Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Eylül '11

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
79
 

Barışı vurdular

Esmer teninin üzerinde maviş gözleri, sarı saçlarıyla, Anadolu’nun bir kasabasında yaşayan; babası Türk, anası Kürt bir yaman çocuktu Barış oğlan.Tatarlar gibi yumuk gözleri, Karadenizi hiç görmemiş olsa da uzunca burnuyla sanki bir Anadolu mozayiğini andırıyordu.

Barış oğlana inat beyaz teni, simsiyah, gür saçlarıyla her fırsatta kız kardeşi Fadik’ le birlikte kendisini döven abisi, annesi, babası ve koca ninesiyle ahırdan bozma bir evde yaşayıp gidiyorlardı.

Hamit ağanın köye gelen misafirleri için yaptırdığı, şimdi okul olarak kullanılan binada bu yıl o da öğrenci olacaktı.

Şimdiden bir heyecan kaplamıştı Barışı; annesinin özenle diktiği önlüğü hazırdı, babası yeni ayakkabılar almıştı, abisine de sıkı sıkı tembihlemişti” Barışa göz kulak ol, arsızdan, uğursuzdan koru” diye.

Kimdi arsız, uğursuz; abisi onu kimlerden koruyacak, nasıl göz-kulak olacaktı? Doğrusu pek anlamış değildi.

Ama olsun, yine de insanın kendisine sahip çıkan, koruyup, kollayan birinin olması iyi bir şey olsa gerekti. Bir de kendisini başkalarından koruyan abisinin dayaklarından kurtulabilse, çabucak öğreniverse okumayı, annesine de öğretecekti.

Okumaya büyük şehirlere gittiğinde kendisine mektup yazsın diye, bir de babasını kandırıp cep telefonu alacaktı anasına, gün aşırı sesini duymak için.

Komşuları Aniş dezzenin, oğlu askere gittiğinde”bir sesini duyabilsem” diye nasıl gözyaşı döktüğünü biliyordu. Koca bir evi tek başına çekip çeviren, sanki yaşlandıkça küçülen, haydi deyince un çuvallarını nasıl sırtladığını bir türlü aklı almadığı o zayıf, çelimsiz anasına fazla düşkündü Barış oğlan.

“Para kazanmaya başlayınca arabam olacak, seni şehre gezmeye götüreceğim” dediğinde ilk kez güldüğünü görmüştü anasının. 

Hemen açılsa okullar ve hemen öğrensem okumayı diye düşünüyordu Barış oğlan; çocuk aklıyla cevabını bulamadığı soruların karşılığını bulmayı umuyordu.

Geçen kış, biri de kendi köylerinden üç abinin cesetlerini sürüyerek köy meydanına bırakıp gitmişti yüzleri kapalı birileri. İçlerinde en iri kıyım olan biri, hiddetle bağırmıştı kahvenin önünde” eğer istediklerimizi yapmaz, askerle işbirliği yaparsanız sizin de sonunuz böyle olur.”diye.

Köyden epeyce büyük ağabeylerin dağa gittiği konuşuluyordu çocuklar arasında kısık sesle.

Daha bir ay önce de köyden birinin dağdakilerden zannedilip askerler tarafından vurulduğu söyleniyordu.

Çocuk aklı karmakarışık olmuştu Barış oğlanın! Dağdakiler o üç kişiyi niye öldürmüştü, askere yardım etmek, kötü bir şey miydi? Madem öyle, asker niye o amcayı vurmuştu?

İşte bu yüzden biran önce okumak, anlamak istiyordu?

Niye insanlar birbirlerini öldürüyordu? Neyi paylaşamıyorlardı, kim dosttu, kim düşman?

Babasının niye filmlerdeki gibi bir işi yoktu? Akşam eve gelirken elinde yiyecek torbaları, belki içinde çocuklar için şeker de olurdu.

Türkçeyi öğrenmekte zorlanan anası Kürtçe konuştuğunda babası niye kızardı anasına, niye hiç olmadık zamanlarda askerler köyü sarıp, evleri ararlar, bazen da birilerini alıp götürürlerdi.

Hele bir gün köy meydanında büyükleri sıraya dizip, komutan onları dövmeye başlayınca nasıl da korkmuştu.

Bütün bunları düşünüyordu, okulun ilk günü bütün öğrenciler gibi okulun bahçesinde sıraya dizildiklerinde.

Okul müdürü bir şeyler konuştuktan sonra marş söylenmeye başlamış, ardından da üst sınıflardan bir kız çocuğu çıkıp ant içirmişti tüm çocuklara.” Türküm, doğruyum, çalışkanım………….”

Barış oğlan şaşkın, heyecanlı, söylenenleri tekrarladıktan sonra girdi sınıfa. Arkadaşlarını zaten tanıyordu, öğretmenini ve dersliği tanımaya çalıştı gün boyunca. Birde sordu kendine, ben Türk müyüm, yoksa Kürt mü diye.

Sevmişti öğretmeni, güleç yüzlü, henüz yirmili yaşlarda genç bir adamdı, üstelik bir ara gelip saçlarını da okşamıştı Barış oğlanın. Önce yadırgadı, anası arada bir sarılır okşardı saçlarını ama o kadındı. Babası hiç okşamamıştı saçlarını. Bilirdi, canı gibi severdi onu ama koskoca adamdı o, severse de belli etmezdi, içinden severdi!

Zaman nasıl geçti, fark etmedi, eve gitmek için yola koyuldular.

Öğretmenleri de kendi mezralarında bir evde kalıyormuş, birkaç öğrenciyle birlikte yürümeye başladılar.

Mezarlığı geçip, çeşmenin oradan mezra yönüne sapmışlardı ki bir gürültü, çığlıklar, sonrasını hatırlayamadı Barış oğlan.

Adres sormayan kör kurşunlar mıydı, önceden döşenip, unutulmuş mayınlar mıydı?

Sonuçta Barış vuruldu, yaralı; iyileşmeyi bekliyor.

ayhanongun@gmail.com

Füsun İnci bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 392
Toplam yorum
: 69
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 157
Kayıt tarihi
: 13.01.10
 
 

Barış içinde, birlikte yaşayabilmek adına insan ve emek odaklı paylaşımlardan yanayım.   Öğretmen..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster