Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Haziran '08

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
406
 

Bu yönetim biçimine yeni bir ad bulmamız lazım

Bu yönetim biçimine yeni bir ad bulmamız lazım
 

Olaylara siyasi açıdan taraf olarak bakarsak, hep kendi düşüncemizi haklı buluruz. Aslında bu o kadar kötü bir şey de değil. Yeter ki eylemlerimiz birbirimize zarar verecek boyutlara gelmesin.

Anayasa Mahkemesi'nin verdiği son kararı sadece Ak Parti'nin hazırladığı "türbanla üniversiteye girme serbestliğinin reddedilmesi" olarak algılarsanız, sonucun sürpriz olmadığını söyleyebilir, böyle olacağı belliydi diyebilir, Anayasa Mahkemesinin doğru bir karar verdiğini iddia edebilir, ya da bu durumu "malumun ilamı" olarak kabul edebilirsiniz.

(Her ne kadar Basın'da malumu ilan şeklinde yazılıp çiziliyorsa da kelimenin doğrusu bu şekildedir ve "bilinen bir şeyi tekrarlamak, tekrar bildirmek" demektir.)

Fakat ortada gerçekten demokrasiyle taban tabana zıt bir uygulama var. Milletin oy verdiği siyasi partiler kanalıyla kullanmak istediği egemenlik hakkı, bürokratik yoldan engellenmekte ve demokrasi kurallarının işlemesi önlenmektedir.

Şimdiye kadar gerçekleşen pek çok uygulama, şu veya bu şekilde yorumlanarak tolere edilmeye çalışılırken, bu son karar artık, bir anlamda demokratik yaşama da son noktayı koymuştur.

Meselenin laikliği korumaya, cumhuriyeti ayakta tutmaya yönelik bir sonuç içerdiği öne sürülerek savunulacak bir tarafı yoktur. Laik cumhuriyeti kuran irade, doğal olarak kendi iktidarının devamını sağlamak üzere çeşitli tedbirler alma ve engeller koyma yetkisine sahiptir.

Ancak totaliter bir rejimden ve imtiyazlı bir grubun yönetime hakim olmasından yana değilsek, millet iradesinin 8-10 kişinin kişisel tercihiyle çiğnenmesine göz yumamayız. Ya da bu yönetim biçimine demokrasi diyemeyiz.

Şu anda her şeye, "kendine has dini görüşleri olan ve bunu siyasi hayata geçirmeyi düşünen" bir partinin yönetimde olduğunu varsayarak, sırf tehlikeli gördüğümüz bu durum karşısında Anayasa Mahkemesi'nin tavrının bizi rahatlattığını düşünerek bakıyoruz.

Oysa demokrasilerde kurallar eşit tandaslıdır ve herkes için geçerlidir. Her türlü uygulanış da, milli iradenin tezahürüne yöneliktir. Eğer -bu demokrasi dışı- küçük bir zümrenin topyekün millet iradesine karşı koyma tavrı, bir kural olarak yerleşirse, yarın bugünün tam zıddı olaylarla da karşı karşıya gelebiliriz.

Düşününüz ki, millet tam anlamıyla özgür ve demokrat bir yönetimden yana tavır koyup seçimini ona göre yaparken, zamanında bazı önemli mevkilere atanmış yobaz görüşlü kişiler, bu kararın uygulanmasına izin vermiyorlar. Bunun açıklanabilir ve kabul edilebilir bir tarafı var mıdır?

İçinde bulunduğumuz durumu buna benzer farklı açılardan irdeleyerek anlamaya gayret edersek, olayın vehameti daha açık şekilde gözler önüne serilecektir.

Yaşamak istediği gibi yaşayamayan bir millet, ödediği vergilerle maaşı ödenen bürokratlar tarafından önü kesilen bir halk ve tebaasının yaşayış biçimiyle hiç alakası olmayan, hatta ona karşı güç oluşturan bir devlet...

Böyle bir tablonun nasıl bir kâbus oluşturacağını anlamamak için aptal olmaya bile gerek yoktur.

Eğer millete, "şartları şu şekilde sınırlanmış, sınırları bu şekilde çizilmiş bir ülke var. İşine gelen gelir burada paşa paşa yaşamaya devam eder, işine gelmeyen de hangi cehenneme gitmek istiyorsa defolup gider" deniyorsa, buna elbette söyleyecek bir sözüm yok.

İnsanlar tarih boyunca baskı altında kalmalarına ve iktidarı ele geçiren erkin boyunduruğu altında yaşamalarına bir çözüm olduğu için demokrasiye sarılmışlardır. Şimdi bir avuç aristokrat rolü yapan bürokratın ve onların temsil ettiği zihniyetin baskıcı yönetimine, herhalde demokrasi dışında yeni bir ad bulmak zorundayız.

murat ertaş bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Nedense bazı yorumlarım yazarlara gitmiyor ve bazı yorumlarım da basılmıyor. Yorumlarıma verilen cevaplar konusunda da kimi kez bilgilendirilmiyorum. Teknik arıza diyecekler ama inanmam. Bu yorum size ulaşırsa bana özel meajla ulaştı der misiniz? Evet.. Dediğiniz gibi o yorumun öncesi de vardı. Bakın ulaşmamış size. KOnu iyice dağıldı, söylediklerinize genel anlamda katılıyorum. Cevap için söylediklerinizle bu daha da pekişti. Sonuçta akepe İslamın temsilcisi değil, Türk ve İslam karşıtlarının da kin kusmak için ona saldırıyor gibi yapmasının anlamı yok. Akepe akepedir, Türk düşmanı da Türk düşmanı. Mileltin dininden ve kimliğinden çeksin ellerini herkes. O ne yapacağını bilir. Saygılarla.

Mehmet Arda 
 13.06.2008 17:15
Cevap :
Bugüne kadar bana ulaşan bütün yorumları yayınlayan biriyim. Daha önce de size verdiğim cevapta zaten yorumunuzun baştarafı olduğu hissedilmesine rağmen bana ulaşmadığını söylemiştim. ditörlerin bazı yorumları göndermedikleri söyleniyor. Ama sizin editöre takılacak kadar sakıncalı bir şey yazdığınızı da sanmıyorum. Ak Partiyi siyasi sebeplarle bazıları sevmeyebilir, karşı çıkabilir, başka bartiler için de bu geçerlidir. Ancak kızıp küfretmek yerine mantıklı, tutarlı ve akılcı şeyler söylenmesi lazım diye düşünüyorum. Ayrıca bugünkü iktidarı bazı ufak tefek dini motiflere yakınlığı sebebiyle yerde yere vuranların, sonra da ters paça dönerek, bunlar hem müslümanım diyorlar, hem de müslümanlığın şu şu gereklerini yerine getirmiyorlar veya yanlış yapıyorlar gibi söylemlerini de şaşkınlıkla izliyorum. Sonuçta herkes kendi görevini yerine getiriyor. Hak eden kazansın diyeceğim ama, böyle bir adalet sistemi yeryüzünde henüz yok. Katkılarınız için teşekkür eder selam ve saygılar sunarım.  15.06.2008 14:44
 

Daha önce de belirttiğim gibi din bireysel bir inançtır. Her insanın yaratılışında var olan bir duygudur. İnançlı insanlar bir araya gelip kendi inançları doğrultusunda kararlar alabilirler, uygulamalar yapabilirler, ama devletin, partinin, derneğin, vakfın, yani tüzel kişiliğin dini olmaz. Bunun yanında laiklik, kuramsal olarak, yönetimin her tür inanca sahip vatandaşlarına karşı eşit mesafede durması, onların hepsine aynı davranması demektir. Yani kurumların, bu arada hükümetin ve devletin uyması gereken bir kuraldır. Kişilerin değil... Birey laik olmaz. Bulunduğu görevinde laiklik ilkesine uygun davranır. Görüldüğü gibi bizde tam tersine bireylerden laik olması istenmekte, kurumlar da dincilikle suçlanmaktadır. Her şeyi biraz tersinden anlamaya meraklı olduğumuz için bu konuda da böyle bir çarpıklıkla karşı karşıyayız. Sonuçta Ak Parti her vatandaşın hükümeti gibi davranmak zorundadır. Onun dini ve İslami bir misyonu yoktur, olamaz da... Katkınıza teşekkürler. Selam ve saygılarımla.

Ahmet YILMAZ 
 11.06.2008 11:40
 

...ortadadır. Biraz adam olsalar, partizan davranmak yerine gerçek birer müslüman gibi karakterli olurlar ve işe göre adamları ehliyete bakarak seçerler.. Neyse... Mesele benim için budur ama gerçekte konu başka. Bürokratik darbecilerin hedefinde bu yılışık akepe zihniyeti yok. Dediğiniz gibi, millet,onun değerleri ve iradesi var. O yüzden yazınızın altına imza atmakla bir akepe destekçisi değil, bu can sıkıcı darbetör girişimi desteklemeyen kişi olmuş durumdayım. Umarım akepe bu kez durumu iyi okur ve gerçekten milletine dayanır. Niteliksiz, yalaka, yılışık, hiç bir şeyi müslümana benzemeyen ve her halt yiyişiyle İslama leke sürdüren kadrolarını temizler ve adamları görecek bir basirete ulaşır. Haaa, diyelim ki hala mağdur rolü oynayıp alçak dağları yarattıklarını düşünüyorlar.. E kendileri bilir! Millet yoluna varacaktır! Hem bürokratik elitlere (!) hem de akepeye rağmen! Hürmetler sayın hocam...

Mehmet Arda 
 10.06.2008 10:06
Cevap :
Sanki yorumunuzun bir de baştarafı var gibi ama, iki gündür bekliyorum başka bir şey gelmedi. Anladığım kadar Ak Partiye siz de bir "İslam" misyonu yüklüyorsunuz ve bunun gereğini yerine getirmesini istiyorsunuz. Bu çok yanlış bir bakış açısı. İslam, bireylerin kendi adına sorumlu oldukları bir inanç sistemidir. Herkes kendi inancının doğrultusunda, onun ahlaki gereklerini yerine getirmek için gayret eder. Ancak kurumların dini olmaz. Böyle bir anlayış dine de, doğal yapıya da, özellikle günümüzün laiklik anlayışına da terstir. Ak Partiyi maalesef "dincilik"le suçlayanlar, yeri gelince bir de dini kurallara uygun hareket etmiyor diye ondan hesap sormaktadırlar. Sizin amacınızı ve niyetiniz belki tam tersi ama, sonuç aynı noktaya çıkıyor. Bazı kavramları yanlış anladığımız ve yanlış yorumladığımız için ortaya çok çarpık sonuçlar çıkıyor.Bugünkü siyaset anlayışında Ak Parti aleyhinde yürütülen kampanyada da bu yanlışlığın çok sık kullanıldığını görüyorum. Buna biraz açıklık getireyim.Dv.  11.06.2008 11:31
 

Gazetelere yansıyan ve Anayasa Mahkemesi'nin kararını etkileyen sorulara siz de inanmışsınız. İlk bakışta insan etkileniyor. Ancak bu süregelen niyet okumanın bir başka şekli. İnsanlar yapmadıkları fakat yapabilecekleri şeyler yüzünden yargılanabilir mi? O zaman hepimiz potansiyel suçluyuz. Hepimiz istersek her an bir suç işleyebiliriz... İkincisi peki bir de şöyle soralım o zaman. Hükümet işçi ve memurlara zam yapsa, mecburi eğitimi 12 yıla çıkarsa, işsiz herkesi sigortalı yapsa, ülkeyi korumayı amaçlayan Anayasa mahkemesi de "ekonomi bozulacak" diye bunu iptal etse ne olacak? Yani görülüyor ki iyi niyet her olayda geçerlidir. Sadece kendinizi iyi niyetli, karşınızdakini köyü niyetli kabul ederseniz bunun sonu yoktur. Yapılacak şey suç işlendiğinde bunun cezasını vermektir. Ayrıca Türkiye 4 ve 5 yıllık seçim sürelerini bile dolduramamaktadır. 20 yıllık bir süreç mümkün mü? Varsayımlarla karar, bir insana da bir yüce mahkemeye de yakışmaz. Ben bu kanaatteyim. Katkınıza tşk.ler.slm syg.

Ahmet YILMAZ 
 08.06.2008 20:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 947
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster