Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ocak '09

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
338
 

Büyülü Bir Hayal

Alıp başımı gidesim var şu sıralar

Mümkün olan en uzağa...

Milyonlarca sebep sayabilirim

Ama yapmayacağım...

Zaten bunalmak için kendine ait sebepleri olan okurun içini daha fazla sıkmanın alemi yok değil mi?

‘Kaçmak isteği’nin keyifli ve huzurlu hayâlinden bahsetmek istiyorum sadece...

Hayâl, ama ne hayâl...

....

Tabiatım gereği fazlaca detaycıyım

Elimde olmaksızın, hayâl kurarken bile bu detaycılığımdan vazgeçemiyorum...

Gideceğim yeri belirlemeliyim önce...

“Gittiği Antep, yediği pekmez” derdi rahmetli anneanneciğim,

O hesap; gidip gördüğüm çok uzaklardaki tek yer olan Nang Yuan’da karar kıldım...

Tayland’ın muhteşem güzellikteki adalarından biri...

Daha doğrusu;

İki minik ada hayal edin,

Her birinin çevresini yürüyerek en fazla 2 saatte katedebildiğiniz...

Yükseklikleri, taş çatlasın da 150 metre olsun...

Bütünüyle palmiye ve ‘Plumeria’larla kaplı...

Plumeria, hani şu tropikal tatil beldelerindeki kusursuz fizikli esmer kızların saçına kondurduğu,

Ekseriyetle sarı-beyaz renkli çiçeklerin bitkisi...

Aralara serpiştirilmiş 8-10 adet ahşap konuk evi...

Bu iki ada arasını doğal bir kumsalla birleştirin...

Genişliği, gel-git saatlerine göre kah 3-4 metreye düşen,

Kah 7-8 metreye çıkan 100-120 metre uzunluğunda...

Bu yolun tam ortasında, bir yana doğru çıkıntı yapmış 60-70 metrekarelik de bir kayalık...

Üçüncü bir adacık gibi...

Üzerinde büyücek bir kulübe...

İçinde, adadakilerin ve günübirlik turla gelenlerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere beş-altı yöre insanının bulunduğu...

Kumsalın iki yanında,

İçinde rengarenk, minicik balıkların oynaştığı turkuaz rengi bir deniz...

Hani neredeyse kendinizi katalog çekimlerindeki bir manken sanacağınız kadar büyülü bir atmosfer...

....

Derdim kendimi katolog mankeni gibi hissetmek değil gerçi...

Adacıklardan birinde, konuk evlerinden birine yerleşip,

Yıllardır hayâlini kurduğum romanımı yazmak...

Bölge insanının o telaştan, stresten, kaygıdan uzak,

Sürekli gülümseyen,

Yabancıları rahatsız edecek hiçbir ısrarcılığı olmayan...

Doğayla bütünleşmiş dinginliklerinden nasiplenmek...

....

Sabahları tertemiz bir havaya ve kuş seslerine açmak gözümü...

Minimal döşeli maksimum rahatlıktaki küçük konuk evimin,

Geniş, ahşap balkonunda yudumlarken sabah kahvemi,

Benden çok önce uyanmış ve sahilde sabah sporu yapan roman kahramanlarımdan birine gülümseyerek el sallamak...

Bir diğeriyle, klavyemdeki tuşları kullanarak yaşamın anlamını tartışmak...

Kendi aralarında konuşan diğerlerine kulak vermek...

....

Adada gün öğle vaktine dönerken,

Gözlerimi ayırıp bilgisayar ekranından,

Memleket topraklarına henüz doğmakta olan güneşi,

Sevdiğim adamın gözlerindeki mahmurluğu düşünüp gülümsemeliyim...

Kendi hallerine bırakıp kahramanlarımı bir süreliğine,

Webcam’den kocaman bir gülücükle “günaydın” demeliyim sevdiğim adama...

O gün giyeceklerini seçmede yardım etmeliyim her zamanki gibi...

Öperek yolcu etmeliyim işe, pek yakında bir fırsat yaratıp adaya geleceğinin sözünü alarak...

Sonra fincanıma kahvemi doldurup yeniden,

Kahramanlarımın, benim bile aklıma gelmeyen maceralarına tanık olmalıyım büyülenmişçesine,

Klavyede uçar gibi çalışan parmaklarımı farketmeden...

....

Yazmaktan yorulduğumu farkettiğimde,

Sahildeki, günübirlik tur teknelerinin adaya taşıdığı başka başka ülkelerin insanlarına takılmalı gözlerim...

Yeryüzünde böyle bir cennetin varlığına olan hayranlıklarını gizleyemeyen...

Gördükleri karşısında;

Benimkine benzer,

Benimkinden bambaşka hayâllere kapılan insanları...

....

Tur teknelerinin en geç 16.00’da terketmek zorunda olduğu bu ‘kısmen konuğa özel’ adada,

Bu başka başka insanların gidişinin ardından,

Sandaletlerimi geçirip ayağıma

Sahile inmeliyim...

Arkamdan seslenen roman karakterlerimden birinin “En heyecanlı yerinde nereye? Bak birşey söylüyorum burada...” serzenişine aldırmadan...

Sahilin bir yanındaki kocaman kayalardan birinin üzerine uzanıp,

Başka roman yazarlarının, başka karakterlerinin de düşüncelerini, duygularını okumalıyım...

Güneş batarken,

Boyumu geçmeyen derinlikteki,

Bastığım yeri görebildiğim berraklıktaki sulara bırakmalıyım kendimi...

Rengarenk balıklarla oynamalıyım bir süre...

Dönüşte kulübeye uğrayıp, sohbet etmeliyim,

Adanın konuk evlerinin haftada bir değişmeyen tek sakini olduğumdan,

Yavaş yavaş beni kendilerinden saymaya başlayan Thai’li dostlarımla...

Her iki taraf için de ana dil olmayan bir dilde konuşmanın garip rahatlığıyla...

O gün dalış kursunda geçirdikleri ilginç ve komik öyküleri dinlemeliyim...

Gönüllerinden kopup,

Olta ile daha yeni yakaladıkları balıklardan birini armağan ettiklerinde bana,

Bildiğim tek Thai kelimesini etmeliyim gülüşmeler arasında;

“Kap-kun-ka” <ı>(teşekkür ederim)

....

Ara sıra en yakındaki ada olan Koh Tao’ya gitmeliyim alışveriş için,

Botla 15 dakika...

Ya da körfezdeki en büyük ada olan Samui’ye...

Botla yaklaşık 1,5 saat....

Sudan ucuz olsa da herşey,

Olmazsa olmazları, alıştıkları, keyif aldıkları pazarlığı mutlaka yapmalıyım...

Daha gözlerimi kocaman açıp yüzüme yerleştirdiğim hayret ifadesiyle “It’s too expensive” der demez yarı fiyatına düşürdükleri ürünlerinden alıp,

Her seferinde tekrarlanan bu oyunla mutlu olmalarını izlemeliyim...

Motor kiralayıp ‘jungle safari’ düzenleyen dostları bulmalı,

Yeryüzündeki en sevimli hayvan olduklarına inandığım filleri sevmeli,

Bir lokmada yuttukları hevenk hevenk muzlarla beslemeliyim...

Hani şu bir banka kartı reklamında hortumunu bakıcısının kafasında sevgiyle gezdiren fil var ya,

Onun gibi hortumuyla saçlarımı okşamasına,

Hatta muziplik yapıp, doladığı gibi belime hortumunu

Hoop sırtına oturtmasına sevinç çığlıklarıyla karşılık vermeliyim...

....

Gün bitiminde şortumun, şapkamın uçlarını çekiştirerek beni bota bindirip konuk evine götüren roman karakterlerimin peşine düşüp,

Adama dönmeliyim...

Kulübeye uğrayıp minik armağanlarımı vermeliyim dostlarıma...

Alışveriş sepetimi boşaltıp yerleştirdikten sonra,

Söylenip duran roman karakterlerime

Geniş, ahşap balkonumda kahve ikram etmeliyim...

İçtiklerinden keyif alanlara da,

“Meyve suyunu tercih ederdim” diye söylenenlere de yeni hayâllerimi anlatmalıyım...

İlk ziyaretinde ikna etmeye uğraşıp sevdiceğimi,

Yaşamın geri kalanını burada, birlikte geçirmek istediğimi anlatmalı,

Yardım istemeliyim onlardan...

Kimi söz verip yardım edeceğine,

Kimi artık onlardan sıkıldığımı düşünerek alınganlık edip çekilirken kendi köşelerine,

Ayrılık vaktinin yaklaştığını bilerek bir parça buruk,

Uyuyanların üzerlerini örtüp saçlarını okşayarak yalnız geçmeliyim balkonuma bu sefer....

Yeni roman ve yeni karakterlerimin nasıl ve kimler olacağını merak ederek dalmalıyım uykuya,

Geniş, ahşap balkonumun bir köşesindeki bambu koltuğumda...

Üzerimde incecik bir örtü, kulaklarımda sakin dalgaların sesi...

....

Ve rüyamda sevdiceğim ellerinde valizlerle görünmeli sahilden...

Yeni güne yanağımda sıcacık öpücüğüyle uyandırmalı beni...

Rüya gerçeğe dönüşmeli aniden...

Sonsuza kadar,

Burada,

Bu adada,

Yanımda kalacağını müjdelemeli...

Aralık 2008

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 14
Toplam yorum
: 19
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 574
Kayıt tarihi
: 16.06.06
 
 

.... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster