Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Mayıs '15

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
222
 

Bu ülkede namuslu yayınevi sahipleri de var.

Bu ülkede namuslu yayınevi sahipleri de var.
 

Karşı tarafı suçlamak kolay. Marifet doğru yayınevini bulmakta...


Burada, başka bir platformda, kendisine ait bir site veya blogta yazarak, yazarlık kimlik ve kişiliğini geliştirmeye, hitap ettiği okur kitlesini genişletmeye çalışan, bildiğimiz, tanıdığımız ya da varlığından haberdar dahi olmadığımız onbinlerce kader arkadaşımız var bu ülkede. Onların birçoğunun - ve tabii benim de - en büyük ideali; kapağında kendi adı, altında şahsi imzası olan bir kitap çıkarabilmektir.

Öte yandan, söz konusu insanlar arasında, kitaplar yazmış, bunları yaynlamaya teşebbüs etmiş ve bu teşebbüslerini başarıya ulaştırdığı halde, sayısız farklı neden yüzünden emeğinin karşılığını hakkıyla alamamış yüzlerce dostumuz mevcut...

Bu nedenlerden bazılarını kısaca şu şekilde sıralayabilirim:

-Yazar arkadaşımızın deneyimsizliği ve yalnızlığı yüzünden doğru bir tanıtım ve satış stratejisi izleyememesi,

- Büyük yayınevlerinde kitaplarına yeterli ilgi görmeyenlerin; kendilerini küçük, isimsiz, markasız, bir masa bir sandalye faaliyet gösteren, yetenekli yazar avcılığı yapan, telif ödeme kaygısı duymadan art niyetli bağlayıcı sözleşmeler yapan, yalnızca yayınlayacak ve satacak kitap arayan yayın ve dağıtım şirketlerinin kucağına atması,

- Edebiyat dünyasındaki paylaşılmış parseller yüzünden yenilerin bu pazara girmesinin büyük zorluklar barındırması,

- İyi niyetle projeyi sahiplense bile; ekonomik yoksunluğu, yeterli, güçlü satış ve pazarlama ağına, profesyonel reklam kadrolarına uzak kalan yayıncıların; mecburen pes etmek zorunda kalması,

- Kitap için yola çıkarken; gerçekçi, ayağı yere sağlam basan satış hedefleri ortaya konamaması,

- Ve nedendir bilmem, kitap yazanların, tüm satış performansını yayıncı ve dağıtımcıdan bekleyip; kendilerinin bu konuda çaba göstermesini ayıp sayması ya da eserlerinin satışına bireysel becerilerini, düşüncelerini, ürün hakkında en bilgili kişi oluşlarını, insan ilişkileri deneyimlerini katmayıp, kişisel zenginliklerini gözardı edip; eserinin kaderini yabancı ellere teslim etmesi, yazı evladını sahipsiz bırakması...

Ve tüm bunların sonucu şu oluyor maalesef:

Kendi özeleştirisini yapmadan, yanlış, hatalı stratejilerini görmezden gelen, tüm suçu yayınevlerine atan, her geçen gün kalabalığı daha da artan; okumuş, yazmış, ama öyle ama böyle, eli kalem tutmayı, aklı, gönlü yazı yazmayı becerdiği, başardığı için ortaya kitap da çıkarabilmiş ancak, karşılaştığı sonuçların neden-sonuç ilişkilerine kafa yormak yerine, en kolay yolu seçen, kişisel ve sektörel suçlamalarla işin içinden sıyrılmaya çalışan; açıkçası, hafif de kaytarmacı bir insan grubuyla karşı karşıyayız. Benim gördüğüm manzara bu.

Elbette tüm bu yakınmaların, tabii ki bütün bu şikayetlerin de kendine göre haklılık payı var ama...

Eğer bu ülke: Yaşar Kemal'leri, Orhan Veli'leri, Nazım Hikmet'leri, Aziz Nesin'leri, Necip Fazıl'ları gün yüzüne çıkarabildiyse, onlarca yıldır eserlerini hatmedebiliyorsa; bunda en büyük pay; onları bizlere tanıtan, ulaştıran yayınevlerinindir. Namuslu yayıncıların, emek hırsızlığı yapmayan, kul hakkına tecavüz etmeyen, itibarlı ve güvenilir yayın sermayedarlarının, şerefiyle işini yapan, gerektiğinde hapislerde çürüyen kitap üreticilerinindir, yazın dünyası patronlarınındır.

Yiğidi öldür, hakkını ver bizim atasözümüz... Kötüleri eleştirelim, gerekirse yerden yere vuralım ama; onuruyla, prestijiyle, mesleki birikim ve ciddiyetiyle, koca bir ömrü kitap çıkarmaya adayan insanlara da haksızlık yapmayalım lütfen.

Bu ülkede namuslu, şerefli, ciddi, saygın yüzlerce yayınevi sahibi de var. Hal böyleyken, sırf sorumluluğu başkalarının üzerine atıp, sütten çıkmış ak kaşık gibi bir köşeye çekilmek bize yakışmaz.

Konu her ne olursa olsun, eğer ortada bir başarısızlık varsa; bunun sorumluluğu iki yönlüdür. Başımıza gelen felaketin kendimiz kaynaklı nedenlerini görmezden gelmeyelim.

Rahmetli Ali dedemin bir nasihati, çocukluğumdan bu yana aklımdan çıkmaz: " Evladım, bir insanı suçlarken çok dikkat et: İşaret parmağın karşıyı, kalan parmakların seni gösterir! Kimseye kolay kolay haksızlık yapma."

Bu öğüt, neredeyse otuz yıldır kulağıma küpe... Aldığım nasihatten memnunum. Halimden şikayetim yok. Dileyen parmaklarının yönünü gözden geçirebilir. Daha fazlasını söylemek haddim değil. Herkes kendi kusurunu bilir.

Not: Yazıda kullanılan görsel internetten alınmıştır.

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1235
Toplam yorum
: 3506
Toplam mesaj
: 73
Ort. okunma sayısı
: 1672
Kayıt tarihi
: 30.01.11
 
 

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım, A.Ö.F. Adalet Yüksek Meslek..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster