Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ağustos '11

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
542
 

Bir kaç kitap hakkında...

Bir kaç kitap hakkında...
 

Her şey bir kalemle başladı.


Okuduğum her kitaptan sonra, kitabı okurken aldığım notları bir düzene koymayı aslında ne kadar da çok isterim. Hızlı okuma konusunda sertifikalı da olmama karşın ben aslında yavaş yavaş okumaktan yanayımdır, özellikle de sevip gönülden benimsediğim kitapları. 

Ancak nedense bu arzumu çok az kitapta gerçekleştirebilirim. Yani hep 'bugün işim var yarın yazarım' yüzünden bir türlü elim varıp da bende kalmış tadları ileride kah kendimle kah da diğer insanlarla paylaşabilmem için çok tatlı bir fırsat olan yazıya geçirmek konusunda biraz hatta belki birazdan da fazla ihmalkar olduğumu söyleyebilirim. 

Yazarların dediklerine göre ki ben de zamanla kendilerine daha çok hak verir oldum, insan her gün düzenli olarak yazmazsa köreliyor. Antreman yapmak sadece sporcular için gerekli değil aynı şey yazarlar için de geçerli. İllaki de yayınlamak gerekmiyor yazdıklarını ama mutlaka bir şeyler yazmak gerekiyor düzenli olarak. 

Neyse her zaman olduğu gibi yine iş akıl vermeye gelince güzel ve kolay da insan kendi uygulamasında zayıf kalıyor. Aslında kişi çevreye nasihat verirken bu nasihatlara en çok kendisi uymaya gayret etmelidir deyip artık hep 'sonra' diye diye başka kitaplara başlamış olmaktan dolayı sihrini kaybetmiş olabilecek kısa kitap yorumlarımı sizlerle paylaşmaya başlayayım. 

Anı kitaplarını çok severim, biyografi otobiyografi vazgeçilmezlerimdendir. Aslında bütün kitaplar yazarlarının hayatlarından doğmuyor mu? Yazarlar ya kendi hayatlarını ya gözlemlerini ya da hayal güçlerini okurlarıyla paylaşmıyorlar mı? Yazarları olmasa o kitaplar doğabilirler mi? 

Mutlaka kişinin kendisini haklı çıkarma ve yüceltme paylarını da hesaba katarak okumak lazım anı ya da otobiyografileri. Yaşarken 'hep ben hep ben' diyen insanoğlu yazarken niye farklı olsun ki? Nihayetinde anılarını bir günah çıkarma şeklinde yazanlar dahi geçmişte kalmış en olumsuz davranışlarına bile bir haklı sebep bulurlar mutlaka. 

İlk kitap Salih Binbay'ın 'Sağlık Olsun' isimli eseri. Alfa Yayınlarından Temmuz 2004'te çıkmış. Kral'ın kendi kaleminden hayat hikayesi denince zaten kendinizi yine belirli çevrelerde çok tanınmış ama sizin bilmediğiniz birisi ile tanışmaya hazırlıyorsunuz. Salih Binbay 1920 lerde doğmuş sağlık sektöründe Avrupa'dan ithal ettikleri ile bir devir açmış daha sonra bu işlerden kazandıkları ile de İstanbul Gece Hayatı'nın ve Sosyete'nin aranan kişisi olmuş. O yıllarda İstanbul'da doktorların yaşamları, hastanelerde yeni yeni servislerin kurulması çalışmaları, yurtdışından getirilen sağlık ürünlerine bağımlılığımızın düzeyi, günümüzdeki ayakoyunlarının en amatör halleri, Siyaset, sanat, ticaret dünyasında geçen ilginç olaylar. Yapı Kredi Bankası'nın kuruluşu, Gönül Yazar'dan Haberal'a, Alemdaroğlu'na kadar uzanan anılar. 

Belki 20-30 yıl sonra bugünlerde yaşananları bu kadar açık ve samimi anlatan yazarlar, anlatıcılar bulmamız zor olabilir o yüzden bir solukta okuyabileceğiniz 150 sayfalık kitabı eğer bulabilirseniz okumanızı öneririm. 

Okay Tiryakioğlu'ndan Kanuni. Aslında tam da Muhteşem Yüzyıl ara vermişken okuyup sonra diziyi daha bir keyifli izlemenize yarayacak bunu sağlayacak bir kitap. Ne tarih ne de roman. Tarihi roman ise nasıl oluyor bilmiyorum zaten. Çok eskiden 200 sene önce falan yazılmış bu güne kadar da gelmiş tarihi değeri olan roman olsa gerek. 

Okullarda şu savaş bu tarihte şunlarla bunlar arasında olmuş falan kazanmış filan tarihte feşmekan anlaşması olmuş anlaşmanın maddeleri biiiirrrr..... diye giden tektip tarihten farklı bir dille anlatıyor yazar olayları. Zaman zaman kendi hayal gücü ile olayları çok renkli bir şekilde okurun gözünde canlandırma yeteneğine sahip. Kendinizi kaptırıp gitmeniz okullarda tarih derslerinin farklı anlatılması gerektiği yönündeki düşüncelere sahip olmanıza neden oluyor. Bu kadar ilginç şeyler nasıl olur da sadece savaşlar ve kan olarak, 'o öbürüsünün toprağını aldı' tadında anlatılabilir doğru anlamakta zorluk çekiyor insan. Doğal olarak tarihi böyle keyifsiz anlatınca da ülkenin altı tamamen tarih iken biz üstte kendi tarihimize bakıyoruz sadece. Her anı entrika dolu, medeniyetlerin birinin geldiği birinin geçtiği topraklarda patates yetiştirip karın doyurma bakıyoruz Amerikalılar 3 günlük tarihlerini, hayal kahramanlarını, superman, spidermanlerini milyon dolarlık bütçelerle tüm dünyaya pazarlarken. 

Okay Tiryakioğlu hem öğretiyor, hem keyifle okutuyor yazdıklarını. Mutlaka 3-5 sayfada bir google'dan arama yapacak kadar sözcük, olay, tarihi yer ismi birikiyor sayfa kenarlarındaki boşluklarda. Kitabın sonunda tarihe ilginiz artıyor yazarın diğer kitaplarına da sahip olmayı arzuluyorsunuz. Gençlere belki biraz ağır gelebilecek dili haricinde eleştirilebilecek hiç bir yan yok. Dediğim gibi henüz vakit varken ve Muhteşem Yüzyıl dinlenmedeyken okunmasında fayda olan yaklaşık 300 sayfalık, Timaş Yayınları'ndan 2010'da çıkmış güzel bir eser. 

Kitap konusunda en büyük eksikliğim yabancı yazarlara çok az ilgi göstermem olsa gerek. Nedense kitap konusunda bizim yazarlarımıza yoğunlaşmış durumdayım. Konuları bizden, bana yakın konular desem değil çünkü yabancı bir yazarın İstanbul'u anlattığı bir kitabı okumaktansa bizim bir yazarımızın New York'u anlattığı bir kitap daha çok ilgimi çeker. Belki çeviri olayı çok hoşuma gitmiyor yani çevirmen ne kadar başarılı olursa olsun, bana yazarı değil de çevirmeni okuyormuşum gibi geldiği için belki de bizim yazarları tercihim. 

Orjinalinden başka dilleri okuyup keyif alabilmek de pek beceremediğim bir şey. Yıllarca İngilizce yazdım konuştum, bir dili öğrenmek için gerekli koşullardan olan rüyaları o dilde görmeyi bile becerdim ama elde sözlük bilmediğin kelimeler, ısınamadığın dünya görüşleri.... Ne bileyim pek bana uygun değil. 10 yıldan fazladır neredeyse sürekli yaşadığım Rusya'da bile başından sonuna keyifle aman aman ne güzel kitap diye okuyup bitirdiğim bir kitabı bile söyleyemem sizlere ki bunu Rusya'da yapamıyorsam demek ki benim işim gerçekten sapa girmiş demektir. 

Çağdaş Rus Öyküsü Antolojisi, derleyen ve çeviren Engin Toprak İkaros Yayınları. Rus Dili ve Edebiyatı'na ait eserlerin Türkçe yayınlananlarında karşılaşılan temel sorun burada da var. Kitabı kuzey komşumuz Ruslardan direkt çevirmek yerine İngilizce'den çevirince Rusça'da ve Türkçe'de birbirine benzeyen sesleri başka bir yabancı dili araya koyup çevirmeye kalkınca ne kadar komik durum olabilirse hepsi yapılmış. Ş harfi varken İngilizce'de o sesi veren 'Sh' yi yer ve kişi adlarında kullanmak keza ç harfi için de 'ch' olarak sözkonusu, Rusların efsane beryoza ağacının huş ağacı olarak adlandırıldığını bilmeyip akağaç demek, İdil'in Rusların Volga dediği nehrin Türk Boyları arasındaki ismi olduğundan bihaber olmak... 

Genel olarak iyi öykülerin seçildiği bir antoloji, Rus Edebiyatı'na giriş için keyifli okumalar sağlayabilir ve beğenenlerin de yolu açık olup engin, dipsiz Rus Edebiyatı içinde kaybolmalarına zemin hazırlayabilecek bir eser. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 344
Toplam yorum
: 155
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1098
Kayıt tarihi
: 22.07.09
 
 

Okur yazarım. Okur yazarlıktan kastım, okuduklarımı yazmamdır ki, bu yazılarımı genellikle 'kitap..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster