Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Temmuz '15

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
231
 

Böyle emretti şeytan

Böyle emretti şeytan
 

Dünyada her geçen yıl iyiliğin azalıp kötülüğün artmasında bizim da bir payımız olabilir mi ne dersiniz?

Eğer kötülüğü görüyor ve hiç bir şey yapmadan izliyorsanız bu sizi iyi yapmaz ama muhtemelen  kötü yapar. Eyleme geçmemiş her kötü fikir bir düşünceyle başlar. Dünya da sizi etkisine almış algılarınızı bombardımana tutan tüm yayınlar hiçbir süzgeçten geçmeden beyninizin bir yerinde depolanır. Algılarınız iyi ve kötü gelen her bilgiyi oto robot şekilde beyine sürekli aktarırlar. Beyninizin kıvrımlarına saklanan bu kötü fikir tohumları zamanla gelişecek alan buldukça aynı asalak bitkilerde olduğu  gibi beyninizi ele geçirir.

Birçok kişiden duyuyorum artık tv izlemiyoruz, sinemaya gitmiyoruz, çünkü izlediklerimiz bizi ürkütüyor acıtıyor diyorlar. Kendilerini korumak için aldıkları bu önlem kısmi olarak onları  biraz korusa da onu mağlup edecek karşı çalışmalar olmadığı için zamanla uygun toprağa dikilmeyen bitkiler gibi öleceklerdir.

Örneğin İŞİD yaratılmadan bilgisayar oyunlarında aynı vahşet bilgisayarda çocuklar, gençler tarafından oyun şeklinde oynandı. Bilgisayar oyunları beyini etkilemede güçlü efektleri var.

Filmlere bakalım iyiliği, paylaşmayı, eşitliği, adaleti öngören film yok ya da nadir.

Diziler, şarkılar, moda, magazin şeytanın algı merkezleri. Bunlar fark ettiklerimiz birde farkında olmadan sübliminal şekilde işlenen, bilinçaltına yollanan mesajlar var.

Sinema filmleri, bilgisayar oyunları, tv programları, yaşama şeklimiz, eğitimimiz, görgümüz, toplumsal ahlak adına yapılanlar  küçük resimler halinde beyne sürekli bilgi gönderir.. Bu bilgilerin nasıl kullanılacağına zamanla kişi ruhsal yolculuğuna çıktığında karar verir. Bazen negatif algılar kişiyi ele geçirir örnek vermek gerekirse bir düdüklü tencere gibi patlar ve buna verilen ismiyle cinnet geçirir. 

Bir arabanız var diyelim ki benzinli siz onu bir benzinliğe çektiniz oradaki adam sizin depoya mazot doldurdu. Araba da ne problemler olacağını artık siz tahmin edersiniz.

Yıllardır yerli tohumlarla, organik gıdalarla beslenen bedeninize artık gdo lu, hormonlu, ne olduğu belirsiz msg den tutun tüm zararlı kimyasallarla doldurulmuş ama albenisi yüksek bir illüzyonla şahane gibi görünen gıdalar girmeye başladı. Salatalıklar eskisi gibi asimetrik değil, karpuzlar çekirdeksiz, kabaklar sünger gibi, tavuklar pamuk gibi say say bitmez.  

Sizin sağlığınızı bozup kanser başta olmak üzere hastalıklarla perişan etmiş şeytani güç yine iş başında, hatta atalarımızın uzun ömür sırrı zeytinyağlı yemekler yemeyelim diye yine  medya algısından, sanatımızdan da faydalanarak ısmarlama bir türkü yaptırıyorlar.

Zeytinyağlı Yiyemem aman basmada fistan giyemem aman ! Zeytinyağı uzun ömür sırrı, ölümsüzlüğün simgesi zeytin ağaçlarından, basma da bir bitkiden pamuktan. Oysa zararlı polyester, naylon, giysileri moda diye yönlendiriyorlar. Hiç buruşmuyor, hemen kuruyor ama vücudun terini üstünde tutuyor, vücudun elektriksel dengesini bozuyor. Kullanılan boyalar tenden kana geçince ölümcül hastalıklar oluşturuyorlar. Kot taşlama da çalışan insanların dramını hatırlayın. Öyle ki moda da insanları bir yanıltma sanatıdır, yönlendiriyorlar.

Bir yıl dursa da bozulmayan hamburgerleri bakteriler bile yemiyor. Zehirli katkılarla yetiştirilen meyve ve sebzelerin çiçeklerine konan arılar ölüyor. Sizin zehirlendiğiniz gün gibi aşikar ama görmüyorsunuz.

Früktoz  şekeri ile yapılmış, gıdadan çok fare kapanına konan zehirlere benzeyen içecekleri, bisküvileri, hazır çorbaları, gıdaları tüketiyorsunuz. Unu rüşeymi alınmış samandan daha kötü bir şekilde kimyasal beyazlatıcılarla, katkılarla sunileşmiş ekmek olarak yiyor, faydalı kepeğini hayvanlara yediriyorsunuz. Tavukları Yahudi esir kamplarına benzeyen kümeslerde yapay antibiyotikli gıdalarla besleyip, günde 2 kere yumurtlatıyorsunuz. Parası olan ya da aklı olan yana döne özgür, serbest dolaşan tavukların yumurtalarını arıyor.

Yıllarca yerli tohumları kullanan, doğal beslenen insanları etkilemek için margarin denilen sanayi de makinelere sürülecek formulasyonda yapay maddeyi mutlu aile reklamları ile kullanmaya teşvik ediyorlar. Oysa hem doğal hem hayvansal yağımızda bol,  desteklense daha iyi olacak ama tam tersini yani bu hastalık fabrikalarına yatırım yapıyorlar.

Çiftçilere daha çok kazanacaksınız kandırmacası içinde GDOlu, böcek kurutan, ot kurutan, çabuk büyüten, çok dayanıklı sebze ve meyveler ürettiriyorlar. Yerli tohum yerine toprağı kimyasal atıklarla dolduran hibrit tohumları dağıtıyorlar. Hatta vatan hainliğini o kadar abartıyorlar ki yerli tohum kullanmayı yasaklıyorlar. Patronları şeytan öyle emrediyor. Paraya ve güce tapıyorlar.

Artık kanser başta olmak üzere kalp,  karaciğer, pankreas hastalıkları artıyor. Hastaneler ilaç firmaları ellerini ovuşturuyor. İnsanları bir kobay misali zehirliyorlar. Ama akıllanan bir kısım insan kendileri için organik gıdalara yöneliyorlar ama artık atı alan Üsküdar’ı geçmiş durumda onlar kurtulurken milyonlar kanser, şeker hastalığı, kalp dışında adı sanı duyulmamış hastalıklara maruz kalıyor. ALS, MS, OTİZM vs.

Monsanto denen şeytani güç gücünün yettiği ülkelerde bu zehirli gıdaları ürettirmek için anlaşmalar yapıyor. Ama milyonlar ölüp gittiğinde kendisiyle kalan elit kesimle yaşamaya devam etmek üzere inanılmaz güvenlik önlemleri alınan bir bankada zengin ortaklarıyla organik bozulmamış tohumları depoluyor. Bu binanın 100 km. yanına dahi kimse yaklaştırılmıyor.

Aklını ve beynini zehirlediği insanların bedeni de tamamen zehirliyor. Paraya tapan şeytani ortaklar onun işlerini kolaylaştırıyor.

3. kısım ise sigara başta olmak üzere uyuşturucu maddeler zaten sağlıklı çalışamayan bir mekanizmayı daha da kötüleştiriyor.

Bedenimizi ve ruh sağlığımızı korumak için iyi insanlarda artık birlikte bir güç oluşturmalı, doğayı, canlıları evreni, ruhumuzu korumalı şeytana satmamalıyız.

Amaaan ne olacak dememeliyiz.

Dip not.

Aldığınız gıdanın doğal olmadığını pahalı analizler yaptırarak değil basit yollarla öğrenebilirsiniz.

Bulgur, pirinç gibi bakliyatları kuşlara ya da karıncalara verin onlar yerse sizde yiyebilirsiniz.

Dişlerinizi karbonatla fırçalayabilirsiniz inanın hiç zarar vermez.

Meyve ve sebzeleri kesin soyun yarım saat içinde kararmıyorsa yemeyin.

Paketli hiçbir şeyi yemeyin.

Unu taş değirmende öğütülmüş alın kendi ekmeğinizi kendiniz yapın ya da yemeyin.

Doğa da kendi kendine yetişen ebegümeci, semizotu, kuzukulağı, hindiba ne bulursanız yiyin.

Oksijen olan yerde uzun yaşam oluyor, ağaçları katlettirmeyin. Fırsat buldukça ağaç dikin.

Temiz su kaynaklarını koruyun.

Yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapın.

Nükleerden,  savaşlardan uzak durun. Bu yolu önerenlere karşı savaşın.

Dünyada sevgiyi güçlendirin. Sevginin olmadığı yerde karşıtı yani nefret yaşar unutmayın.  

Doğada ki her canlıya merhamet edin.

Medyaya doktorlara değil içgüdülerinize güvenin.

Üretin. Paylaşın, Boş durmayın.

Sevgilerimle.  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 35
Toplam yorum
: 24
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 457
Kayıt tarihi
: 21.01.07
 
 

Antalyalıyım. Bir süre istanbul ve Çanakkale de bulundum. Uzun süredir Ankara da yaşıyorum. İki o..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster