Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Temmuz '08

 
Kategori
Teknolojinin Geleceği
Okunma Sayısı
2407
 

Bilgi toplumu öldü, yaşasın akıl toplumu

Bilgi toplumu öldü, yaşasın akıl toplumu
 

Karanlık ile aydınlık arasındaki ezeli savaşta, İNTERNET belki de yakaladığımız son fırsat.


Tarım toplumu, sanayi toplumu, bilgi toplumu derken kendimizi birden akıl toplumunun içinde bulduk.
Ne oluyor?
Nerden çıkıyor bunlar?
Kim tasarlıyor bunları?
Ne gerek var?

Bu kadar hız!
Bir yere çarpmadan duralım mı?

Internetin sosyal yanı sorgulanıyor. Yakın gelecek bilgi toplumundan akıl toplumuna doğru yeni bir süreci de öngörüyor. Peki akıl toplu ne? İşte size yeni bir kavram daha!


Sn. Savaş ŞAKAR, "İnternet daha da sosyalleşir mi?", başlıklı blog'unda [*] internetin sosyal yanını sorgulamış ve neler olacağı sorusunun cevaplarını aramış...

Bu soruyu kendime de sordum.
İşginç cevaplar çıktı ortaya.
Bakın neler olacak:


* Peki neler olacak. - 1
- İnsanlar, internet ortamında birer sanal kişilik alacak. Bu zaten başladı.
- Bu sanal kişilikler ile çok kullanıcılı oyunlar ve klüpler ortaya çıkacak. Bu da başladı.
- Kişiler bu klüplerdeki üyelikleri ile sanal ilişkilerini sanal dertler haline getirip gerçek hayattan uzaklaşacaklar. Bu da başladı.
- Bir ortam düşünün; insanlar oynuyor. Ama üretiyor da. Ne üretiyor; bilginin türevlerini, alt bilgi kültürlerini üretiyor.
- Çok kullanıcılı oyunların içine girip, -içine girip diyorum gerçekte içine giriliyor.- o sanal toplumun bireyi olarak bir sosyal statü elde edilebiliyor.

Bu, günümüzde interaktif oyun denilen sistemlerin içerisinde mümkün. Ama gelecekte, çok yakın bir gelecekten bahsediyorum, insanlar fiziki varlıkları önemsemeyi ikinci plana atabilirler. Aslında bu durum da başladı. Nasıl mı?: Bilgisayar başında bir hastalık yada müptelalık düzeyinde oturan insanlardan bahsediyoruz. İşte kısaca asosyal dediğimiz bir kitle var. Ve bunlar her gün çoğalacak. Aslında bu insanlar sadece bu dünyanın kurallarına göre hastalık sayılan bir psiko-sosyal durumun içindeler. Diğer taraftan içinde oldukları sanal sosyal ortam onların sosyal gereksinimlerini tatmin etmekte ve sosyallik anlamında bir eksilmeye sebep olmamaktadır. Bu düzenin yeni bir sosyolojiye ihtiyacı var. Hatta sosyal psikoloji dahi bu sanal-sosyal toplumun şartlarına göre, analizini yeniden yapmalı.

Bu düzenin hukuk sistemi de, mevcut maddesel hukukla çözülemeyecek. [**] Daha rijit kuralları olan yeni bir hukuk gerekli olacak. Ve en önemlisi de hayatın en önemli düzenleyicilerinden biri olan iktisat yeniden ele alınacak.[***] Çünkü klasik sistemler "klasik" unsurları ile yeni düzeni tanımlayamayacak. Tabii, bu dediğim sanaltoplum tüm insanlığın binde birini bile kapsamayacak. Yani, genel bir sosyal mesele olarak ele alınabilecek kadar önemli görülmeyecek. [****] O da işin başka bir boyutu.

* Peki neler olacak. - 2
Eğitim, akademik düzeyin en tepesinden başlayarak nesnelliğini kaybedecek. Tezler, munazaralar, sunumlar tümüyle sanal ortamda yapılacak. Sistem, genel amaçlı birçok branşı örgün (sınıfta hoca karşısında) yapılmaktan çıkaracak. Öğrenciler sorgulama ve araştırmanın klasik yollarından tamamen uzaklaşacaklar. Laboratuar ve uygulama gerektiren branşlar (Tıp, güzel sanatlar ve mühendisliklerin bazıları) bunun dışında kalabilir. Örgün eğitim yükünün hafiflemesi ile eğitim sisteminin -ekonomik bazlı- sorunlarından bazıları çözülmüş olacak.

* Peki neler olacak. - 3
İleri aşamalarda dökümanter belgecilik tamamen kalkacak kişiler tüm kamusal gerekleri ile birer klasöre hapsedilmiş hesaplar şekline dönüşecek. E-Devlet, TCKimlik No, ve E-imza gibi kavramlar bu yolun açılması için gerekli zeminleri hazırlıyor.

* Peki kötü olan ne?
Gerçek dünyada üretenlerin egemenliğinden kurtulamayan insanlık, sanal dünya oluşurken de üretenlerin egemenliğinde kalacak. Yani sanayi toplumu ile başlayan sömürgecilik, bilgi toplumu ile devam edecek. Son aşamada artık bilgi toplumu kendi soyut ortamına yerleştiğinde de yine bir sömürgen kitlenin hakimiyeti sürecek.

* Peki ne yapmalı?
Üretim-tüketim sarmalında tüketen bölgesinden üreten bölgesine geçmemiz gerekiyor. Bun başarmak için önümüzde iki yol var:
1- Yüksek teknolojiler üreten altyapıları kendimize kurmak.
2- Yüksek teknolojileri üreten kişileri üretmek.

Bu iki yoldan birincisi pahalı, ikincisi ise çok uzun vadeli. Şu an için (yarım asırdır aslında aynı durum sözkonusu) politikacılar ucuz hesapları içinde bu iki yol da bizim önümüzde görünmüyor.

Yinede belki olur diyerek bu iki unsuru biraz açalım. Türkiye olarak dünya topraklarının %1 gibi bir bölgesinde yine dünya nüfusunun %1'ine sahibiz. Dünyanın %1'iyiz diyebiliriz. İşte size basit bir kriter. Yani küçük bir dünyayız. Bu %1lik pastamızı iyi bir stratejik öngörü ile yönetmeliyiz.

Eylem planları yaparken, utopik hayallerden kaçmalı, gerçekçi ve kısa vadeli geri beslemeleri olan dinamik bir planlama yapabilmeliyiz. (Yapamıyorsak; bunu yapan birilerinden yardım almalı, bu danışmanlığı verebilecek beyinler yetiştirmeliyiz)

Dünya bankası 2007 verilerine göre; "yazılım ve bilgi teknolojileri" sektörü tek başına dünya ekonomisinden %15 kadar pay alıyor. İşte bu "15" nin %1'i bile iyi bir hedeftir. Ama burada koyduğum hedefi; "Her eve bir PC!" gibi populist kampanyalar yerine üretgen mekanizmalar yolu ile doldurmalıyız. Üretken derken anlatmak istediğim, AR/GE'ye Inovasyona önem vermeliyiz. AR/GE'yi teşfik almak için değil, yeni ürünler ortaya koymak için, Inovasyonu da ortaya koyulan ürünü güncel, lider ve ayrıcalıklı tutmak için stratejik bir araç olarak görmeliyiz.


Sonuç olarak;
Doğru ellerde, doğru öngörü ve çalışma ile (yani tembellik yapmadan) güzel bir gelecek bizi bekliyor. Bu gelecek öyle yada böyle mutlaka gelecek. Ama buna ne kadar hakim olacağımızı belirlemek bize kalmış.

Hep sevgi ile kalın.

Murat SEVGİ

_______________
* Savaş ŞAKAR, "İnternet daha da sosyalleşir mi?", internet, 12 Haziran 2008,
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=114450

** Murat SEVGİ, "Gerçekten böyle mi?", Güncel, 17 Temmuz 2008,
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=120463

*** Murat SEVGİ, "E-'den M-'ye", Teknolojinin Geleceği, 11 Temmuz 2008,
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=119310

**** Bu gün kene vakaları için milyonda bir diyerek küçümseyen kafa yapısı ne yazıkki gelecek için öngörülen her zaman diliminde devam edecek. Ve bu kafa yapısının eritilip yok edilmesi mümkün olmayacak. :(

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne ettin hocam! Yıktın perdeyi eyledin viran! Yahu yaşamayalım daha iyi. Mahvolacağız ya! Amaaan iyiki dünya yok oluyor.

Analitica 
 02.08.2008 15:23
Cevap :
Eğer 25-30 yıl daha dayanabilirsen göreceksin. Elin mahkum. Teşekkürler.  02.08.2008 17:01
 

Ben korktum bu gelecekten...denizin kokusunu, çimenin yeşilini, yüreğin sıcaklığını, elin yumuşaklığını hissedemeyen bir gelecek galiba bu...umarım ben fazla görmem...ama ya çocuklarımız:(...evet gelecek teknolojide , bilimde şekilleniyor ama "insanca" duygularımızı kaybetmeden olmaz mı?...sevgiler, düşün gücüne sağlık Murat

Earlybird 
 22.07.2008 13:08
Cevap :
denizin kokusunu, çimenin yeşilini, yüreğin sıcaklığını, elin yumuşaklığını da hissedilecek. Bugün olmayan duyular da icat edebilir teknoloji. Onlar ile de hissederiz o zaman. Mesela sezgi güçlenirse daha güzel olur gelecek. Hatta sanal alemde olduğunu bile bilmeyecek.  22.07.2008 18:08
 

Elinize sağlık çok güzel ifade etmişsiniz. Daha bu konular çooook konuşulacak...

Savaş ŞAKAR 
 21.07.2008 18:01
Cevap :
Sizin yazınız tetikleyici oldu bunu da gözden kaçırmamak gerekit. Teşekkürler.  21.07.2008 18:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 369
Toplam yorum
: 214
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 1051
Kayıt tarihi
: 10.07.08
 
 

1969 doğumlu. Tasarımcı, endüstriyel otomasyon sistemleri için yazılım geliştiriyor. Yüksek öğren..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster