Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ekim '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
354
 

Bizim Çocuklar

Bizim Çocuklar
 

Kendi çocuğuma ve çevremdekilere baktığımda hep aynı şeyi görüyorum. Öz güven fazlalığı. Sanki ne istediklerini bilen, misyonu ve vizyonu olan, sorgulayan, konuşan, fikir veren espri anlayışları gelişmiş, ilgili ve vicdanlı çocuklar gibiler. Tabi ki hepsi demiyorum, bizim yetiştirdiklerimizden bahsediyorum. 80 lerde çocuk, 90 larda genç olan bizlerin yetiştirdiği çocuklardan. Bizim nesil bir başka sanırım. Ülkenin değişim ve gelişiminin her anını tam anlamıyla dibine kadar yaşayan son şanslı nesildik biz.

Yağ, kömür kuyruğu da gördük, kolejlerde de okuduk, Amerikan malı sigaralarımızı el altından Tophane'den alırken 5 sene sonra aslanlar gibi marketlerden aldık. Televizyonu biz karşıladık, arabaların uzaktan kumandaları ilk bizim elimize verildi, evlerimizdeki telefonlardan şehirler arası bağlatmak için 2 gün beklerken çok değil 7-8 sene sonra elimizde cep telefonlarımız vardı. Kitaplardan dvd değiş tokuşuna geçişi biz yaptık, Özal amca bize ithal markaları kullanma serbestliğini  de verdi. Yurt dışında Üniversite okuma rahatlığı yine Özal döneminde bize verilmiş bir ayrıcalıktır. Eskiden yurt dışına ya devlet bursuyla gidilirmiş ya da çalışmaya. Özellikle Boston’un Bostancı'ya dönüşme dönemi körfez savaşından sonradır. Rahmetliye arada çok sövsem de bizdeki hakkı büyüktür. Şimdi olmadığı kadar güzel, rahat ve kaliteli gençlik yaşamamızın sebebi belki de onun yolunu açtığı yeniliklerdir.

İşte bu her şeye vakıf olma durumumuz yetiştirdiğimiz çocuklara da yansıdı. Kendimiz gibi sağlam, öz güveni yüksek, idealleri olan çocuklar yetiştirmek için paraladık kendimizi. Kitaplar elimizden düşmedi, her kursa gittik ve hatta terapistleri maaşımıza ortak ettik. Evet çok iyi yaptık ta; bu itina ile yetiştirilenlerin hepsi sonunda başımıza, her şeyi en iyi bilen, her olaya her duruma hakim, gurme, Shakespeare den daha iyi aşık, stil ikonu, elektrik ve bilgisayar mühendisi, yılın sporcusu, Rahibe Theresa’nın torunları, ekonomist ve hatta psikolog kesildiler  .

Bir şey soramıyorsun. Karşılığında “ Niye” diye bir soru alıyorsun. Bir şey önerince “ sana sordum mu? oluyor. Neyin var’ın cevabı klasik bir HİÇ!. Bu gün ne yapacaksın dersen “Bilmiyorum niye sordun? “sorusu gelir arkasından ki benim favorim bu. Bir şey isteyeceksen bile ağzına tıkılır o laf. Şunu yapalım mı kızım? “ yaa senin  arkadaşların yok mu takılacak? “ Kaçta evde olursun"’u bir türlü bilemezler. Hep bir başkasına tabidirler, hiç belli olmaz. Annem bana o tonda kaçta evde olacaksın diye sorsa cevap “ zaten çıkmadım ki “ olurdu.  Annenize “Ben bu yemeği yemeyeceğim yine içine maydanoz koymuşun, bana dışardan bir şey söylesene” dediğinizi düşünün bir bakayım. O yemek, kafanızın annenin kolu ile sandalye arasına sıkıştırılmak suretiyle ağızdan aşağı itilir, sonrada sabah kahvaltısı dahil en az 3 gün her öğün önünüze konulurdu. Misafirin ya da bir başkasının yanında “ eve gidelim, sıkıldım” gibi vızıldandığınızda “ tamam tatlım biraz sabırlı ol, az sonra evde olacağız o zaman seni bu sabrından dolayı ödüllendireceğim” mi olurdu annenizin tepkisi? Hiç sanmıyorum. En azından benimkinin tepkisini görmek için bile o tehlikeyi hiç göze almadım. Eminim ki kurabiye gibi şeylerle ödüllendirilmezdim. Çocuğunuz gereksiz ağladığında o hiç sekmeyen, her yerden dönebilen, her duvardan sekip sonunda hedeflendiği gibi bir tarafınıza yapışan terliği ona fırlattığınızı düşünsenize. İstikamet yine aile terapisti. Gösterdiğiniz şiddetin çocuğun üstünde yarattığı travmadan dolayı edindiği agresif tavırların sizin üstünüzde yarattığı vicdan azabından dolayı gösterdiğiniz gereksiz ve ileri derecede ki şevkat’in yan etkilerinin tedavisi ile uğraş dur. Öğretmen tarafından azarlandığınız için eve ağlayarak gittiğinizde sebebi dahi sorulmadan birde anneden azar işitilirdi. Kardeşler arasında çıkan kavgada kimin haklı kimin haksız olduğunun hiç önemi yoktu. İkimiz birden cezalandırılırdık. Sıkıysa “ ama anne “ ile başlayan bir cümle kur. Annem "bu yaşta kaş maş alınmaz" dediği için 18 yaşıma kadar İsmail Dümbüllü kaşlarımla dolaştım. Sanırım çok minyon olduğum için beni 18’e yakıştıramıyordu. Benim kızım bana sordu mu hatırlamıyorum bile. En mahrem konular komşu çocuklarıyla yapılan muhabbetlerde öğrenilirdi. Gidip annene “ ben ne zaman öpüşücem” diye sormadık çünkü öpüşünce hamile kalacağımızı sanacak kadar saftık. Benim ki 15 yaşında bana gelip “ kaç yaşında öpüşülüyor “ demişti de oradan aklıma geldi şimdi. Verdikleri haftalığın yetersiz olduğunu beyan etmek gibi bir lüksümüz hiç olmadı. Eğer onlar yeterli gördüyse biz de yettirmek zorundaydık. Benimkine verdiğim haftalığın peşinden üstüne birde maaş veriyorum her ay  ama yine de bir ezik, bir zavallı, bir yaralı ceylan ki anlatamam. ARABASINA her hafta anca 50 liralık benzin koyabiliyormuş. Acaba annesi her hafta zaten depoyu doldurduğu için olabilir mi? Bir kere “daha az gez kızım" dediğimi hatırlıyorum. Sanırım okulu bırakıp Mc Donalds ta çalışmaya karar vermişti.

Kısacası biz hiç genç olmadık, 13 yaşındaydık bir gece bir yattık ertesi sabah kalktığımızda 25 yaşında evli ve çocukluyduk. Onlara öyle geliyor sanırım. Allah'tan doğurmuşum da çocuğum bana gezmeyi eğlenmeyi, oturup kalkmayı, konuşmayı, flört etmeyi falan öğretti. Hani utanmasalar seni ben büyüttüm filan da diyecekler. Yine de bu özgüvenlerine hastayım. Karar verme mekanizmalarının hızına, pratik zekalarına, haklarını savunmalarına, inançlarına bağlılıklarına hayranım. Ne kadar dik kafalı olsalar da, ne kadar “ben yaparım sen karışma” tavırlarıyla dolansalar da sonuçta yine “ anneeee bi gel!”siz yapamıyorlar. Ben söylediğimiz her lafın, yaptığımız her eleştirinin onların beyinlerinin bir yerlerine yerleştiğine eminim. “Ben sana benzemiyorum” diye yırtınsalar da aslında bizim küçük modellerimiz olma çabasındalar. Başları sıkıştığında gözlerindeki “ sensiz ben ne yapardım” bakışını görmek bile yetiyor sadece çocuğumuz oldukları için onları sevdiğimizi hatırlamamıza.

Benim için en önemli şey vicdanlı ve şevkatli bir çocuk yetiştirmekti. Onu başardım sanıyorum. Artık akıllı olup kendisi gibi vicdanlı insanları seçmesini dilemekten başka yapabileceğim bir şey yok . Allah hepsinin karşısına iyi insanlar çıkarsın.

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 34
Toplam yorum
: 24
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1736
Kayıt tarihi
: 03.10.13
 
 

45 yaşını aşmış, yetişkin bir kızı olan, çalışan bekar bir anneyim. Hayatın esprili, güzel ve ren..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster