Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Nazan Adıgüzel Köseoğlu

http://blog.milliyet.com.tr/nazankoseoglu

30 Ağustos '07

 
Kategori
Bebek - Çocuk
Okunma Sayısı
93956
 

Bebeğinizin cinsiyetini nasıl alırdınız; kız mı, erkek mi?

Bebeğinizin cinsiyetini nasıl alırdınız; kız mı, erkek mi?
 

Çocuk bekleyen çiftler, doğal olarak doğacak bebeklerinin öncellikle sağlıklı bir şekilde dünyaya gelmesini umar. Lakin yine de bebeğin cinsiyeti konusunda bir tercihleri vardır ve bu umudu bebek anne karnında biçimlenip, ultrasonda kendini ahaliye sununcaya dek sürer.

Genel olarak bakıldığında, dünyada erkek nüfusu, kız nüfusundan biraz daha fazladır. Bunun nedenini erkek çocuklarında bebek ölümlerine daha sık rastlanılmasına ve kadınların daha çok yaşamasına bağlamak mümkün. Bir bakıma doğa kendini dengeliyor diyebiliriz. Ancak bu dengeyi bozmaya meraklı küçümsenmeyecek kadar çoğunlukta bir kesim de var. Özellikle tek çocuk uygulaması ile nüfus artışını kontrol altına tutma çabasında olan Çin’de, birçok çiftin önceden cinsiyet belirleme yöntemlerine başvurmakta olduğu biliniyor. Bazı yöntemleri zararsız, batıl, gerçekliği ispatlanmamış, hatta sadece eğlenceli birer varsayım olarak görsek de, kimi uygulamaların öncelikle ahlaki olmadığını, pahalı, ancak neredeyse %90’lara ulaşan başarı oranıyla bilimsel olduğunu söylemek mümkün.

Doğacak çocuğun cinsiyetini belirlemede en iyi sonucu veren metotlardan biri, birçok ülkede, bu yönde kullanılması etik olmadığı gerekçesiyle yasaklanmış olan Preimplantasyon Genetik Yöntemidir. Bu uygulamayla bebeğin cinsiyetini önceden öğrenmek mümkün olsa da, birincil gayesi kalıtsal bazı hastalıkları önceden belirlemektir. Ülkemizde bu yöntem özellikle tüp bebek laboratuarlarında, kanuni yollarla ve sadece hemofili gibi genetik kökenli hastalıkları tespit etmek için uygulanmaktadır.

Materna (baby choice) denilen bir başka metot ise İsviçre menşeli olup, minimum %96 başarı oranına sahip olduğunu ileri sürerek, hızla ününü yaymakta ve milyonlarca çifte istediği cinsiyette bebeği vaat etmektedir. Bu yönteme başvuran çiftlere bir takım veriler ışığında bir takvim hazırlanır ve o takvime göre belirlenen günlerde birlikte olmaları tavsiye edilir.

Aşılama yöntemi olan Microsort-Ericson metodunun çıkış yeri Amerika’dır ve suni dölleme yada aşılama denilen bir uygulamadır.

Tüm yukarıda adı geçen yöntemler dışında, uygulaması çok daha az komplike, zahmetsiz ve uygun olan başka yöntemlerden de bahsetmek mümkün elbette.

Her ne kadar yüksek oranda bir başarıyı iddia etse de, tamamıyla batıl olduğu bilinen, hiçbir bilimsel dayanağı olmayan Çin Takvimi kolay ve ucuz metotların başını çekmektedir elbette. Zira cinsiyet belirlemede en yaygın olarak bilinen usullerden biridir. Takvimin mantığı, belirli yaştaki kadınların, belirli aylardaki cinsel birliktelik ile kaldıkları hamileliklerin sonucunda doğacak olan bebeğin cinsiyetini göstermesine dayanır.

Diyet Metodu, Rus bilim adamlarınca öne sürülen ve beslenmenin bebeğin cinsiyeti üzerindeki etkisi olduğu teorisiyle öne çıkan bir uygulamadır. Hamile kalmadan önce (en az altı hafta öncesinden) anne adaylarının potasyum ve sodyum içeriği zengin bir beslenmeyle erkek, magnezyum ve kalsiyum zengini bir diyetle de kız çocuğa gebe kalacakları düşüncesi hâkimdir. İyonik faktöre dayanan mantığı Materna yöntemini de destekler niteliktedir. Yani erkek çocuk isteyen kadınlar daha ziyade et, balık, tereyağı, kayısı, buğday, yulaf, çikolata ve tuzlu gıdalara ağırlık vermesi gerekirken, kız çocuğu isteyenler tuzsuz fındık, tuzsuz fıstık, badem, fasulye, yumurta sarısı, pırasa, bal, brokoli yada lahana gibi besinlere ağırlık vermelidir. Unutulmaması gereken şey ise, bu durumda dengeli bir beslenme alışkanlığını ihlal edildiği gerçeğidir. Ayrıca haftada birçok kez cinsel ilişkiye giren çiftlerin kız, seyrek ilişkiye girenlerin erkek çocuğu sahibi olacağını da ileri sürmektedir bu metodu ortaya koyan bilim adamları.

Dr. Landrom Shettles ve Dr. David Rorvik adındaki İki bilim adamının ortaklaşa gerçekleştirdikleri ve başarı oranının %75 olduğu kabul edilen bir başka metot ise Shettles diye bilinen yöntemdir. Bu teoriye göre Y kromozomu taşıyan erkek sperm diğerinden daha hızlı hareket eder, ancak X kromozomu taşıyan (kız ) sperm ise diğerinden daha uzun yaşar. Bundan yola çıkarak yumurtlama zamanına ne kadar yakın bir zamanda ilişkiye girilirse erkek sperm daha hızlı hareket ettiği için yumurtayı dölleyecek ve bebeğin cinsiyeti erkek olacaktır. Eğer yumurtlama zamanından 2–3 gün önce ilişkiye girilirse, erkek spermler yumurtlama zamanına dek yaşayamayacağından ve büyük çoğunlukta kız kromozomu taşıyanlar dayanabileceğinden ötürü de kız sahibi olma şansı artacaktır.

Tabi bu yöntemlerin hepsi hamile kalmadan önce uygulanması gereken metotlardır; bir de hamile kaldıktan sonra, henüz bebeğinizin cinsiyetini – ki bilimsel yollardan öğrenmeniz söz konusu olmamışsa- tahmin etmenin bilimsel olmayan, lakin eğlenceli başkaca yolları da mevcuttur:

o Erken gebelik döneminde sabah bulantılarınız varsa kız, yoksa erkektir.
o Bebeğin kalp atım hızı en az dakikada 140 ise kız, 140’ın altındaysa erkektir.
o Kiloyu kalça ve baseninize alıyorsanız kız, karnınıza alıyor ve karnınız sivri bir basketball topunu andırıyorsa, erkektir.
o Canınız tatlı ve meyve çekiyorsa kız, tuzlu, ekşi yada hayvansal gıdalar çekiyorsa erkektir.
o Elleriniz kuruyorsa kız, ayaklarınız üşüyorsa erkektir.
o İdrarınız koyu sarı renkteyse kız, açık renkteyse erkektir.
o Alyansınızı ipe bağlayıp karnınızın üstünde tuttuğunuzda ileri geri hareket ediyorsa kız, dairesel hareket ediyorsa erkektir.
o Uyuduğunuzda yastığınız güneye dönüyorsa kız, kuzeye dönüyorsa erkektir.

Netice de kız yada erkek, tüm ebeveynlerin öncellikle dua ettikleri gibi, doğacak bebeğin sağlıklı bir şekilde dünyaya gelmesidir temennim. İlk bebek için cinsiyet seçimi, genel olarak kabul görmese de, ikinci bebekte, ilkinin aksine karşı cinsin seçilmesi, bir anlamda etik olarak kabul ediliyor. Her iki cinsiyetten bebek sahibi olmak mantıki açıdan dengesiz bir dağılım olmayacağını gösteriyor.

Amerikan Hastanesi Genetik Hastalıklar Tanı Merkezi Sorumlusu Tıbbi Biyoloji ve Genetik Uzmanı Dr. Nesrin Erçelen’in “Cinsiyet seçimi dünyanın nüfus dengesini bozabilir mi?” (Cosmotürk) sorusuna verdiği cevapla yazımı noktalıyorum: “Cinsiyet seçiminin genelde popülasyondaki erkek-kız oranını nasıl etkileyeceği de tartışılmaktadır. Bu uygulamaların geniş çapta kullanılmasıyla çeşitli kültürlerde tercih edilen cinsiyet olan erkeklerin artacağı kuşkusu olsa da; uzun vadede bunun dengeleneceği ve tercih edilen cinsiyetin kız olacağı düşünülmektedir. Mevcut tüp bebek uygulamalarının genel popülasyondaki oranına bakılacak olursa; bugün için bu önemli bir sorun gibi görünmemektedir. Cinsiyet seçimini savunanlar, bunun genelde artan dünya nüfusuna bir denge getireceğini ve ailelerin genellikle karşı cinsten iki çocuğa sahip olduktan sonra artık çocuk yapmayacaklarını söylemektedirler. Cinsiyet seçimini savunanların diğer bir tezi ise; istenmeyen cinsten olan çocukların daha az sevgi ile yetişeceği ve hatta karşı cinse ait çocukların cinsiyet saptandıktan sonra düşükle sonuçlanabileceğidir. Sonuç olarak; cinsiyet seçimi etik mi, değil mi?' sorusunun basit bir cevabı olmadığını ve iki tezi savunanların da haklı olduğu noktalar olduğu görülmektedir.

Mavera bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

benim bir blog'uma yaptığınız yorumdan sonra tanıdım sizi. Gündelik hayatımda pek de kullanmadığım bir kelime olan "enteresan" kelimesi ile tasvir ediyorum yazım dilinizi. özellikle ilk paragraflarda kullandığınız "ağdalı" dil, anlamayı bir bakıma biraz geciktirsede, akıllıca yazılan şeyin bir fast-food olmadığını, biraz sindirilmesi gerektiğini anlatıyor. Akıllıca. Ellerinize sağlık. Ama şu hamilelik ve çocuk konusu yok mu... biliyorsunuz sosyal bulaşma diye birşey var ya. eşim 6,5 haftalık hamile, sizin anlattığınız süreçleri, deneyimleri birkaç hafta arkadan takipteyiz. eşimde ne ağlama, ne bulantı ne de başka birşey var şimdilik. umarım da olmaz (yazık benim karıma!). ama bir de bana sorun. eşimle veya başkalarıyla beraberken sorun yok da, yanlız kalmayayim, sorumluluk hissi, babalık, gelecek kaygısı bastırıyor ve ağlama krizleri. ben ağlamak nedir bilmezdim, ne oldu bana yaaa??? Sizin eşinizin durumu nedir? birazda bize orayı anlatsanıza...

Türk-Üçgeni 
 20.11.2007 12:44
Cevap :
Öncellikle yazım dilimi beğendiğiniz ve akıllıca bulduğunuz için size teşekkür ederim. Demek siz de bir evlat adayısınız; tebrik ederim. Kimi bayanlarda bulantı gibi şikayetler hiç olmazmış; umarım eşiniz o azınlıktandır. Demek ağlama krizleri ve depresyon yaşıyorsunuz. Açıkcası benim eşim havalarda, dudağındaki o şaşkın gülümsemeyle uçmakta :)) Ama bazı anne yada baba adayları bu tür gerilimler yaşayabilirmiş; merak etmeyin normal ve yakında bu değişikliğe alışacağınız için de atlatacaksınız. Sanırım doğru sualleri sormakla başlayabilirsiniz kendinize. Yani ben iyi bir baba olabilecek miyim, çocuğuma iyi bir gelecek sağlayabilecek miyim gibi soruları, nasıl iyi bir baba olurum, çocuğuma ve aileme daha iyi bir gelecek sağlayabilmek için ne gibi planlamalar yapmalıyım gibi sorulara dönüştürebilirsiniz.. Emin olun "su akar, yatağını bulur" ve o yüzden şimdiden hiiiiç endişelenmyin. Bu günlerin keyfini çıkarın. Saygı ve selamlar...  21.11.2007 17:54
 

Ünlü Türk profesörümüz Gökhan Hotamışlıgil'in bir çalışmalarından birisi de şu;tüp bebeğe benzer bir tedaviyle istenilen cinste çocuk yapılabilir,ama,etik olmadığı gerekçesiyle dünya sağlık örgütünden geçmiyor. Bildiğimiz gibi çocuğun cinsiyetini belirleyen babadır,taşıyan ve onunla babasıyla birlikte özelliklerini veren de annedir.Buna dayanaraktan,Hotamışlıgil e göre erkekten örenek bir sperm alınarak çocuğun cinsiyeti belirlenebilir.Daha sonra bu anneye ve ya başka bir taşıyıcıya nakledilebilir.

41 quapot 41 milliyet blogun anarşisti! 
 08.09.2007 17:57
Cevap :
Öncelikle youmunuz için teşekkür ederim. Sanırım Hotamışlıgil'in yöntemi biraz pleimplatasyon genetik yöntemine benzer özellikler taşıyor. Yani bir tür aşılama yöntemi. Bu metot da Hotamışgil'inki gibi etik bulunmadığı için uygulaması ancak belli kriterler çerçevesinde uygulanabiliyor. Saygılar...  08.09.2007 20:50
 

yanlıs anlamadıysam dünyadaki erkek nüfusunun fazlalıgından bahsederken. erkek bebeklerin daha fazla öldüğünü ve kadınların daha uzun yasadıklarını söylüyorsunuz. ama bu erkeklerin cok olmasını gerektirecek bir durum değil... sanki

Lazkopat 
 05.09.2007 19:46
Cevap :
Yani doğa kendini dengeliyor bu durumda. Yani erkek bebeklerde ölümlere daha sık rastlanılması ve ileriki yaşlarda kadınlardan daha kısa ömürlü olması nedeniyle, bunu doğanın dengesi ilkesine bağlamak mümkün olabilir. Bu sadece bir varsayımdır elbette.  06.09.2007 9:05
 

Bir süre sonra olsun da hele, kız erkek farketmez durumuna geliyoruz:))) Harikasın şekercim... Gene döktürmüşsün . Öptüm seni...

Yeşim Özdemir 
 31.08.2007 15:57
Cevap :
Sağol canım :)) Hani bu biraz işin şımarıklık kısmı galiba ;))  31.08.2007 16:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 24
Toplam yorum
: 692
Toplam mesaj
: 156
Ort. okunma sayısı
: 16659
Kayıt tarihi
: 26.10.06
 
 

Yazmak, tarihin zayıf hafızasına karşı, bir tedbir olarak ortaya konulan isyanın sanatsal vesikas..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster