Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

kevser şekercioğlu akın

http://blog.milliyet.com.tr/kevser

13 Ekim '10

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
398
 

BOŞAN BE CEMİLE

BOŞAN BE CEMİLE
 

Sen kendi resim kareni oluştur lütfen


Dizileri sevenler sevmeyenler, seyretmiyorum diyerek hepsinden haberdar olanlar, uygun bulanlar bulmayanları kendi alanlarında, dallara ve kollara geniş bir yelpazede ayırmak mümkün. Benim konum bu değil, bende çok fazla bağımlı olmadan neden hoşlanılıyorsa o programların seyredilmesini savunanlardanım.

Gündüz vakti radyo ya da müzik dinlemek hem televizyona bağımlı olmadan hem güncel işler aksamadan rahat yaşam alanları yaratabilir insana diye düşünenlerdenim. Hayatı televizyon karşısında hiç yerinden kalkmadan yaşamak bana çok da anlamlı görünmüyor, insanın iki arkadaşıyla sohbet ederken gözlerinin başka taraflarda, yalancı da olsa başka insanların hayatlarını izlemesi sohbetin tadına limon sıkıyor gibi geliyor. Televizyon hayatının içinde olmak değil, hayatımızın boşluklarını televizyonla değerlendirmek daha keyifli.

Bir film seyrederim, damarlarıma kadar dokunmuşsa eğer bütün bir geceyi onunla ilgili rüyalarla geçirebilirim hem de sabaha kadar konuşarak. Okuduğum kitapların içinde yaşamak huyu da buna dahil. Etkilenirim kurgu olduklarını bile bile bazılarından çünkü bütün kurguların yaşanmışlıklar üzerine kurulduğunu, etkilendikleri ölçüde filme ya da kitaba yansıdığını iyi bilirim.

Büyük kızımın ve eşinin bunu seyret çok iyi bir ekip ve iyi bir çalışma dedikleri Öyle Bir Geçer Zaman ki dizisinin sadece son iki bölümünü seyrettim onlarla birlikte. İçim daraldı dün akşam seyrettiğim kısmında. Kocasının birlikte olduğu yabancı kadını bıçaklayarak hapishaneye düşüyor, aile paramparça günlerin eşiğinde, ikinci kadın boşanması koşulu ile şikayetini geri alacağı şartını koyuyor sevdiği adamı alabilmek için, Cemile yani esas kadın kabul etmiyor boşanmayı, … Sen yaptıklarınla cezasız kal yeni bir hayat kur ben yaşadıklarımı unutmadan onurumu ayaklar altına mı alayım diye çıkışıyor hapishanede ki görüşmede kocasına.

Yanlış burada bana göre, unutturmamak ve cezalandırmak adına boşanmayı kabul etmeyen ya da asla böyle bir ihtimali dile getirmeyen kadınların ve/veya erkeklerin hayatlarının daha da beterleştiğini görememeleri. Cezalandırdığı sürece kişi de o cezanın baş kahramanı olup kendini de acılı bir cenderenin içine sokuyor. Bitmeyen işkencelerin eşiğinde, sonu belli çekilenlerin terazisinin hep acı darasında ağırlıkların nefes aldırmayan daralmalarını yaşamak. Mesele ne peki? Onurumu-gururumu çiğnettirmem gibi basit ve anlamsız bir inat. Aşkından geberse de bir insan boşamalı diyorum ben sırf onurunu korumak adına. Nikah altında boynuzların bulutlara değmesi daha fazla onur kırıcı olmuyor mu? Dört duvar arasında, özgürlükten- çocuklarından-evinden uzak yaşanması, gerekenlerin ertelendiği bir yaşamı sırf bir adamı kağıt üzerinde kendine bağlamak adına her şeyden vazgeçiş ama özellikle insanın kendinden vaz geçmesi. En acısı bu…

Boşan Cemile, boşanınca kurtuluyorsun bütün sıkıntılardan, elbette daha zor ve daha ağır sorumluluk dolu bir yaşam başlıyor ama yattığında için rahat seni ilgilendirmeyen bir adama dönüşüyor sana eziyet eden. Başka bir hapislikten kurtulup daha beterini tercih etmek yakışmaz senin gibi onurlu bir kadına sırf eziyet çektirmek adına. Asıl eziyeti kim çekiyor biraz dikkatli bak lütfen. Bu belirsiz noktalarda, karmaşık duyguların çıkmazlarında başlıyor kadının asıl işkencesi. Senaryo bu diyeceksiniz ama kaldırmıyor benim bünyem, bütün gece uzun uzun konuştum Cemile’yle ama galiba kendi bildiğini okuyacak, her zaman herkesin yaptığı gibi. Doğrularını kendi görecek ve bakalım son ne olacak ama ben daha fazla dayanamayacağım ve seyredemeyeceğim, bana sonunu siz anlatırsınız.

Filmlerde de gerçek hayatta da her zaman güzel ve eğlenceli senaryolar olmuyor elbette o kadarını bilecek kadar büyüdüm ama ben hala güzel son bekleyen o eski Türk filmi izleyicisi olarak kaldım galiba.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

...Kendini azad etmektir. İhanetin sebebi, kaç kez oluşu hiç önem taşımaz. İlk anda kırılan ego can yakar çok yakar lâkin...Küllerden yeniden bir aşk doğabilir doğmasa da eyvallah... Aldatmanın bence en iğrenç tarafı- hastalık taşıma faktörü- hiç tanımadığın veya tanıdığın kişiyle salya sümük aynı tabaktan yemek yeme gibi bir şey... Üstüne üstelik haberin olasıya kadar mikrobu virüsü çoktan kapmış olursun. Sevgi aşk palavraları...Bazen kulağa hoş geliyor ama her zaman karın doyurmuyor. Elinize sağlık şu Cemile'yi biri ikna etmeli. Ben diziyi izleyemiyorum. Sabırsızım. Sevgiler selamlar Not: Daha ne kadar sabır edeceğiz? Nerde kaldı bu çocuklar? Siz nasılsınız her şey yolundadır inşallah... Aldığınız kiloları kafanıza takmayın...Bundan sonraki koşturmacalar sayesinde eskisinden de fidan boylu olacaksınız öyle değil mi? Hayırlısıyla güzel haberlerinizi bekliyoruz.

Alev Meisel 
 17.10.2010 12:47
Cevap :
Bütün bir gece uğraştım Cemile'yle ama dinletemedim galiba ki hala hapisteymiş duyduğuma göre. Çok haklısınız söylediklerinizle de keşke bunu yaşarken görebilse bütün kadınlar. Bana göre varsa vardır yoksa yok, ikili ilişkilerde yarım yamalak-zoraki-sebepsiz sebepler sadece hayat karartmaya yarıyor. Aynı sabırsızlık ve tahammülsüzlük bende de var. Ben ve biz iyiyiz yedinci ayımızdayız, doğum Ocak 9'da ama doktor ikizlerin hep sabırsız davrandığını, 1 Aralıktan sonra hergün beklememiz gerektiğini hatta 1 Aralık'a kadar dayanmamı söylüyor da bakalım hayat ne diyecek, bekliyoruz heyecanla. Şimdilik sadece 9 kilo aldım, yürüyüşlere devam biraz yavaş olmakla birlikte, umarım doğumdan sonra hem incelirim hem boyum uzar:))) Teşekkürler ediyorum güzel dilekleriniz için, üç kişilik kadın ruh topluluğundan kucaklar dolusu sevgiler  17.10.2010 15:27
 

Bende kaçırmaman gerekli nidalarıyla izlemeye başladım ama bölümün 10 dakikasında kapattım.İnsanın ruhunu daraltıyor adeta nefes almanı engelliyor.Emeğe saygı ama bu kadar da dipten olmamalı...Yüreğine sağlık.

naz akyol 
 15.10.2010 17:43
Cevap :
Aynen dediğin gibi, boşuna nefes daraltmaya gerek olmadığını düşünüyorum. Hayatın içinde yeterince stres var. Hepimizin yüreklerine sağlık, sevgilerimle  16.10.2010 21:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 339
Toplam yorum
: 1558
Toplam mesaj
: 310
Ort. okunma sayısı
: 876
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

1965 Akçakoca doğumluyum. Evli ve dört kız annesiyim, küçük bir kızın  anneannesiyim. A.Ü. Halkla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster