Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Haziran '14

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
455
 

Başkanlık sistemi ve Kuvvetler ayrılığı'nda “Mustafa Kemal Paşa ne yapmışsa doğrudur!” diyenler; (3)

Başkanlık sistemi ve Kuvvetler ayrılığı'nda “Mustafa Kemal Paşa ne yapmışsa doğrudur!” diyenler; (3)
 

Evliliklerinde yetkiyi paylaşamayanlara, bir devlet yönetimini teslim etmek ne kadar isabetli olacaktır?


Devlet sevgisini test etmek için Amerikalı milletvekilini bir odaya almış ve sormuşlar: Tercihin, “Karın mı yoksa devletin mi? Amerikalı düşünmeden cevaplamış: “Elbette "Devletim!” O zaman al şu tabancayı git yan odadaki karını vur. Adam sıkılmış terlemiş ve sonunda dayanamayarak:

- “Yapamayacağım” demiş.

Daha sonra bir Türk Milletvekilini aynı odaya almışlar. Aynı soruyu sormuşlar:

- “Karın mı yoksa Devletin mi?” Milletvekili hiç düşünmeden:

- "Karı da kim, tabii ki Devletim!"

- “O zaman al şu tabancayı git yan odadaki karını vur.”

Odadan önce bir silah sesi sonra bir cam sesi gelmiş.

Çıkınca sormuşlar:

- “Ne oldu?”

- Sizin verdiğiniz silah kurusıkı çıktı ben de karıyı camdan aşağı attım!

Bu ifadeye bir yorum getirerek "zülfü yâre!" dokunmayalım!

Devlet içinde egemenlik yetkisinin nasıl ve kimler tarafından kullanılacağı sorusu, ilk çağlardan günümüze önemini yitirmeyen bir konudur. Bu alandaki düşünsel temeller uzun bir süreçte ortaya konmaya çalışılmış, uygulamaları ise 18’inci yüzyıl sonunda başlamıştır. Demokratik rejimlerde kuvvetler ayrılığı ilkesinin uygulanması iki şekilde olmaktadır: Bunlardan birisi sert kuvvetler ayrılığı, diğeri ise Parlamenter rejimdir. (*)

İkinci bölümde “Başkanlık sistemi”ni anlattıktan ve yukarıdaki ifadelerle “Kuvvetler ayrılığı” gereğinin açılışı yaptıktan sonra,

Kuvvetler ayrılığı’na başlayalım. Nedir, ne değildir, şart mıdır?

Kuvvetler ayrılığı anlatılır da bu fikrin sahibi, babası Fransız Montesquieu anlatılmaz mı?

Politik düşünür Montesquieu (1689-1755); Kuvvetler ayrılığı ilkesinin üzerinde yaklaşık 20 yıl çalışmış ve De l'esprit des lois adlı kitabında; yasama, yürütme ve yargı'yı birbirlerinden ayrılmasının gereğini ile birlikte önemini de anlatmaya çalışmıştır.

“..Siyaset konusuna bir tarih filozofu olarak yaklaşan Montesquieu, farklı politik toplumlardaki farklı pozitif hukuk sistemlerinin çok çeşitli faktörlere, örneğin, halkın karakterine, ekonomik koşullarla iklime, vs., göreli olduğunu söylemiştir. O, işte bütün bu temel koşullara, "yasaların ruhu" adını vermiştir...

Montesquieu, tüm insanlar için geçerli olan tek bir doğa yasası ve evrensel bir insan doğası olduğunu kabul eden akılcılığa şiddetle karşı çıkmış ve kuvvetler ayrılığı prensibini ortaya atmıştır..”

Özetle; Montesquieu, İnsanların farklı kültüre (anlayışa) ve şartlara (Örneğin, İklime) sahip olduklarından hareketle, “bir sistemin tüm insanlara uygulanmasının doğru olmadığı”nı açıklamaya çalışır.

-Montesquieu’nun, kuvvetler ayrılığını savunması, kuvvetler ayrılığını hürriyetlerin güvencesi olarak görmesinden ileri gelmiştir.

-Montesquieu’ ye göre, iki hele üç kuvvetin aynı elde toplanması, istibdada yol acar.

-Elinde kuvvet bulunduran her makam ya da kişi bunu kötüye kullanabilir. Onun içinde kuvvetlerin ayrı ayrı ellerde bulunması gerekmektedir. (1)

Montesquieu,

-Devletin üç temel fonksiyonu olan yasama, yürütme ve yargının birbirinden ayrı kurumların tekelinde kavramlar olmasının gerektiğini öne sürer.

-Devletin, gücün tek kişinin elinde toplanıp bir nevi tiran (diktatörlük vb.) yönetimine dönüşmesini engellemeyi, bu üç kavramın birbirlerini dengelemeleri ve denetlemelerini amaçlar.

-En geniş manası ile, Bağımsızlık kavramını bu üç kurumun işleyişine getirmeye çalışır.

 

Kuvvetler ayrılığı ve Mustafa Kemal Paşa

a) Mustafa Kemal Paşa’nın yönetim anlayışı ile “Kuvvetler ayrılığı” ilkesine bakışı;

“..Cumhuriyet öncesi ve sonrası Mustafa Kemal Paşa'nın bu konuda söyledikleri ilginç. İzmit'te gazetecilerle görüşmesinde şöyle diyor:

-"Bence, kuvvetler ayrılığı prensibi, esaslı bir şey değildir. Kuvvetlerin ayrılığı prensibini koymuş olan insanlar bile, kuvvetlerin birleştirilmesinden yanadır. (...) Müstebitlerle mazlum milletlerin yaptıkları pazarlık sonucunda ortaya atılmış bir sistemdir. Gerçekte, Kuvvetlerin Birliği vardır ve bu kuvvetin kaynağı Millet'tir. Öyleyse, bunun gerçek sahibi de millettir." (2)

b) Mustafa Kemal Paşa’nın Yönetim anlayışı ile “Kuvvetler Ayrılığı” ilkesine bakışı;

-Kuvvetler ayrılığı mı, kuvvetler birliği mi?

...29 Nisan 1920 tarihli Hıyanet-i Vataniye Kanunu’na göre kararlar alan İstiklal Mahkemeleri’nin faaliyetlerine tüm hızıyla devam etmesi ve 5 Ağustos 1921 tarihli Başkomutanlık Kanunu ile ordunun başı olan Mustafa Kemal’in Meclis’in tüm yetkilerini üstünde toplaması da eklenince, daha sonra Kars mebusu ve Matbuat Müdürü Ahmet (Ağaoğlu) Bey’in dediği gibi, 1921 Anayasası Meclis’e, dolayısıyla da Mustafa Kemal’e diktatörlük hukukunu vermişti!


KIZ GİBİ MECLİS. İsmet İnönü hatıralarında, Mustafa Kemal’in durumdan hala memnun olmadığını, muhalefetten kurtulmak için, biri Aralık 1921’de diğeri Mart 1922’de olmak üzere Meclis’i feshetmeyi düşündüğünü söyler. Nitekim 6 Aralık 1922’de Halk Fırkası adı altında bir parti kuracağını açıkladıktan sonra ‘gayenin husule geldiğini’ ilan ederek başında bulunduğu Birinci Grubun oylarıyla 1 Nisan 1923’te seçimlerin yenilenmesi kararını almıştı. Amacı ‘kız gibi bir meclis’ yapmaktı. (Mustafa Kemal bu tabiri gazeteci İsmail Habib Sevük’le konuşurken ağzından kaçırmıştı.)

Kazım Karabekir, Mustafa Kemal’in ‘millet bana güvenoyu versin ve mebusların seçimini bana bırakın’ şeklinde bir görüş ortaya attığını, ancak karşı görüşlerin ağır basması üzerine bundan vazgeçtiğini söyler ve devam eder:

‘Her taraftan kendisine en çok emniyet verenler listeye girdiler ve hatta hükümet yardımı ile seçime arz olundular. İkinci Grup’tan kimse namzet gösterilmedi. Halbuki bunların çoğu İstiklal Harbi’ne ilk gününden beri canla başla hizmet etmiş insanlardı. Bu konuda aramızda biraz da münakaşa oldu. Gazi ‘ben muhalif istemiyorum diyerek, kendisine sözle veya yazıyla en çok sadakat gösterenleri ve Birinci Meclis’te fiiliyatıyla bu emniyeti kazananları ve hemen bütün karargahının mensuplarını namzet gösteriyordu.” (İstiklal Harbimiz, s.112)

Güya ‘milli irade’nin oluştuğu bu tek partili ‘seçim’in ‘açık oy-gizli tasnif’ gibi gayet anti-demokratik bir usulle yapıldığını da ekleyelim…

Mustafa Kemal’in garip iddiası

Mustafa Kemal, 1 Aralık 1921 tarihli meclis oturumunda Bakanlar Kurulu’nun görev ve yetkilerine dair kanun teklifini görüşülürken ‘kuvvetler ayrılığı’ (tefrik-i kuvva) ilkesini savunan İkinci Grup üyelerine şöyle demişti:

"Hakikatte efendiler, tabiatta efendiler, alemde efendiler, taksim-i kuvva (kuvvetler ayrılığı) yoktur! (.)Taksim-i Kuvva ideal bir çözüm değil, hükümdarları müstebit (baskıcı) iktidarların etkisini hafifletmek için bulunmuş bir çare, bir ehven-i şerdir...”

Ziya Gökalp'in 'tabiatta dahi tevhid-i kuvva vardır' (doğada bile kuvvetler birliği vardır) sözünden ilham aldığı belli olan Mustafa Kemal (günümüz Türkçesi ile) şöyle devam etmişti:

“Bu Meşrutiyet teorilerini bulan en büyük filozofların, bu teorilerini kurmak için çalıştıkları esasları inceledim, bunların içeriğini anlamaya çalıştım. Benim gördüğüm şudur: Düşünmüşler ve nasıl yapalım da bu zorba kuvvet, o toplumsal ve ulusal iradenin aşağısında kalabilsin ya da sıfıra ulaşabilsin diyorlar. Ve bunu başaramamak yüzünden büyük ve derin bir ıstırap duyuyorlar. Jean Jacques Rousseau’yu baştan sona kadar okuyunuz! Ben bunu okuduğum vakit, gerçek olduğuna inandığım bu kitap sahibinde iki esas gördüm. Birisi bu ıstırap, diğeri bir cinnettir. Merak ettim, özel durumunu inceledim. Anladım ki, bu adam mecnun idi ve cinnet durumunda bu eserini yazmıştır. Dolayısıyla çok ve pek çok dayandığımız bu teori, böyle bir zihnin ürünüdür.”(TBMM Zabıt Ceridesi, c.14, s. 440.)

BİR YANLIŞ BİR DOĞRU. Konuşmayı ilginç kılan şudur: ‘Kuvvetler ayrılığı’ ilkesi Rousseau’ya değil Montesquieu’ye aittir. O halde acaba Mustafa Kemal, ilkenin kimin eseri olduğunu bilmemekte midir? “(3)

Yazılanlar toparlanırsa;

-İlk kez Montesquieu tarafından ortaya atılan anlayış;

-“Devletin elinde bulundurduğu başlıca güçler olan yasama, yürütme ve yargı’nın ayrı kurumlar tarafından idare edilmesi ve bu surette birbirleri üzerinde denetim sağlamaları, herhangi birinin suistimal edilmesine engel olunmasını amaçlar.”

-Bu sistemin avantajlarının yanısıra çeşitli riskleri de vardır; yürütme yetkisini elinde tutan kişinin veto hakkı sayesinde sistemin işleyişini bloke etmesi ve sistemin diktatörce bir hale getirmesi de olasılık dahilindedir.

 

www.canmehmet.com

Devam edecek…

-(Elbette bağımsız ve halktan taraf) Medya ve Sivil Toplum Kuruluşları, sistemin emniyetini sağlayan güvenceler olabilir mi?

Resim; http://haber.rotahaber.com/18-yil-once-mesaj-verdi-yanlis-anlasildi_251846.html (alt yazı tarafımızdan yazılmıştır)

Açıklama;

(*) http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/tekmakale/2010-4/2010-4-akgul.pdf

Kaynaklar;

(1) Daha fazlası için bakınız; 

http://www.ankarastrateji.org/yazar/prof-dr-faruk-bilir/kuvvetler-ayriligi/

(2) Daha fazlası için bakınız;

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ovur/2014/05/08/ataturkun-kuvvetler-ayriligi-yaklasimi

(3) Daha fazlası için bakınız;

http://www.taraf.com.tr/yazilar/ayse-hur/kuvvetler-ayriligi-mi-kuvvetler-birligi-mi/364/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba canmehmet bey...Unuttuğum bir şeyi ilave edeyim...Eğer 1921 Anayasası -ki bu anayasa kabul edildiğinde 1876 Anayasası hala yürürlükte idi - kaldırılmasaydı ve Cumhuriyetin ilanından sonra, bu anaysa esas alınarak yeni bir anayasa yapılsaydı, bugün ne "Kürt sorunu" ne de "PKK sorunu" olurdu...İşte M.Kemal'in yağtığı en büyük yanlışlarından biri, bana göre budur...Bunun da nedenleri var ama, konumuz bu değil şimdi...SElamlar.

cdenizkent 
 26.06.2014 17:47
Cevap :
Değerli cdenizkent, (2)"kaçan asker"lerin, acıklı durumunu Alman komutan Sanders açıkça anlatır. Anayasa konusunda; Prof.Dr.Salâhi R.SONYEL’i bilirsiniz, “Kurtuluş Savaşı günlerinde..” anlatmaktadır; "..o günlerde, İngiliz İstihbarat Servisi’nin Türkiye’de ne denli düzenler çevirdiğini ve İngiliz devlet adamları ve yöneticilerini nasıl aldatarak yanlış yola sevkettiğini göstermeleri dolayısıyla yine ibret ve ilgiyle izlenebilirler..."..İngiliz devlet sırlarına ve İstihbarat Servisi’nin örgüt ve çalışma usullerine ilişkin en gizli belgeler, bellirsiz bir süre için, ilgili Bakanlık’ça korunduğundan, dosyalardan çıkarılmış veya tahrip edilmiştir.." O dönemin işgalin lideri (oyun kurucu!) İngiltere'de arşivler kapalı, Türkiye'de kapalı. Elbette, ABD-Rus-Fransa ve İtalya'da. Bugüne kadar o dönemle ilgili yüzlerce kitap okuduk. Bize karanlık olan; (bizi parçalamak için) "Almanlar, İngilizlerle anlaşarak mı I.Dünya savaşa soktular?" Ki, hemen arkasından II.cisi başladı? Sağlıcakla kalınız.  27.06.2014 11:05
 

Merhaba canmehmet bey..."Mustafa Kemal ne yapmışsa doğrudur" sözünü, zaman ve zemin koşullarında değerlendirmek gerekir. Bir önceki bloğunuzua yaptığım yorumda, "Başkanlık Sistemi"nin büyük hedeflere ulaşmada tercih edilmesi gereken bir sistem" anlamına gelen laflar ettim. Bunu aslında M. Kemal'in "Meclis Hükümeti" dönemini düşünerek ifade etmiştim. M. Kemal'in, bugünkü düşünceyle ve bugünkü koşullarda yaptıklarını sıralasam kapsamlı bir kitap olur. Kim ne derse desin, şu anda Türkiye'nin böyle bir lidere ihtiyacı var. Ben buna "otariter demokrat" diyorum. Ve bu konuda yazdığım bir blog da var. Bilmiyorum okudunuz mu? M.Kemal, bana göre o günün koşularında "olaması gerekeni, olur durumuna getirmiştir". Aksi halde Kurtuluş Savaşı için asker bulmak mümkün olamayabilirdi...Bu konuda, Ergun Aybars'ın "İstiklal mahkemeleri" kitabını okumanızı öneririm...Selamlar.

cdenizkent 
 26.06.2014 17:28
Cevap :
Değerli cdenizkent, konuya ilginize ve görüşlerinize teşekkür ediyorum. "M.Kemal ne yapmışsa doğrudur!" ifadesi için; Lider, gerektiğinde "öl!" derken, neden ölünmesi gerektiğini açıklar ve kendisi de gögsünü açarak ölümü kucaklar. (Hasan Kundakçı Paşa "Komutanlar Cephesi'nde"; Sakarya savaşı'nda işler kötüye gider, M.Kemal ve İsmet Paşa'lar Ankara'yı (muhtemel yenilgi için)Sivas'a taşımayı düşünürken; Fevzi Çakmak cephenin en önününe giderek durumu düzelttiğini!" söyler. Bununla beraber, M.Kemal'in yakın dostu, Miralay Mehmed Arif Bey,"Anadolu İnkilabı" kitabında, İnönü'nün; "..10 ncu Günü inönüye gelen Batı Cephesi Kumandanı Albay İsmet Beyefendi bu heyecanlı ve kanlı savaş ile yakından ilgilenmiştir.." Kastedilen, "ortada bir savaş var, ancak komutanı yok!"tur. Ve.."Farklı koşullar" olabilir. Ancak, "farklı koşullar!" kalkmasına rağmen, şartları devam etmiş! "Asker bulmak!" meselesi vicdanları kanatacak durumdur. Liman von Sanders, "Türkiyede Beş Yıl" kitabında açıklıkla anlatır.   27.06.2014 10:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1108
Toplam yorum
: 2706
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1728
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster