Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Mart '08

 
Kategori
Sanat Tarihi
Okunma Sayısı
4725
 

Bizans Sanatında "Ben Ben'im" sembolü

Bizans Sanatında "Ben Ben'im" sembolü
 

Ayasofya:Tarih abidesi


Marc Bloch’un “okuma bilmeyenlerin edebiyatı” olarak nitelendirdiği ve Roma-Bizans Sanatının “görsel teoloji” olarak tanımladığı dinsel resim sanatının sembolleri tarihsel süreçte en çok incelenen konuların başında gelmektedir. Freskler, mozaikler, minyatür ve ikonalar bu nedenlerle temel olarak sanat tarihi açısından çözümlenirken diğer bir açıdan da sosyolojik, tarihsel ve teolojik platformlarda değerlendirilerek tarihin belirli dönemlerinin “zihinsel paradigmaları” ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır. Politeist bir din anlayışından monoteist bir din anlayışına geçişin “din zihniyeti haritaları” çıkarılmaya çalışılmaktadır. Din Psikolojisi, tarihsel evrim sürecinde insanların inançlarının psikolojisini incelerken “mucize” kavramına çok özel bir yer verir. Mucizelere inanan insanın “kollektif yanılsamalar”a inanmalarının nasıl mümkün olabildiğini inceler. Bu süreçte mucize beklentisinin inancı doğuran bir etken olması paganist din anlayışının günümüze uzanan zihniyetler tarihinindeki önemli bir basamak taşını oluşturmaktadır.

Bu nedenlerle tarihi incelerken freskler, mozaikler, minyatür ve ikonalarda inanç tarihinin önemli nesneleri olmaktadır. Karl Popper’in ifadesiyle inanç “yanlışlanabilir” değildir. Ancak “yanlışlanabilir” olan bilim, her türlü konuyu inceler.

Ülkemizde bulunan tarihi eserlerin incelemesinde sanat tarihinin çok önemli bir işlevi vardır. Bu işlevleri yerine getirebilmek için bütün bilgi boşluklarının doldurulması gerekir.

BİZANS SANATINDA “Ego eımı o -?n” SEMBOLÜ

Roma - Bizans sanatının önemli sembollerinden biriside “Ben olan Ben”, “Ben, Ben olanım” yada “Ben Ben’im” (I am who I am – I am that I am – The exixting One - Ego eımı o ?n - yunanca-) cümlesinin karşılığı olarak kullanılan “O ?N” (veya küçük harflerle kısaltılmış formu “o ?n”) sembolüdür. İbranice olarak ise Ehyeh Asher Ehyeh’dir. Bu sembol, ülkemizde (veya yurtdışında) Bizans sanatının günümüze kadar gelen tarihi eserlerini, resimlerini, fresklerini gördüğümüzde sık sık karşımıza gelmektedir. Buna rağmen sanat tarihi çalışmalarında bu konularda bir bilgiye rastlamak malesef imkan dahilinde olamamaktadır. Daha da kötüsü makalelerde dahi bir freskteki kompozisyonun değerlendirilmesi yapılırken “freskin kenarlarında da O ?N harfleri bulunmaktadır” ifadesi ile “yorumsuzluğa bilgisizlik” dahil edilerek konu daha da içinden çıkılmaz hale getirilmektedir. Akademik çalışmalarda disiplinlerarası çalışmaların eksikliği burada da kendisi hissettirmekte, bilimsel bilginin önünde bir set olarak dikilmektedir. Özellikle de sosyal bilimlerde felsefeden ve tarihten kopukluk sorunları çözmede bir engel olarak durmaktadır. Peki nedir bu sembol?

Bu sembolü anlatabilmek için çok kısa bir şekilde Tevrat’ta geçtiği şekliyle (Çıkış:3-14) konuyu anlatmamız gerekiyor. Bu sembolin tarihsel arkaplanı, Musa peygamberin Yahudileri Mısır’dan çıkarmakla görevlendirildiğinde Tanrı ile olan konuşmasında geçen bir cümleden kaynaklanmaktadır. Tanrı, Mısır’da tutsak olan İsrailoğullarını esaretten kurtarmak için Musa’yı Firavun’a göndermek ister. Musa bunun üzerine “ben kimim ki, Firavun’a gideyim ve İsrailoğullarını Mısır’dan çıkarayım?” der. Tanrı, Musa’ya “gerçekten ben seninle olacağım ve benim seni gönderdiğime şu işaret olacak: Sen kavmi Mısır’dan çıkardığın zaman, bu dağ üzerinde Allaha ibadet edeceksiniz.” Bunun üzerine Musa, Allah’a, “İşte, ben İsrailoğullarına geldiğim zaman, onlara: Atalarınızın Allah’ı beni size gönderdi, dersem ve onlar bana: Onun ismi nedir? derlerse, onlara ne diyeyim?” Allah Musa’ya: “Ben, Ben olanım” (Beni size Ben Ben’im diyen gönderdi) ve “İsrailoğullarına böyle diyeceksin: Atalarınızın Allah’ı, İbrahim’in Allah’ı, İshak’ın Allah’ı, Yakub’un Allah’ı Yehova beni size gönderdi; ebediyen ismim bu ve devirden devire anılmam budur. Erich Fromm, bu sözün anlamının “Benim ismim isimsizliktir. İsrailoğullarına, seni isimsizin gönderdiğini söyle.” olduğunu belirtmektedir. Fromm böylece, “isme sahip olmanın bir putun niteliği olduğunu ve sadece zamanda ve mekanda yaşayan nesnelerin isimlere sahip olduğunu ve varolan bir Tanrının herhangibir imajla düşünülemeyeceğini, isimlendirilemeyeceğini söylemektedir.”

Tarihsel evrim sürecinde somut doğa varlıklarına, fetiş ve totemlere yani putlara tapınan insanlar için ilk kez doğaüstü, soyut bir Tanrı sözkonusudur. Tanrı, herşeyden münezzehtir, karşılaştırma ve kıyas göstermediği için tasvire olanak tanımaz, tasviri yapılanmaz. Bu nedenle Musa Peygamber, tanrının adının telaffuz edilmesini yasaklamıştır. “YHWH” harfleri ile kodlanan Tanrının adı ancak hecelenebilir, telaffuz edilemez.

“Ben olan Ben”, “Ben, Ben olanım” yada “Ben Ben’im” zaman içerisinde felsefenin en temel kavramlarından birisi olacaktır. Bu kavram, mutlak özdeşlik, mutlak soyutlama bildiren, karşılaştırma ve kıyas göstermediği için tanımlanamayan, nitelendirilemeyen ve anlatılamayan, mükemmel, kusursuz ve mutlak olarak doğaüstü (aşkın - transandantal) Tanrı kavramıdır.

Bizans sanatında özelikle Ortodoks kiliselerinde tasvirlerde çok yoğun bir şekilde işlenen “O ?N” teması hristiyan teolojisine göre İsa’nın insanlığın kurtarıcısı “mesih” olarak ikinci gelişini sembolize etmektedir. Bu sembolü Tanrı ile ilişkiye geçmenin bir aracı olarak görmek ve O’nunla ahlaki mükemmellik içinde birlik olarak sonsuza kadar yaşamak ve bu nedenle onun adı ile bir olmak istemeleri “Bizans Sanatı”nda bu sembolün bir form olarak kullanımını arttırmıştır. Paganist dönemin Güneş Tanrısı kökeninden dolayı erken hristiyanlık sanatında kullanılmayan, kaçınılan bu sembol ortaçağlarda düzenli olarak kullanılmaya başlanmıştır. Rönesans döneminde perspektifin sanatta öneminin artması bu sembolün fresklerde değişik “aura” (aureolehalo - hale) formlarında (üçgen, kare ve son olarakta daire şeklinde) yapılmasını sağlamıştır.

Sümerlerden, Hatti, Hitit ve Hurrilere; Roma’dan Bizans’a ve Selçuklulara; Osmanlı İmparatorluğundan günümüze Anadolu topraklarında sanatın öyküsü ve tarihi devam etmektedir. Sanatın ve sanat tarihinin öyküsü bu topraklarda bitmez.

Fehmi Dinçer

Ankara 2008


wwww.math.umn.edu/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sizinle bulmakta bu kadar geç kaldığım için çok üzgünüm. Umarım mesafeyi kapatmakta zorlanmam. Sevgiler. Selamlar. Ali Nail.

Ahmet Güüreşçioğlu 
 11.09.2009 10:41
Cevap :
İyi çalışmalar. Başarılar.  20.07.2010 16:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 109
Toplam yorum
: 40
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 5465
Kayıt tarihi
: 23.03.07
 
 

1959 yılında Fertek - Niğde'de doğdum. Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster