşke olabilseydi. Ama sportif amaçlı ve günübirlik yapılan bir şehir ziyaretinin artık neresini sığdırayım bu yazının içerisine? Ne yalan söyleyeyim, öyle tarihî içerikli bir gezinti de olmadı haftasonundaki günübirlik Edirne ziyaretim. Bir bakıma alacaklı olarak ayrıldım Edirne'den. 

Bir kere en başta Trakya'nın öğrenci üssü, Edirne. Eskişehir'dekine benzer muazzam bir öğrenci yoğunluğu hakim şehrin merkezinde. İstanbul'dan neredeyse 4 saatlik bir yolculuğun ardından, şehrin giriş tabelasında hemen sarı-siyah renkli panolarda ülke sınırları (Yunanistan, Bulgaristan) ve koyu kahverengi panolarda Türkiye'nin, bu ülkelere açılan sınır kapılarını (İpsala, Pazarkule, Kapıkule, Dereköy, Hamzabeyli) gösteren yol tabelaları karşılıyor gelenleri. Bu da şehrin uç noktalarının aslında birbirine ne denli yakın olduğunun bir göstergesi. 

Gelelim biraz da Edirne'ye her yıl onbinlerce ziyaretçinin akın akın gelmesine vesile olan Tarihî Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nin kısaca tarihçesine:

Edirne'nin 1361 yılında fethinden önce, Anadolu'da bulunan Osmanlılar; Orhan Gazi devrinde oğlu Süleyman Paşa komutasında 1356-1357 yıllarında Rumeli'ye geçerler. Burada yaptıkları akınlar sırasında, savaş yapmadıkları ve mola verdikleri günlerde zamanlarını aralarında çeşitli sporlar yaparak değerlendirirlerdi. Bir keresinde güreşe tutuşan 40 yiğit içinden ikisi tutuştukları güreşi geceyarısına dek sürdürdükleri halde sonuçlandıramazlar ve ikisi de güreştikleri yerde can verirler. 

Arkadaşları, bu iki yiğidi güreş yaptıkları yerde bulunan bir incir ağacının altına gömdükten sonra Edirne'ye doğru akınlarına devam ederler. Edirne'nin fethinden sonra Altınköy Çayırlığı'na geldiklerinde, o incir ağacının civarında billur kaynaklı bir suyun Kırkpınar Çayırlığı'na doğru aktığını görmüşler, bu nedenle de; 'Kırktı bunlar. Bu yakaya ilk ayak basanlardır bunlar', diyerek o yere Kırkpınar adını vermişler. 

1. Murat, Edirne'nin alınmasından sonra, Edirne'de bir güreşçiler tekkesi kurmuş ve bundan böyle de her sene güreş yapılması bir gelenek haline gelmiş. Kırkpınar, Edirne'yi, Ortaköy'e bağlayan 35 km.'lik yolun üzerinde, Simavina (Samona) ile Sarı Hızır köyleri arasında bulunan ve Balkan Savaşı'ndan sonra Yunanistan'a bırakılan Nazif Ağa tarlası denilen çimenlik bir yerin adıdır. Bu yerin bir tarafı Topçu Ali Ağa'nın tarlası, bir tarafı çayırlık, bir tarafı Tikio'lu (Totio'lu) Recep Ağa'nın tarlası, bir tarafı Çilingiroğlu'nun sebze bahçesi ve bir tarafı da Kırklar Çeşmesi'dir. Bu yiğitleri anmak ve güreş geleneğini sürdürmek için de, güreşler 1923-1924 yıllarından itibaren Edirne'nin Sarayiçi denilen yöresinde yapılmaya başlandı. 

Şehirler, kahramanlarıyla nam salar, anılırlarmış. Aynı şekilde Edirne denince akıllara ilk gelen isimler, Tarihî Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nin efsane başpehlivanları; Kurtdereli, Koca Yusuf, Adalı Halil, Kel Aliço ve ille de Ahmet Taşçı... Edirne Belediyesi, zamanın Kırkpınar şampiyonlarını da unutmayıp, her birini birer bronz heykeliyle ölümsüzleştirmiş.

'Edirne'ye kadar geldik; peki açı açına mı geri döneceğiz?', diye düşünenlere neredeyse tek ama lezzetli alternatif; Edirne'nin meşhur tava ciğeri. 

Geçtiğimiz yıllarda Tarihî Kırkpınar Yağlı Güreşleri'ni izlemek için, komşu ülkelerden (Yunanistan, Bulgaristan) bile gelenlerin olduğunu okumuştum. Bu da Tarihî Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nin zaman içerisinde ne denli büyük bir uluslararası üne kavuştuğunun bir göstergesi.

Tarihî Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nin yapıldığı Sarayiçi Er Meydanı, Edirne'nin hemen çıkışında yer alıyor. Oradan da ötesi, ta Yunanistan sınırına dek uzanan uçsuz, bucaksız, upuzun bir yol. Eskişehir için Porsuk Çayı ne anlam ifade ediyorsa; Edirne için de, iki ülkenin sınır hattını oluşturan ve şehir merkezinin tam ortasından geçen Meriç Irmağı aynı değeri taşıyor.

Göreceğim yerler vardı daha. Vaktim dar olmasaydı. Alacaklı olarak ayrıldım senden Edirne. Bekle bir gün yeniden geleceğim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Verdiğin bilgiler için teşekkürler.Edirne her zaman seni misafir edecektir.

yılmaz çetingöz 
 20.07.2017 10:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 238
Toplam yorum
: 368
Toplam mesaj
: 100
Ort. okunma sayısı
: 1414
Kayıt tarihi
: 22.06.06
 
 

1982 yılında İstanbul’da doğdum. Açık Öğretim Fakültesi İşletme Lisans eğitimimi 2005 yılında tam..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster