Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ekim '07

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
710
 

Bir hafta sonu etkinliklerim

Bir hafta sonu etkinliklerim
 

Milliyet Blog yazmak için başvurduğum günden bu yana 10 ay geçti. Bu zaman zarfı içersinde bir sürü blog yazan arkadaş edindim. Hepsi de kültürlü ve nezih insanlar. Burada kendini bilen okumuş ve belli birikimi olup başkaları ile bilgilerini paylaşmak isteyen insanlarla dolu. Belki yüz yüze gelinmiyor ama insanlar burada söylemek istediği konulara dilediği şekilde dile getiriyor yazıyor ve çiziyor. Anlayamadığı ve sormak istediklerini yorumunda dile getiriyor blog yazan yazarından cevap bekliyor.

Bu işlemleri yüz yüze yapamıyoruz belki ama bilgisayar sayesinde sanal ortamda Milliyetin bize sağladığı olanaklar dahilin de burada yazılar yazabiliyor hatta öfkemizi dile getirebiliyoruz.

Benim için sanki hep bilgisayar da sanal ortamda daha güzel olacak zannetmiştim. Bir ara olur mu olmaz mı blog yazan insanları bir ara da toplamayı ben de düşünmüştüm ama ne derece başarılı olurdum olamazdım, bunu kestirmek benim için zordu. Onun için bundan vazgeçtim. Üstelikte hiçte vaktim yoktu.

Yaz baslarına İlyas Bayram ağabeyimle tanışmam oldu. Gerçi o beni keşfetti. Onu yazdığı Blog Treni ilgimi çekmiş yorum yazmıştım. İzmir’de olmam ve yazdığım futbol konusunda birbirimize olan yorumlar neticesinde beni görmek, benimle bazı konularda yüz yüze görüşme isteği neticesinde beni Karşıyaka’ya davet etti. O gün buluşup konuşmuştuk.

Ben den başka da özelikle diğer İzmir’de oturup blog olan İzmirli arkadaşları bir araya getirip arkadaş çevresini geliştirmeye başlamış. Derken İzmir’imizin tanıtımı amacı ile 8 Eylül’de ki o meşhur toplantıyı gerçekleştirmek için kollarını sıvıyor. 50’ye yakın blog arkadaşlarla birlikte 8 Eylül’de o güzelim toplantıyı gerçekleştiriyor yardımcıları ile birlikte. Yardımcılar mı Pelin Kalyoncu ve Sevim Özkan.

Pelin Kalyoncu benimle Messenger’dan dalga geçer gibi gelmişti bana ve onun gibi bir insanla neden birlikte olacakmışım diye 8 Eylül’de ki toplantıya katılmak istemedim. O tarihler de İzmir’den uzaklaşmış eşimle eşimin ailesinin olduğu köye gitmiştim. Bisikletimi de götürmüş orada bol bol bisikletime binmiştim.

Evet, toplantıya katılmamıştım ama neler kaybettiğimin de farkındaydım. O kadar güler yüzlü insanlarla tanışmayı, kaynaşmayı açıkçası eğlenceyi kaçırmıştım. İlyas ağabeyim de hiç üzülme değişik ortamlarda yine birlikte oluruz demiş benim üzülmememi istemişti. Hata araya ramazan ayı girmiş bayramdan sonra buluşuruz demişti. İlyas ağabeyimle ilk buluşmamızda bisikletimle geleceğimi söylemiştim ama ufak bir rahatsızlıktan ötürü yanına bisikletsiz gitmiştim. Beni bisikletle bekliyor sandım. Ben de Manisa-Menemen yolunu izleyip yanına varacağımı ve sonunda Bostanlıya sapıp kendisi ile buluştuğumuz çay bahçesinde buluşabileceğimi belirtmiştim. Hatta oraya vardığımda arkadaşları da çağırır bana sürpriz yapar sanmıştım. Sürprizi vardı bana. Geçen Çarşamba günü 1-0 kaybettiğimiz Yunanistan maçı sonrası İlyas ağabeyimi telefonla aradım ve Pazar günü Manisa-Menemen yolunu takip ederek Bostanlıya geliyorum dedim. Gerçi sürprizi yolda yapacakmış. Bana telefonda beni eskort gibi arkamdan takip edeceğini söylüyordu. Bir an düşündüm. Hem Sabuncu beyi yokuşu epey vaktimizi alırdı hem de 110 km aşkın yol gideceğimiz için hem onun için de benzin masrafında kaçıp daha yakın bir yere gitmeyi önerdim. Mesela Kuş Cenneti olabilir mi dedim. Neden olmasın dedi. Üstelikte dün de Referandum vardı, oyumuzu kullanıp yola çıkmak geç olabilir diyerek Kuş Cennetini seçtik. Bisikletçi arkadaşlarla geçen yıl yapılan turda Kuş Cennetine gidecektim ama o gün tura katılamamıştım, dolayısıyla Kuş Cennetine gidememiştim. Bu vesile ile Kuş Cennetini görecektim. Büyük kızım Defne gideriz deyince Pazar günü programı yapmış olduk. Bir de bana mesaj da yollamış. Nedir diye baktığımda cumartesi günü de o bahsettiğim parkta İzmir’de ki blog yazarı arkadaşları toplayacağını ve bana da gel çağrısını yaptığını yazıyordu. İlk önce olur mu olmaz mı diye düşünürken birden o gün cumartesi günü bisikletime atladığım gibi yanlarına vardım.

Kimler yoktu ki ora da. Zaten Pelin beni görür görmez bir kalkışı vardı yerinden kollarını açtı boynuma sarıldı.

“Alıngan neden gelmedin 8 Eylül’de ki toplantıya” diye sitem etti bir yandan, diğer yandan da sanki 40 yıl abisini görmemiş gibi yanaklarıma öpücükler kondurdu. Kendisinin bu kadar cana yakın olduğunu bilmiyordum. Bir müddet yanımda oturdu “Bari dedi Eskişehir’de Talip Bölükbaşı’nın düzenlediği toplantıya gel, ne olur gel” diyip gelmemi istedi. Belli bir müddet yanımda oturdu, benimle ilgilendi. Her zaman ki gibi ben sıkılgan, utangaç ve biraz da 8 Eylül toplantısına gitmemenin burukluğu için de boynu bükük oturdum yanında.

Daha başka kimler mi vardı o toplantıda. Şükriye Kayhan, Ayşe Can, Murtaza Çelik, Aydın Gülşen, Hülya Tezcan, Muzaffer Cellek ve S. Aydın. Yanımda kağıt ve kalem olmadığı için de bir çok isimde birkaç arkadaşların isimlerini yazamadım bir kaç kişi.

Sonra da onlar arabalarla Mavi Şehrin yanında ki balıkçı teknelerin yanında ki cafeterya ya gittiler ben de arkalarında bisikletimle takıldım. Yine bizim Pelin gelmiyor musun diye kolumdan çekmez mi? Ama işim vardı ve izin isteyip pedala basıp yanlarından uzaklaştım.

Pazar günü de saat 9 gibi kalktık. Hava da bulut vardı. Kuş Cennetine gidelim mi gitmeyelim mi tartışması başladı bu sefer. Yağmur yağar mı yağmaz mı? Bunun yanında geçirmiş olduğum ufak bir kaza Kuş Cennetine gitmemize engel olabilirdi.. O kadar da önemli değil dün bizim tayfalardan Karşıyaka’dan gelirken Mezarlık basına çıkarken bir arabanın sağ dikiz aynası bisikletimin gidonuna çarpmış yere düşmüştüm. Şehir için de böyle ufak tefek kazalar basıma her zaman geliyor. Bu da biraz şoförlerin anlayışsızlığından, birazda Avrupalı gibi kültürlü olama mayısımızdan kaynaklanıyor. Halbu ki İlyas ağabeyim bloğunda ne güzel de anlatmış beni ve ailemi anlatırken. http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=71121 Dün geceden beri sol bacağımın üst kısmı biraz ağrıyordu. Gidip gitmeyi düşünürken cep telefonum çaldı. Saat onu on geçiyordu. Arayan İlyas ağabeyimdi. Eşimle yüz yüze geldik. Ve kısa bir bakıştan sonra Kuş Cennetine gitmeye karar verdik. Oyumuzu kullandktan sonra Konak vapur isklesine gidecek ve biz oradan vapurla hareket ettiğimiz zaman da İlyas ağabeyimin cep telefonunu çaldırıp geleceğimiz saati söyleyecektim ve Bostanlı da buluşacaktık.

Kahvaltıdan sonra referandum için oyumuzu kullanacağımız okula doğru gitmek için evden çıktık. Çocuklar önde yaya olarak ben de arkalarından bisikletle okula vardık. Ne o bisikletimin arka lastiği patladı. Neyse oyumuzu kullandık onları gönderip lastiği onardıktan sonra bende yola çıktım.

Konak vapur iskelesine vardığımda ailem çoktan varmış hatta vapuru 5 dakika kaçırmıştık. İlyas ağabeyi arayıp geleceğimiz saati söyledim. Güzel ve sakin bir vapur seyahatinden sonra Bostanlıya vardık. İlyas ağabeylerle buluşup Kuş Cennetine hareket ettik. İlyas Bey direksiyonda, yanında sevgili eşi Sevil hanım, benimkiler kızlarım Melila, Defne ve eşim Selver hanım arka koltukta seyahat ederlerken ben de nerede olacaktım. Tabi ki bisikletimin üstünde, o vaziyette Kuş Cennetine kadar gittik. Bostanlı vapur iskelesinden yaklaşık 24 km kadar bir yol. Bir saatten biraz az bir zaman geçe oraya vardık. Yol sakin tek tük arabalar geçiyor. Kuşlar çevremizde sanki bize hoş geldin diyorlar. Burada birkaç fotoğraf çektik durduğumuz yerde. Yanımızda getirdiğimiz gevrekleri, peynirleri yedik kolamızı içtik. Bir ara İlyas ağabeyim bisikletime bindi. Biraz daha ilerleyip geriye döndük.

Tekrar geldiğimiz yere vardığımızda saat 16 olmak üzere idi.

Bu ara İlyas Ağabeyimin sevgili eşi Sevil hanım bana döndü dedi ki.

-"Ahmet Bey, keşke bisikletle gitmeseydiniz de bizimle birlikte arabanın içinde gelseydiniz, bu kadar yorulmasaydınız ."

-"Hayır olmaz" dedim. "İlyas ağabeyime ayıp olurdu". Çünkü kendisi ben bisiklete binerken çocuklarımın da nasıl bisiklete bindiğini görmesini sağlamaktı.

Bizleri Kuş Cennetine kadar götüren, bugünü bizlere ayıran Bayram ailesine teşekkür ederek vapura yöneldik.

Kısaca bir hafta sonu etkinliği çerçevesinde bayram gibi bir gün geçirmiştik doğrusu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne güzel bir gün geçirmişsiniz..

Yalnıztürk 
 25.01.2008 19:16
 

geldiniz. Güzel bir gün yaşadık birlikte. Bu bir ilkti. Sonrakiler daha farklı olacak. Sahip çıkılmaz ise ilerde kaybolup gidecek olan, burnumuzun dibindeki bu doğa harikasını henüz keşfedemeyen ve bildikleri halde uzun süredir buralara gelemeyen İzmir'lilere, farklı bir kaç saat yaşamak isterlerse diye kez daha öneriyorum. Defne bisikletini sürerken benim resmimi çekmiş, yoksa kimseyi inandıramazdım bisiklet sürdüğüme. İyi ki geldiniz. Bu güzel günü paylaştığınız için sana, eşine ve kızlarına teşekkürler. Sevgilerimizle.

İlyas Bayram 
 23.10.2007 20:11
Cevap :
Ne demek ağabeyciğim. Yeter ki sen iste, insan istedikten sonra her sey olur. Ben istiyorum diye bisiklet biniyorum yoksa bir Allah'ın kulu beni bisiklete bindiremez ben istemedikten sonra. Üstündağ ailesinden Bayram ailesine sevgi ve saygılar  23.10.2007 20:30
 

Sayın Ahmet Üstündağ, atlayın bisikletinize, gelin İnönü'ne . Pelin Kalyoncu'yu da kırmamış olursunuz.. Bekliyoruz. Saygılarımla..

Talip Bölükbaşı 
 23.10.2007 14:47
Cevap :
İnşallah.  23.10.2007 15:17
 

keşke ben de gelebilseydim. :( bir daha ki sefere artık. gerçi artık bahara sanırım demi? Kucak dolusu sevgilerimle....

Pelin KALYONCU 
 23.10.2007 11:15
Cevap :
Dedik ya gel diye, anneciğine söz vermişsin odamı toplayacağım demişsin. Bütün gün mü sürdü odanı toplamak. Kucak dolusu sevgiler.  23.10.2007 12:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 540
Toplam yorum
: 1220
Toplam mesaj
: 179
Ort. okunma sayısı
: 3137
Kayıt tarihi
: 02.01.07
 
 

Hiç bir motorlu araca binmeyi sevemedim. Daha doğrusu sevdiremediler. Onun yerine iki tekerlekli ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster