Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Mart '07

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
369
 

Ayrılmak mı - birleşmek mi

Dünyanın herhangi bir yerinde ve herhangi bir zamanında, insan denilen bir canlı, yaşadığı dünyanın olağanüstülüğünü düşünüyordu. Üstüne bastığımız toprak, yaşadığımız dünya, hava, güneş, gökyüzü, uzay, ve bilinmeyen evren vardı.

Bu dünyada canlılar vardı, canlıların devamlılığı vardı, yaşam ve ölüm vardı. Bu dünyaya gözlerini açmış, nefes almış, yaşamak için içgüdüsel davranışlara girmiş, ihtiyaçlarını karşılamış, karşıladıkça düşünmüş, karşılarken destekleyici unsurlara İYİ, zorlaştırıcı unsurlara KÖTÜ ismini takmıştı.

Bedensel ihtiyaçlarını karşılarken, aynı bedene sahip kendisi gibi olanlarla karşılaşmış, iletişime geçme ihtiyacıyla konuşmayı, dili öğrenmişti. Diğer insanlarla birarada yaşama ihtiyacı, üstünlük, paylaşım, iletişim sorunlarını da getirmişti. Aynı zamanda, bu olağanüstü dünya ve canlıların varolma ve varlığını sürdürme merakını da gidermeye çalışıyordu.

Daha yaşamının ilk yıllarında tanıştığı, İYİ ve KÖTÜ fikrini ileriki yıllarda, çeşitlendirecek, işine geldiği gibi her olguya, her nesneye, her fikre yapıştıracaktı. İnsanları, fikirleri, olguları ayıracak, sınıflandıracak isim takacak, birisinin tarafında olup, diğeriyle savaşacaktı. Aynı zamanda, bu yaşam, bu düzen nasıl oluşmuştu merak ediyordu.

Bir gün, birisi, Tanrılar var dedi, bu evreni, bu canlıları yaratan tanrılar var. Mantıklıydı, başka nasıl açıklanabilirdi ki, bu olağanüstü düzeni yaratan, yarattıklarını koruyan ve gözeten Tanrılar. Sorun çözülmüştü, rahatlamıştı, yapması gereken tanrılara inanmak ve onların dediklerini yapmaktı.

Bir gün birisi, Tanrılar yok dedi, Tanrı var dedi. Bu daha mantıklıydı, o kadar çok tanrı mı olurdu. Tek Tanrıya inan, onun istediklerini yap, yeter.

Bir gün, birisi, Tanrı yok dedi, bu evreni, bu canlıları yaratan Tanrı yok. Herşey biyolojikdi, kendiliğindendi, toz du, dumandı, patlamaydı, evrimdi. Bu da mantıklıydı, düşünceye uygun geliyordu.

Bu iki büyük fikir, çeşitlendi, dallanıp budaklandı, savaştı, daha da büyüdü, büyüdükçe savaşlar da büyüdü. İYİ ve KÖTÜ bu fikirlere de bulaştı.

Ancak, insanlar ihtiyaçlarından doğan düşünceleri, düşüncelerden doğan fikirleri, fikirlerden doğan inançları, inançlardan doğan çatışmaları ve savaşları hiç anlamadı. Savaştı, durdu(durmadı). Her zaman, düşünce-zihin girdabının oyuncağı oldu, zihninin bölücülüğüne, sığınma isteğine, taraf tutmasına hep yenik düştü.

Anlamadı, her şeyin BİR olduğunu, BİR kalacağını, ayrılmanın değil birleşmenin tek olgu olduğunu, olması gereken değil, olanın görülmesi, gözlenmesi, anlaşılması gerektiğini.

Sadece, evrenin sonsuzluğu vardı, o da BİR di.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hürriyetimizi kısıtlayıcı prangalar, sadece ve sadece insanlığın eserleridir. Zincirlerimizi kırmak artık imkansızdır, hemen de 'sapkın' olarak niteleneceğiz toplum tarafından. Dinlerimiz, sadece birer afyonlarımızdır. Halkın bizzat kendisi tarfından ilahileşmesi için kullanılmıştı bu ideolojiler! Yorumun için çok sağol!

Daniyar Kosnazar 
 17.03.2007 18:56
Cevap :
Düşüncelerine katılıyorum, ancak, zincirlerimizi kırmak imkansıza yakın da olsa, bir şeyler yapmak gerek. Birey olarak, zihinlerimizin ve dünyanın farkında olarak, gerçek sevgiye ulaşabiliriz, diye düşünüyorum. yorumuna teşekkürler.  20.03.2007 14:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 462
Kayıt tarihi
: 22.02.07
 
 

Hayattaki gizemin, mutluluğun, arayışların ve yolculukların önemini kavrayan bir yolcu, Ekonomi m..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster