Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Aralık '09

 
Kategori
Danışmanlık
Okunma Sayısı
1976
 

Cahil cesareti

Cahil cesareti
 

Boş teneke'nin de felsefesi olur muymuş demeyin!... Demek ki; yapınca oluyormuş.


Birbiri ile ilintili iki kavram; 'Kifayetsiz muhterisler' ve 'cahil cesareti'

Bir dostumun “Cehalet ve Siyaset” başlıklı yazımı ( http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=215220 ) okuduktan sonra, anlattığım cahillik meselesinin üzerine iyice gitmek gerektiğini belirten mailini aldım. Mailde bu tür kişilerin çevresinde oluşan sorunları yoğunluğundan bahsedilirken ‘boş teneke’ benzetmesi yapılıyor ve şöyle devam ediliyordu:

"New York Stern School of Business'te görevli psikologlar Justin Kruger ve David Dunning'in tarihe geçmelerine vesile olan bulguları, yani Dunning-Kruger Etkisi adıyla literatüre geçecek olan teorileri de, Türk sağduyusunun yüzyıllardır “cahil cesareti” dediği şeydir aslında. Journal of Personality and Social Psychology'nin Aralık 1999 sayısında yayımlanan teorileri özetle; “cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır” der.

Metin çözme, araç kullanma, tenis oynama gibi çeşitli alanlarda yapılan araştırmaların sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır:

* Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
* Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
* Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
* Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.

Değerlendirme zaafı

İki uzman daha sonra, bu teorilerini test etme fırsatı da buldular. Cornell Üniversitesi'nden 45 öğrenciye bir test yaptılar, çeşitli sorular sordular. Ardından öğrencilerden “testin sonucunda ne kadar başarılı olacaklarını tahmin etmelerini” istediler.

En başarısızların (yani sadece yüzde 10 ve daha az doğru cevap verenlerin), testin yüzde 60'ına doğru cevap verdiklerine, ayrıca iyi günlerinde olsalar yüzde 70'e ulaşabileceklerine inandıkları ortaya çıktı.

En iyilerin (yani en az yüzde 90 doğru sonuç alanların) en alçakgönüllü denekler olduğu (soruların yüzde 70'ine doğru cevap verdiklerini düşündükleri) görüldü.[1]

İki uzman psikolog bu bilinçsizliği, “kronik kendi kendini değerlendirme (auto-evaluation) yeteneksizliğine” bağlıyorlar. Çalışan, kendi kapasitesini değerlendirmekten ve eksikliğini teşhis etmekten acizdir.

Ama asıl vahim olan, bu “yetersizlik + haddini bilmeme” kokteylinin, mesleki açıdan, karşı koyulmaz bir itici güç oluşturması. Kariyer açısından bir eksiyken, artıya dönüşmesi. İşinde çok iyi olduğuna yürekten inanan “yetersiz”, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve haddi olmayan görevlere talip olmaktan en küçük bir rahatsızlık duymayacaktır. Aksine bunu bir “hak” olarak görecektir. “Uyanıklık” bilecektir.

Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar ise çalışma hayatında “fazla alçakgönüllü” davranarak kendilerine haksızlık edecekler, öne çıkmayacaklar, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmayacaklar, kıymetlerinin bilinmesini bekleyecekler (ve bilinmeyince için için kırılacaklar ve kendilerini daha da geriye çekecekler) ve muhtemelen üstleri tarafından “ihtiras eksikliği” ile suçlanacaklardır. Üstleri de zaten, genelde “aynı yoldan geçmiş” insanlardır. Buna, insan kaynaklarının, iki benzer CV arasından, “kendine güvenen ve iyi sonuç alma olasılığı yüksek” adayı tercih edeceği gerçeğini de eklerseniz, Dunning-Kruger Sendromu'nun Peter Prensibi[2]'nin yatağını yaptığı da ortaya çıkar.

Sonuçta, “kifayetsiz muhterisler” her zaman ve her yerde daha hızlı yükselecekler ve daha yukarılara çıkacaklardır.

Etrafınıza bir bakın, uzmanlara hak vereceksiniz."

Öyleyse 'kuru gürültüye pabuç bırakmamak gerekiyor. Boş teneke, en çok çöp doldurmaya yarar.

Hep sevgi ile kalın.

Murat SEVGİ

__________________________
[*] Murat SEVGİ, "Cehalet ve Siyaset", 23 Kasım 2009
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=215220
[1] Dunning ve Kruger bu çalışmalarıyla 2000 yılında Nobel de kazandılar.
[2] Peter Prensibi: “Her çalışan, iş ortamında yetersiz olduğu noktaya kadar yükselir”, der. Bunun doğal sonucu olarak, yüksek makamlar daima yetersiz insanlar tarafından işgal edilir.

Kifayetsiz muhterisi nasıl tanırsınız?

1- Gücünü delegasyon bahanesinden alır. Ekibinin orkestra şefi havalarına girer.
2- Çok gürültü patırtı eder, çok şey yapıyormuş havası estirir.
3- Koridorlarda hızlı hızlı, düşünceli edayla yürür.
4- “Beşer şaşar” diye düşünür. Ama genellikle şaşan beşer başkası değil, kendisidir.
5- Ne olursa olsun, hazırlıklıymış, olacakları önceden biliyormuş gibi davranır.
6- Üstlerine karşı son derece kibardır; altındakilere (özellikle de en çok ihtiyaç duyduklarına) kötü muamele eder.
7- İktidar ilişkileri ve göstergeleri onun için çok önemlidir. Astlarına kimin üst olduğunu hatırlatmayı sever.
8- İlk denemede başarılı olamazsa, başarısızlığının belgelerini yok etmeyi unutmaz.
9- Talimatlarını post-it ile, e-postayla verir böylece astlarıyla yüzleşmekten kaçar.
10- Toplantılarda son sözü mutlaka o söyler, gerekirse başkasının sözünü tekrarlamak pahasına..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sanırım sözünü ettiğiniz bu etki asıl iş dünyasında geçerli olan bir tanımlama. Fakat Türk Siyasi yaşantısının son zamanlarda yaşadığı 'mesnetsiz' (başbakanın deyimidir) harekete cuk oturuyor. Kaleminize sağlık.

Emine Supçin 
 12.02.2010 9:28
Cevap :
En açı yanı; ne iyiler, ne de kötüler hak ettikleri yeri bilmiyor. İşgüzarlık da olsa, tevazu da olsa hatalı bir durum var ortada. Zaten bu 'hatayı' fark ettikleri için iki bilim adamı, 2000 yılında Nobel amcanın dinamit lokumlarını lüpletmiş. Yorumunuz için teşekkürler.  15.02.2010 18:41
 

Bir gün bir sinek bir su birikintisinin üstünde salınan bir kibrit çöpü görür ve ve o kibrit çöpünün üstüne konarak bağırmaya başlar: "Bu okyanusların hakimi benim!" diye. Oysa okyanusun nasıl birşey olduğunu bilen biri onun sadece su birikintisi olduğunu bilir. Bir gün, okuma yazma bilmeyen bir teyzeden hem de, bir cümle duymuştum ve çok hoşuma gitmişti. "Boş başak başını kaldırır kızanım, dolu başak boynunu büker" demişti. Sanırım bu durumu en iyi özetleyebilen cümlelerden biri de bu. Ha bir de kıyas noktası durumu var böyle durumlarda kıyasladığınız alan olayı. Mesela kentin en iyisi olmak gibi. Ki bu tür kıyaslamalar genellikle ölümcüldür, mesleki anlamda ölürsün. Kentin en iyi doktoru, bölgenin en iyi doktoru, ülkenin en iyi doktoru derken sonra birisi gelir bu sokağın en iyi doktoru deyiverir :))

Koray Dağlar 
 12.12.2009 2:28
Cevap :
Kıyaslanmak güzeldir. Ama Allah vergisi şeylerle kıyaslanmak önemli değildir. Önemli olan kendi kazanımlarınla kıyaslanmak.... O teyzenin mütevazi başaklarından olmak istemem. Ben dolu olacam, birikimlerim, geçmişim, becerilerim olacak, ama yazıdaki anlattığım tiplerden biri önüme geçecek. En güzeli bu tipleri omuzuna alıp birden ortadan kaybolmaktır. Ne olur biliyor musun? Popo üstü düşer! Çok zevklidir. Denemeni tavsiye ederim. Tabii beklentilerin varsa bunu yapamazsın. Doktor örneğine somut bir isim vereyim: Prof.Dr. Mehmet ÖZ. Türkiye'ye çok faydalı olabilecek, tanınmışlığı olan bir isim. Tıbben ulaşabileceği kariyerin tavanına erişti. Sonra hobileri, işinin üstüne çıktı. Orada da dünyanın en iyisi oldu. ABD'de %70-80 tanınmışlığı olan biri. "Dr.OZ" deyince New York'taki homlesler bile biliyor. Kriter şu: Akıl bilgiyi kullanır. Yani; bilgi yakıttır, akıl da motor! En hızlı gitmek için güçlü motor ve kaliteli yakıt gerekir. Eğer depo full'se korkma. Bas gaza...  14.12.2009 0:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 370
Toplam yorum
: 214
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 1084
Kayıt tarihi
: 10.07.08
 
 

1969 doğumlu. Tasarımcı, endüstriyel otomasyon sistemleri için yazılım geliştiriyor. Yüksek öğren..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster