Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Nisan '08

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
3314
 

Boncuklu Bir Cümlesi Olsun Herkesin

Boncuklu Bir Cümlesi Olsun Herkesin
 

Sevgili Bése,
Uzak taşra kasabalarında hayal, taşların bile can suyudur; ama herkes bunu kendisine bile söylemekten utanır. Evlerin duvarlarını gökyüzüne kadar yükseltir, babaların dışarıdan getirdikleri akşam. Annelerin sesleri yerin yedi kat dibine işleyen birer çaresizliktir, başka hayatlar düşünmemizi bir ihanet duygusuna dönüştüren. Kardeşlerimiz güneş kekemesidir. Evlerimizden üç kuşak daha yılgındır öğretmenlerimiz. Okullar önlüklerimizi yatak çarşaflarımıza çevirir. Biz bir daha susarız. Mavi değildir sokağımızın hiçbir kapısı. Ağaçların kuşları vardır, rüzgârı vardır, bizim sesimiz yoktur. Köpeğimizin kuyruğu bizden daha özgürdür. Ay ışığı, evet, o da bizden dil ister. Gider gider bir parmak sulara bakarız. Sabahlardan değil de akşamlardan medet umarız. Ve bir gün, mezar mühürlü bir hayalsiz zamana, kırık, tenha harfler düşeriz kalbimizin gizli suçlarından...

Bize gülerler sevgili Bése,
Göçmen kuşlara uzun uzun dalar, bize gülerler. Kirpikleri her solukta biraz daha oturur gözlerine, bize gülerler. Aynı fotoğraf solar hepsinin duvarlarında, bize gülerler. Sararmış otlar gibi konuşurlar, bize gülerler. En uzun yolları yarım saatte biter... Bir tahta sandalyedir büyüklükleri... Birbirlerinin gölgesinde üşürler... Topraklarından başka yalnızlıkları yoktur... Herkes bir diğerinin yüz yıl sonra söyleyeceğini bilir... Takvimlerinde, çizilmiş bir tek gün yoktur... Bir suç telaşıyla sıçrarlar rüyalarından, bize gülerler.

Ve biz yazarız Bése,
Bütün bunları bilmek için yazarız. Kendimizi dünyanın aynasına harflerle tutarız. Yazmadığımız hiçbir şey bizim olmayacağı için yazarız. Zamanı bizim kılmak isteriz. Otlara, böceklere, uzaklara ve yağmurlara ancak yazarak katılırız. İnsan kendi gölgesinde yalnız bile değildir, bir eşya kasvetidir olsa olsa, demek isteriz. Başka kederlerden ayrıcalıklar edinmek için yazarız. Kalbimizle gövdemiz arasındaki uçurumu böyle doldururuz. Susmaktan değerli olsun isteriz sözümüz. Herkesin “boncuklu bir cümlesi” olsun kendini seveceği. Kimse yalnızlığını ötekine göstermekten utanmasın. Ve biz biliriz ki, bir varlığın yazılı tarihi yoksa bu dünyada bir hayatı yoktur.

Tarla kuşu, yağmur damlasından dünyayı içsin diye yazarız.

Evet, kısaltılmış bu sözler bir hayal ve gerçek simyacısı şair Şükrü Erbaş’a ait, bana değil. Kendisine Elbistan’dan derinlikli bir mektup yollayan Bése adlı bir kız çocuğuna bir açık mektup olarak yazıp yollamış bu mücevherleri.

İKİLEM

Güzel kadınlara kederli şarkılar söyletmeyin
Birbirini çoğaltıyor üç acı
Kadın, güzellik ve şarkı...

Kederli şarkıları güzel kadınlara söyletin
Birbirini bütünlüyor üç acı
Kadın, güzellik ve şarkı...

Ey insan ömrünü dolduran, biçimleyen duygu
Hüzün müdür her daim mutluluğun bir yüzü?...


Şair Şükrü Erbaş 1953’te Yozgat’ta doğdu. İlk şiiri 30 yıl önce Varlık Dergisi’nde yayımlandı. 1984 yılında basılan ilk kitabı “Küçük Acılar”dan bu yana 15 kitabı daha çıktı. Kanguru Yayınları’ndan çıkan son kitabı “Kum ile Su” seçme şiirlerinden oluşuyor. Kitaplarını edinin, şiirlerinin tadı damağınızdan çıkmasın. (Tel: 0312 – 419 7742)

25 Nisan 2008 günü İzmir Tüyap Kitap Fuarı’nda Aydın Şimşek'in yönettiği söyleşide, aşağıdaki sözleriyle de zenginleştirdi bizleri. Sizlerle paylaşmaktan gurur duyuyorum:

“Bir şairin yazma serüveni, içinde yaşadığı gerçeklikle çatışma serüvenidir. Yaşadığı gerçeklikle, toplumsal düzenle, o düzeni kuranların değer yargıları ve yapıp yarattıklarıyla yetinen hiçbir akıl sanatta da, bilimde de yeni hiçbir şey yapamaz ve söyleyemez.

“Kendisine verilenle yetinen birisi arayışta olmaz; arayışın olmadığı yerde itiraz olamaz; itirazın olmadığı yerde çatışma olmaz; çatışmanın olmadığı yerde yenilik ve gelişme olmaz.

“İnsan böyle bir ruhsuz dünyada yaşasaydı; insanın mayası diyebileceğimiz iç dünyası merak, yenilik, can sıkıntısı, bunalma gibi duygu yaşantıları ile yoğrulmasaydı; onun resim sanatı ilk insanın mağara duvarına çizdiği ilk bizon resminden öteye gidemez, orada kalırdı. İnsan belki ateşi bulabilirdi; ama belki de yazıya geçemezdi. Ve şiir insanın ilk söylediği sözler olarak hepimize yeterdi.

“Eğer ben çatışmalı ruh hâlimi şiirin diline dönüştürememişsem, o durumuma ve kendime ihanet etmiş olurum. Duygumu kendim dışında hiç kimseye bulaştıramamış olurum. Dile getirmeye, dolayısıyla dönüştürmeye çalıştığım gerçeği istemeden de olsa yeniden üretmiş olurum. Kalbimde, aklımda oluşturduğum ve insana çok yakıştığını düşündüğüm karşı dünya tasarımıma yazık etmiş olurum.

“Başlangıçta bilmese de yazmak insanın anlam arayışı, anlama çırpınışıdır. Donmuş bir aklı, donmuş bir kalbi sözcük sözcük çözme çabasıdır. Başta şairin kendisi olmak üzere, insanı bilinenin hapishanesinden kurtarma, onu geleceğin gizine ve özgürlüğüne kavuşturma serüvenidir. Bir duygu yaratma işidir yazmak, ya da boğazınızda düğümlenip duran duyguya yepyeni bir karşılık yaratma işi.

“Biz kendimizi bilme de dâhil bu dünyaya ilişkin her şeyi derinlikli olarak ancak yazarak bilebiliriz.

“Öteki bilgiler hayatı kolaylaştırmak içindir; ama yazarak anladıklarımız -hayatı zorlaştırma pahasına da olsa- insanın varoluş bilgisidir. Kalbin bilgisidir, zamanın bilgisidir, aşkın bilgisidir, ölümün bilgisidir, dilin bilgisidir, mutsuzluğun bilgisidir; ama hiçbir zaman pişmanlığın bilgisi değildir.

“Ancak böylece hayatımıza, başkalarının dayattıkları dışında bizim istediğimiz anlamda bir değer katarız. Ancak böylece insanlarla eşit ve özgür bir ilişki kurarız. Kalabalıktan yalnızlık, yalnızlıktan kalabalık yaratırız. Dünyaya kendi sözlerimizle katılırız.

“Doğanın bütün varlıklarından can alan bir varoluş bilgisi, bir ölüm bilincidir şiir. İnsan şiirle dile dönüşür, dille insana dönüşür.

“Bütün bu sözlerin ne anlama geldiğini hem çok iyi biliyorum, hem de bilmiyorum. Yazıyorum, düğüm biraz daha dolaşıyor. Sonsuzluk gibi bir şey oluyor; bu şey gidiyor birileri ile buluşuyor; bu buluşmadan bir başka şey doğuyor; insan biraz daha büyüyor; yalnızlık biraz daha güçlü, biraz daha verimli oluyor; güzellik, bir yaşama bilgisine dönüşüyor; yabancılaşma hece hece kırılıyor; insan kendisine de, başkalarına da aynı adalet duygusuyla bakabiliyor; tevazu eşitlik duygusuna kapı aralıyor; uzaklık bir dize boyu kadar yakın oluyor; yakınlık çok daha yakıcı bir hâl alıyor... Ve Edip Cansever’den ödünç alınmış bir dize ile şöyle söyleyelim: “Sevinci acısına, acısı sevincine bakan bir güzel huzursuzluk harf harf dokuyup duruyor beni ve bizi.”

“Şiir -diğer bilgi türleri gibi- insanın hayatı tanıma yollarından biridir. Şiir ve diğer tüm sanat yapıtları bizi başkalarının deneyimlerine ve ruhsal derinliklerine götürür. Böylece çok kısa ve yetersiz hayatımıza başka dünyaları, başka hayatları katarız. Tek kişilik hayatımız insanlığın sonsuz hâlleri ve hayalleri ile olağanüstü biçimde büyür, çeşitlenir.

“Şiirin bize kazandırdığı en önemli yetinin hayal kurma yetisi olduğunu düşünüyorum ben. Şiir doğuştan var olan bu yetimize inanılmaz bir işlerlik kazandırır.

“Biz neredeyse hep bir can sıkıntısı biçiminde yaşadığımız bir cümlelik sınırlarımızı hayal gücümüzle aşabiliriz. Başka dünyalara ve hayatlara ancak hayal gücümüzle girebiliriz. Bu, bize, kendimizi başkalarının yerine koyma erdemini kazandırır. Biz ancak böylece bir başkasını sevebiliriz. Başkaları da bizi ancak böyle bir empatiyle sevebilir. Yoksa, birlikte yaşamak cehenneme dönerdi herkes için.

“Şiir bize anlamayı öğretir; sevmeyi, karşı çıkmayı, sessizliğe saygıyı, ufukların ardını, kendi gözümüzün ve kalbimizin büyüsünü öğretir. Yetinmemenin zenginliğini öğretir; zorbalığın zavallılığını, zamanın ürpertisini, inceliğin gücünü, suskunluğun gizli dilini, gecenin ışığını öğretir. Kısaca, insanın ve doğanın tükenmez hazinelerini serer ruhumuza. İnsan ömrünü insanlığın yaşı ile eşit hâle getirir."

“Bütün bu özellikleri ile şiir, şiir okuyan insanı okumayandan çok daha üstün kılar. Elbette -aynı zamanda- daha duyarlı, acılı ve mutsuz kılar; ama bu acı ve mutsuzluk insan hayatının geliştirilmesi ve güzelleştirilmesi anlamında kesinlikle verimli bir acı ve mutsuzluktur.”

Cemile Torun bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Şükrü Erbaş dizelerini hayranlıkla okuduğum şairlerimden biri teşekkürler anımsattığınız için, sessiz duygularımıza ses veren, hüznümüzün, öfkemizin, sevincimizin yareni şiire nasıl güzel tanımlar yapmışsınız emeğinize sağlıklar diliyorum saygılarımla

Cemile Torun 
 13.08.2014 22:58
Cevap :
Ben teşekkür ederim bu yüreklendiren dipnotunuz için Cemile Hanım. Selamla, sevgiyle, saygıyla... MS  17.08.2014 23:44
 

Şiirin alfabesi, destanı, romanı, şiiri gibi... Teşekkür ederim efendim. ATS

Arzum_Var 
 11.05.2008 22:54
Cevap :
Bu güzel sözler için asıl ben teşekkür ederim Arzucuğum. Sevgiyle... MS  12.05.2008 12:15
 

için ve şiire dönük açıklamaler ve güzelliklerinin sergilenmesinde gösterdiğiniz açılıma teşekkürler. Selam ve sevgilerimle...

Yalnıztürk 
 04.05.2008 15:19
Cevap :
Ben de size çok teşekkür ederim Değerli Hocam. Saygıyla... MS  04.05.2008 16:41
 

Şiire dair pek çok yazı okudum. Ama şiiri bu kadar güzel anlatan bir yazıyı ilk kez okuyorum. Bizimle paylaştığınız için teşekkürler...

Melek Koç 
 03.05.2008 16:54
Cevap :
Melek Hanım, ben de bu destek yorumu için size çokteşekkür ederim. Saygıyla... MS  03.05.2008 19:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 147
Toplam yorum
: 3492
Toplam mesaj
: 296
Ort. okunma sayısı
: 2850
Kayıt tarihi
: 05.05.07
 
 

İngilizce öğretmeniyim, çevirmenim, dilmaçım, araştırmacıyım. / Beş kitabım var: Beynin Kimliği, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster