Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Haziran '11

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
1206
 

Blog Sendromu

Blog Sendromu
 

Güneşte eskiyen kâğıt parçalarının kendiliğinden yırtıklar yaratmaları gibi, eskiyip tükenmişlik sendromu yaşıyor büyük çoğunluğu... Veya kör inançlar besleyen yazarlarına nazire olsun diye kabuk tutup kendilerini bir kozaya hapsetmişçesine sessiz-ıssız öylece bekliyorlar. Bazen tozdan desenleri görünmeyen halılar gibi üzerlerine basılmasını umuyorlar. Bazılarının sahipleri -kahırdan olsa gerek- şarap rengi dillerinden dökülen sarhoş nağmelerle şiirler yazsalar da, blogların kaderleri pek değişmiyor! Hece hece, sözcük sözcük yarattığımız beyin çocuklarımız, paylarına düşmesi gereken okunma sayısını bir türlü alamıyorlar hak etmelerine rağmen! 

Hani bazı denizlere dökülen ırmaklar kuruyunca o denizler de ölür ya; tık almayan blogcular da öyle, sanki güneşin ağarttığı suları buharlaştıkça, kendileri de mahzun ve kaderine rıza göstermiş edayla son damlaya kadar nabız atışlarını yitirmiyorlar. Fakat okyanus olmayı, okyanusla birleşmeyi de geçirmiyorlar akıllarından. Okyanusların ölmediğini, sadece renk değiştirdiğini gözlememişler belli ki. Bazen nehir olmak geliyor akıllarına, ilkbaharda gençleşip coşuyorlar; ama sonbaharda yaşlanıp sığlaşan, debisi sıfıra yaklaşan nehre dönüşmekten de alıkoyamıyorlar kendilerini! Bunun, ağaçların huyuyla huylanmak olduğunu, bir gün kesilme tehlikesi ile karşı karşıya olduklarını kestiremeden... 

Oysa blogcunun vazgeçilmezi zamansızlık olmalı. Kadranlara bakılarak geçirilen mesai saatlerinden kalan alışkanlıkları terk etmeli, içine düşülen zamansızlığın blogda tutunamama çaresizliğini doğurmasından önce zamana yazmalı suya yazar gibi... Blogcu, kendini her bloğun her hecesinin, her yeni blog başlığının içinde görmeli; kaderini sırtında taşıyan yazan kişi olarak değil, kaderini -böylesi bir farkındalık sayesinde- an an yaratan kişi olarak. Tüketilmemiş veya gençlik zarını yitirmiş göz kapakları gibi yaşlanmış bloglar ya da el değmeyen okunma sayaçları yüzünden yaşamın durağanlığına ve acımasızlığına inanmaya başlamamalı blogcu. "Biz zaten dokunma hasreti yaşayan bir kuşağın yazan kişileri değil miyiz, öyleyse ne gam?!" dememeli, didinmeli ipin ucunu bırakmaksızın. 

Bu çağın rekabete ve maddiyata dayalı dönem ruhunun sert çelik kadar gerçek ve katı olduğunu bilmeli blogcu. Bu çağın duygudaşlık tanrıçasının ölüm uykusunda olduğunu hiç unutmamalı... Günaydın, demeli kendi kendine, romantizm çağı geçeli çok oldu; artık cinsellikle kutsanmamış veya bir tutam kekik kokusu kadar olsa da aşka bulaşmamış bloglara kimseciklerin dokunmadığının ayırtında olmalı her blogcu her “blog gir” komutuna basmadan önce... Ve yazdığı her bloğa günahları kadar yakınlığı olan birer üvey evlat gibi bakmalı; bir dolu bilgiyle, görgüyle donatılmış bir evlat gibi, sıradan bir beyin çocuğu gibi değil... Unutmamalı, blog okuru bilgili ama bilgece olmayan blogları beyin etine kaydetmez, nöronlar arasındaki sinaplarda dans eden geçici bir ezberde taşır ancak! 

Kötücül bir yosma kadar cazibeli, ağzına ağızlar açık baktıracak kadar cerbezeli, bir yüreğe sığmayacak kadar acılı, hemen hemen pornografik, şeytanca muzip, cıvıl cıvıl nükteli, dokunan-dokunduran, bayat tadı vermeyenlerden olmalı ki şansı-bahtı açılsın, sayacı tıklasın blogların. Evet, her blog özenle, beyin teriyle ve yüreğin eleğinden geçerek yazılmış olmalı ki, ince porselen kupadaki şekeri eritirken çay kaşığının çıkardığı canhıraş ses gibi çın çın çınlamalı binlerce kez... 

Demem o ki; blogculuk "zor meslek” dostlarım! Tabii kolayını bilmeyen bizlere... Ve de bir blogkürede küme küme yaşayan blog bıkkını-blog aşığı bir kitle olarak, epeyce simbiyotik bir ortak yaşam sürmemiz gerektiğini akıllarından çıkaranlara... 

Günün sözü: “Yazan kişiden yazar kişiye evirilmek azınlık olmaktır.” 

Dip not 1: Bu blog, Milliyet Blogküre yazarı Sevgili Vakayinüvis'in MB'nin düşen kalitesinden şikâyeti üzerine gelen esin sayesinde yazıldı; kendisine gönülden teşekkür ederim. 

Dip not 2: Yabancı ulusal gazetelere ve onların blog yazarlarına bakıyorum; blogların kalitesi ile gazetenin saygınlığı arasındaki düzey paralelliğine tanık oluyorum her keresinde. Örneğin; Guardian.co.uk. Aynı olguyu MB yazarlarının ve yönetiminin de göz önünde bulundurması dileğimle... 

 

PınarG bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben içerikli yazıların ayrı tutularak "internet medyası" oluşturulması gerektiği fikrindeyim.İsteyenler blog okur isteyenler ise bu yazıları takip ederler. Yani site BLOG ve İNTERNET MEDYASI diye iki kısma ayrılmalı.

Kerim Korkut 
 05.11.2011 8:38
 

Okuyucuların yüzeyselliği de var maalesef.Başlığa bakıyor,resme bakıyor ve bu bunu anlatmıştır diyor.Ve özellikle bilinen konularda yazılan yazılarda "Ben bu konuyu zaten biliyorum,duya işite gına geldi niye okuyum ki" diyor.Oysa başlık bildiğimiz konu içerik farklı olabiliyor ya da aynı konu farklı şekilde yazılmış olabiliyor.100 defa görüntülenen bir yazımın 1000 defa görüntülenen yazımdan daha iyi olduğunu sadece ben biliyorum.Elbette okuyanın bakış açısı önemli ama arada bu kadar fark olmamalı.İlgi çeken başlık ve konular çok okunuyor.Oysa ilgi çekmeyen sıradan konular ilginç bir şekilde anlatılmış olabilir.

Kerim Korkut 
 05.11.2011 8:35
 

Yüzümde yer yer gülümsemeler oluşarak okudum blogunuzu.Yüreğinize sağlık.Tabii bu arada ben de üstüme düşeni aldım.Esen kalınız.

papatya altı yüz elli 
 23.06.2011 9:30
Cevap :
Yazarken aklımda zerre kadar "Kızım sana söylüyorum; gelinim sen anla!" veya "Oğlum sana söylüyorum; damadım sen anla!" türünde düşünce yoktu! Ama zaten herkes payına düşeni alır bir yazıdan, bir özlü sözden, bir romandan veya bir bakıştan... Duyarlı bilincinize sağlık Sayın Papatya650. Teşekkürle, selamla, saygıyla...  24.06.2011 20:40
 

Daha ilk satırlarından itibaren bu yazının sizin kaleminizden çıktığını anlamakta gecikmezdim Mehmet bey. Ortamımızda seviye ve kalitenin tutturulması anlamında adeta başucu kitabı niteliği taşıyan bir yazı okudum sayenizde. Muhattaplarının kulağına küpe olur umarım. Teşekkürler. Saygılar selamlar.

Arif ÖĞÜTÇÜ 
 20.06.2011 0:05
Cevap :
Övgülerinize layık olmaya çalışacağım Arif Beyciğim; ama bunu sadece bir iltifat olarak kabul ediyorum, şükranlarımla... İnanır mısınız "ortaya karışık" niyetiyle yazdım ve aklımda hiç mi hiç muhatap yoktu?! Fakat bazı kişiler kendi kendilerini muhatap kıldılar... Güç verdiniz. Çok teşekkür ederim. Derin saygıyla...  20.06.2011 0:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 147
Toplam yorum
: 3492
Toplam mesaj
: 296
Ort. okunma sayısı
: 2789
Kayıt tarihi
: 05.05.07
 
 

İngilizce öğretmeniyim, çevirmenim, dilmaçım, araştırmacıyım. / Beş kitabım var: Beynin Kimliği, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster