Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ağustos '17

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
629
 

Bizimkisi Bir Aşk Hikayesi!

Bizimkisi Bir Aşk Hikayesi!
 

Merhaba, benim adım Bal.

Aylarca süren bir kararsızlığın ardından bu satırları yazmaya karar verdim. Önceleri yazmamam konusunda kendimden emindim. Bırak bu yaşanmışlık tarihin derinliklerinde kaybolup gitsin diyordum. Sonra dedim ki… Hayır, hayır. Bu hikâyeyi herkes okusun, herkes bilsin. Kıyamete kadar kulaktan kulağa, gönülden gönüle billur bir nehir misali aksın dursun.

*

Mesut Bey yirmili yaşlarının sonunda, küçük bir kitapevi sahibi, kültürlü bir Ankara delikanlısıdır. Tek sevdası kitaplarıdır. Kendi kitapevi içerisinde kendine masalsı bir dünya kurmuş, yalnızlığını okuduğu yüzlerce kitaptaki kahramanlarıyla paylaşmaktadır. Gece yarılarına kadar dükkânını kapatmaz. Birçok defa yorgunluğuna yenik düşüp, ahşap masasının üzerinde açık duran bir Nazım Hikmet kitabının mistik kokusu eşliğinde sabahlamıştır. Kendi sanal dünyasında öylesine kaybolmuştur ki, dışarıda gerçek bir hayatın olduğunu unutmuştur. Her sabah evden ayrılmadan önce annesinin söylediği: ‘’oğlum artık kendine gel, evlen artık.’’ Cümlesi bir nebzede olsa hatırlatır içinde yaşadığı dünyayı.

Nazım Hikmet’in mezarını ziyaret etmek, onun dolaştığı sokaklarda dolaşmak, onun soluklandığı kafelerde kahvesini yudumlamak en büyük hayalidir Mesut Bey’in. İşte her şey bu hayalin gerçeğe dönüşmesiyle başlar.

Biraz kendi birikimi biraz memur emeklisi babasının desteğiyle bir süre kalmak üzere Moskova’ya uçar Mesut. Ne dil bilmektedir, ne de kendisine rehberlik edecek biri vardır yanında. Aldırış etmez bu duruma, yanında getirdiği kitapları okşar, ‘’benim rehberim bunlar olacak’’ der yüzünde heyecanlı bir tebessümle. Tolstoy’dan Puşkin’e Turgenyev’den Dostoyevski’ye her birinden bir kitap almıştır yanına.

Manej meydanı yakınlarında tuttuğu bir pansiyon odasında sabahı beklemektedir Mesut. Gözleri fal taşı gibi açık, adeta uykusunu kendi isteği ile satmış bir masal kahramanı gibi tavana bakmaktadır. Bir tavana, bir duvara, birde duvardaki saate…

Ertesi gün birazını tramvayla, birçoğunu yürüyerek hedefe ulaşmıştır Mesut. Novodeviçi Mezarlığının kapısının önündedir. İçeri girmeden önce tüm mezarlık sakinlerinin ruhuna bir Fatiha okur. Büyük bir heyecanla içeri girer ve Nazım Hikmet’in mezarını bulur. Önce önünde uzun bir süre anlamsızca durur. Sonra gönlünün ve gözünün barajları daha fazla dayanamaz yıkılır. Hıçkırarak ağlamaya başlar. Hıçkırıkları arasında, yanında Ankara’dan getirdiği bir kavanoz toprağı çıkarır ve Nazım’ın mezarının üzerine döker. Hiç dinmeyecek olan özlemini dizginler ve geri dönmek üzere oradan ayrılır.

Yavaşça Novodeviçi Mezarlığı içerisinde gezinmeye başlar. Tanımadığı fakat birçok önemli şahsın mezarları arasından geçerek Anton Çehov’un mezarına yaklaşır. Ellerini kaldırır, bir Fatiha da onun için okur. İşte tam bu sırada genç bir kız yaklaşır mezarın başına, uzunca bir süre ayakta anlamsızca bekler. Daha sonra hıçkırarak ağlamaya başlar ve çantasından bir kavanoz toprak çıkararak Antov Çehov’un mezarına boşaltır. Mesut şaşkınlıkla olup biteni izler. Ömründe ilk kez karşı cinsinden etkilenir. Gönlünde ılık rüzgârlar hisseder, vücudunda sıtma titremesi, burnunda bahar kokuları ve karşısında masal prensesi…

*

Melina ve Mesut birbirlerinin dilini anlamasalar da birbirlerini anladıkları yollar bulurlar. Bazen bir dokunuşla, bazen bir bakışla, bazen de bir kitapla kalpten kalbe sevgiden köprüler, saygıdan yollar inşa ederler. Tam 44 gün hiç ayrılmadan her günü beraber geçirirler.

Bir gün Serçe Tepelerine çıkarak çimlere uzanıp Gogol’un dünyasında kaybolurlar. Bir gün Kuğu Gölü kenarında ‘’ Karamazov Kardeşler’’le buluşurlar.

Bir gün Arbat Caddesinde bir kafede Tolstoy’un ‘’Anna Karenina’’sıyla tanışırken, bir gün Kızıl Meydan’ın kilit taşları üzerinde Gorki’nin ‘’ANA’’sıyla Rus devriminin havasını solurlar.

Kucak kucağa geçen bir tren yolculuğunun ardından, St. Petersburg’da beyaz gecelerin kollarına bırakırlar kendilerini.

Mesut yanında getirdiği Türkçe baskı kitapları, Melena yanında getirdiği İspanyolca baskı kitapları, sırt sırta vererek Moskova’nın her bir köşesinde okurlar. Kalan zamanlarını birbirlerini izleyerek geçirirler.

Mesut Melena’ya, Melena Mesut’a âşık olur. Beraber geçirdikleri 44 gün geride bıraktıkları 29 yıldan daha fazla anlam taşır ikisi içinde. Daha önce hiç yaşamadıkları duyguların verdiği şaşkınlık içerisinde yaşadıklarını anlamlandırmaya çalışırlar. Sonunda mantıklı tek bir açıklama bulurlar: AŞK

44 günlük beraberliğin son bulduğu an, Moskova’da fırtınalı bir sonbahar sabahıdır. Mesut uyandığında Melena’dan geriye küçük bir not kâğıdı kalır: ‘’Mutlu ol!’’

Deliye dönen Mesut günlerce Rusya’da Melena’yı arar… Arar… Arar…  Ama nafile… Bulamaz.

*

Vize süresinin bitmesiyle Ankara’ya geri döner. Gün geçtikçe ruh sağlığı bozulur. Annesi ve babasının ısrarıyla aylarca psikolojik tedavi görür. Bir müddet İstanbul’da bir müddet Manisa’da hastanelerde kalır. Melena’yı unutamaz. Defalarca bilet alıp Rusya’ya gitmeyi dener fakat ailesi izin vermez.

Geçen onca zamanın ardından Mesut eski yaşamına geri döner. Kitapevine ve sanal dünyasına. Her geçen gün daha da durgunlaşır. Ailesinin zoruyla komşularından birinin kızıyla evlendirilir. Zaman içerisinde bir oğlu ve bir kızı olur.

*

Yazının başında tanışmıştık. Benim adım Bal. Mesut Bey’in kızıyım. Babam vefat edeli 11 ay oldu. Babamın hikâyesi gizli kalsın istemedim ve sizlere aktarmak istedim. Babam her yalnız kalışımızda Melena’yı anlatırdı bana. Annem üzülmesin diye onun yanında bir şey anlatmazdı. Anneme karşı her zaman saygılı oldu fakat sevgi konusunda aynı şeyi söyleyemem. Son nefesini verirken bile dilinde tek bir isim vardı: Melena.

Erkek kardeşimin adı Nazım. Herkes soruyor, hadi Nazım’ı anladık da senin adın neden Bal? Aslında cevabı çok basit Melena’nın Türkçe anlamı ‘’Bal’’ demek.

Melena’yı merak ediyorsunuz değil mi?

Melena diye biri hiçbir zaman olmadı. Babama Rusya’dan döndükten sonra Şizofreni teşhisi konulmuş. Herkes iyileştiğini düşünmüş fakat o Melena’yı hep yaşatmış.

Saygı ve Sevgi ile... 20 Ağustos 2017-Denizli / Özkan SARI 

  

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazı yine harika olmuş yalnız Mesut ile Melena ilişkisinin başlangıç noktası, çok güçlü bir vurgu ile anlatılması gerekirken ilintisi zayıf kalmış, metafor yine sağlam kurgu mükemmel, bir arkadaşımız var MB'ta yani burda da yazıyor (Kaan Akoba) bu öyküde geçen tüm yazar ve Şairlerin yaşadığı yerleri, mezarlarını, müzelerini ziyaret etti, şimdi halen oralarda bir yerde, o da çok nitelikli notlar yazar ama az okunuyor diye yazmıyor. Emeğine sağlık, yolun açık olsun kardeşim, selamlar.

Nizamettin BİBER 
 29.10.2018 9:33
Cevap :
Yorum, yazarın eksiğini fark edebilmesi adına işte böyle eleştirel olmalı. Olmalı ki daha iyi olma yolunda önümüze ışık tutsun. Hele eleştiri Nizamettin Biber'den geldiyse benim için daha bir önem kazanıyor. Önerdiğiniz yazarın sayfasını ziyaret ettim ve bundan sonra mutlaka takip edeceğim. Hikayede geçen mekanları ve yazarların bazılarının mezarlarını bende bizzat ziyaret etme fırsatı buldum. Nazım Hikmet'in mezarı başına geldiğimde kontrolsüzce nasıl ağladığımı hiç unutamam. Vatanından binlerce Km uzakta yatışına içerlemiştim. Hikayelerimin hemen hemen hepsinde tamamen hayali bir kurgudan çok kendi yaşanmışlıklarımın aralara serpiştirildiği kurgular var. İlginize müteşekkirim. Saygıyla Nizamettin Abi...   30.10.2018 0:00
 

Gerçek ile hayalin iç içe geçişi,aşkın kırıntılarını ardında bırakıp birilerinin bulmasını beklemesi.Pek çok kişiye nasip olmayan aşkın hayalde olsa aşığın ömrü boyunca gerçek sanmasındaki büyü.Büyüleyici bir kurgu ve büyüleyici bir aşk hikayesi.

Hale Kanık 
 28.10.2018 21:15
Cevap :
Teşekkür ederim Hale Hanım. Ne de güzel yorumlamışsınız. Saygıyla...  29.10.2018 14:15
 

üstteki yorum yazdırdı bana bu yorumu.. "Gerçek olamayacak kadar güzel".. Özkan kardeşim.. katılıyorum üstteki yoruma.. "henüz" gerçekliğimiz hiç güzel değil.. sağol bu güzel blogu yazdığın için.. selamlar.. saygılar duruşuna..

yucel evren 
 27.08.2018 10:05
Cevap :
Teşekkürler Yücel Abi nazik yorumuna. Saygıyla...  27.08.2018 18:19
 

Ah!Gerçek olamayacak kadar güzeldi zaten.Gönlünüze sağlık yazarım, sevgiler...

SAYHAN 
 26.08.2018 16:02
Cevap :
Ya da keşke gerçek olsa denilecek kadar özel. Teşekkürler. Saygıyla...  27.08.2018 9:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 106
Toplam yorum
: 337
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2944
Kayıt tarihi
: 05.09.15
 
 

Kalın Sağlıcakla... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster