Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ağustos '18

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
129
 

Çakıl Taşları

Çakıl Taşları
 

Annem hep derdi ki diye başlar cümlelerim. Ne de çok haklıymış annem oysa hiç can kulağı ile dinlemezdim bile. Hani hayat o zamanlar bize tozpembe idi ya; neyin farkında oluyorduk ki!O kadar anlamlıymış ki, anacımın sözleri  hayatımın her anında onun haklı olduğunu defalarca gördüm yaşadım.
 
“Erken kalkan yol alır yatmaya alıştırmayın kendinizi tembellik en kötü başarısızlıktır hayatta” derdi. Umursamadığımızı görünce de, ”ah kızım ah daha çok toy ve cahilsiniz hayat bu değil, zorluklar var ellerde neler yollarda neler var” derdi. Biz alaycı sözle “aman anne, yollarda taş kum çakıl var ellerde de senin benim gibi insanlar” derdik. Meğer annem hayatı anlatırmış hayat yolunun zorluğunu engellerini. Ayağımıza takılan her taşta, pabuçlarımıza dolan acı rahatsızlık veren çakıllarda zalim, nankör insanların çıkarcı menfaat dolu hain davranışlarında gördüm hep annemin o nüktedan sözünü.
 
Annem başkaydı anneler hep bir başkadır. Sabır küpü filozof bilgedir. Hamurlu elleri, ak düşmüş saçları, manalı bakan gözleri, evlatları, yuvası için dünyaya meydan okuyan en cesur kahramanlar anneler. Bazen beni güldürürdü annemin sözleri, “kızım bakın sakın eşinizin cebine ondan habersiz elinizi sokmayın, izin alın öyle ne alacaksanız alın”, “niye” anne derdik. “Ne var ki bunda”, “ yok kızım yok evinizin eşinizin bereketi kaçar sakın ha!” Annem hep haklı çıktığı için vardır bir hikmeti diyorsa, doğru diye düşündüğüm için, hiç izinsiz cebine bakmadım eşimin. Bazen unuttuğumda, boş bulunduğumda, annemin burnumun dibinde “sakın ha!” Diyen parmağını görür utanırım.
 
Kızıma da aynı nasihatleri yaptım. Anneler en bilge öğretmenler, en zeki mübarek insanlardır. Hiç bir zaman yemek yok dediğini duymadım. Soğuk kış günlerinde sac sobamızı hep yakardı bütün yokluğa rağmen hastalanıp soğuk alsak, sobanın üzerinde hep kuşburnu, ıhlamur çayımız olurdu. Hayret bir iki bardak içer turp gibi olurduk. Koca kazanda içinde kuru kocaman bir kemik bulunan bulgurlu patates çorbamız tıkır tıkır kaynardı, içmeye doyamazdık. Tatlı istediğimizde “Anne sıcak dondurma yapar mısın?” derdik. Az bir yağ ve unla şekerle karıştırılarak pişirilen hasuda isimli tatlıyla hayatımızda tatlanırdı.
 
Çiçekli yorganlarımız altımızda kocaman güllü desenli yataklarımız hepsinde annemin izleri mahareti vardı. Banyo sıramız gelince sırasıyla kazana ılışladığı suyla, bizleri leğenin içinde beyaz mis gibi sabunla yıkardı. Ne şampuan ne duş jeli hiçbirinde annemin beyaz sabununun o ferah huzur dolusu kokusu yok işte. Bazen çok bol, bazen de dar elden düşme siyah önlüklerimizle, biz yine de mutlu çocuklardık. Yürüyerek okula gider, guruplar halinde korkusuzca eve gelirdik, hiç bir şey olmazdı. Ne onurlar, ne namuslar zarar görürdü.
 
Büyüklere saygılı olmayı, küçüklere merhametli olmayı öğretti. Anneler çocuklarına biz eski zamanın çocuklarıyız, Annemizin gözyaşlarını bize göstermeden beyaz tülbendinin ucuna sildiği sakladığı acıları hissettirilmeden büyütülen. Şekerimizin ekmeğimizin yarısını arkadaşlarımızla bölüşülme öğretilen, sokakta dahi gördüğün bir eşyayı asla eve getirilmemesi gerektiği öğretilen, yazık ki hep cahil köylü fakir diye hor görülen annelerin çocuklarıydık. Sokaktan bulduğum bir kırık demir parçasını eve getirdiğimde, Annemin öfkeli sert bakışları yine o başparmağını sallayarak “çabuk onu aldığın yere bırak bir daha başkasına ait bir şeyi eve getirme”, “ama anne çalmadım ki! Sokaktaydı.” “Olsun yine de hırsızlık bu, nerden biliyorsun belki sahibi vardır, belki gelip alacaktır. Allah görür Allah bilir kızım.” Bir daha mı asla! Annemin öfkeli bakışları hiç hafızamdan çıkmadı ki, keşke imkânım olsaydı da annemin “sakın ha!” Diye sallayan parmağını, öfkeli bakışlarını o bizi terbiye eden, bir iki mimik ve hareketi resmedebilseydim. Şimdi kocaman pano yaptırır hem evimin, hem her yerin duvarlarına asardım.
 
Her yanlış yaptığımda beni uyaran o bakışı, o hareketli mimikleri, Anneler her şeye rağmen bilgedir onlar. Hayat okulunun en güzel yaşam Ahlak dersinin öğretmenleridir. Ne güzel anlatırlar kırmadan dökmeden doğru bir insan olmayı. Şimdi nemi değişti? Bence her şey çok bol doyumsuzluk insanları açgözlü olmaya itiyor tıpkı annemin yıllar önce dediği gibi tembellik, vurdumduymazlık, başarısızlığın, mutsuzluğun en paslı kaba anahtarlarıdır. Her şeye kolayca ulaşabilmek şımarık her dediği emir olan bu neslin, emrine amade duran ebeveynler. Giyimden, kuşamdan, markadan hava atmaktan önce insanlığı, doğruyu, yanlışı güzel ahlakı anlatmak gerekti, önce minicik körpe, her şeyi beyinlerine sokan çocuklara bütün bu güzel hasletler,  öğretilmeliydi. Önce her çocuk umursamaz gibi görünse de verilen her ders, her davranış, her söz inanın beyinlerin bir köşesinde kayıtlı duruyor. Bir gün hayatın zorlu çarklarına kapılıp gerçekleri görünce, o ailesinden gördüğü tutumlar anneden, babadan aldığı öğütler bir, bir hayatının yön haritası oluyor. Zamanı gelince ortaya joker kâğıdı gibi çıkıyor. Her zorlukta tutunacak manevi bir bağ görevini yapıyor. Sonunda verdiği inanılmaz huzur ve ferahlık her şeye değiyor. Onlara çalışkanlığı, sorumluluklarını hayatın zor yönlerinin de olduğunu anlatabilirsek, belki gelecek bir nebze olsun bizi korkutmaz.
 
Annem eğer, eğitimsiz, o zamanlar cahil görünen öyle nitelendirilen, öyle bilinen aklıyla bunu başarabildiyse ki, bence çok akıllı bir insandı o. Bütün eli öpülesi anneler gibi  söylediği her söz, verdiği her öğüt, özlü sözler kitabelerine girecek kadar özel ve anlamlıydı. Bu gün birçoğu eğitimli, kültürlü olan ebeveynlerde neden başaramasınlar. Yalnızca doğru olan şeyi önce kendilerinin de kabul etmesi gerekir. Şimdi kıyamazsak evlatlarımıza, Allah korusun hayat hiç acımadan kıyar. Biraz özveri, biraz sabır bir az hayat dersi, bu aslında çok kapsamlı bir konu. Ben dilim döndüğünce en önemli nedenlerden, bir kaçını kendi tecrübelerimden yola çıkarak anlatmaya çalıştım. Umarım dikkate almaya çalışarak daha kalıcı çözümler üretebiliriz.
 
Evlatlarımız çok kıymetli bin bir emek ve zorlukla büyütülüyor, onların yarınları için, ilerde gurur duymamız için, vicdan rahatlığı için, önce kendimizi sorgulamalıyız sonramı? Sonra onlar zaten bizim izimizden geleceklerdir... Yine annemin dediği gibi “hiç olmazsa bir yerden başlayalım, Başlanırsa uçlanır."
 
En güzel başlangıçlara atalım o zaman adımlarımızı...
Gülderen ÇETİN.
 

 

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 176
Kayıt tarihi
: 09.03.18
 
 

Ben 53 yaşında evli, iki çocuk, üç torun sahibi bir ev hanımıyım. Ortaokul mezunuyum. Ailevi sebe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster