Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ekim '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
586
 

Canım "Ben" (!)

Canım "Ben" (!)
 

Zaman zaman ya bizden kaynaklanan nedenlerle ya da karşı tarafın çabalarıyla enerjimizin tükendiğini hissederiz. Tahammül sınırlarımız hassaslaşır, incelir. Bizim açıklamakta, karşı tarafın da anlamakta zorlanabileceği durumlar yaşayabiliriz. İnsanız ne de olsa.

İşte böyle durumlarla başa çıkıp, güzel canımızı fazla sıkmayacak, üzmeyecek ve aynı zamanda da yine karşı tarafı çok fazla kırıp hırpalamayacak çözüm yolları geliştirmeliyiz.

Geliştirmezsek ne mi olur? Ne olacak o çok sevdiğimiz “ben” sinirlenir, üzülür, sıkılır, ateş olur, barut olur, patlar. Olan hem kendisine hem de karşı tarafa olur. Ne gereği var ki!

Çoğu kimse bu durumu yaşamamak ya da hafif atlatmak için kendince savunma yolları geliştirmiştir. Örneğin ortamdan uzaklaşmak da bir yoldur. Ama bence iyi bir yol değildir. Her zaman kaçmak mümkün olmuyor çünkü.

Öfkeni açığa vurabilirsin. Belki rahatlarsın. Ama patlayan öfkenin nasıl karşılanacağı konusunda garanti yoktur. Açığa vurduğun öfke kat kat katlanabilir. Üstelik yine karşı tarafı, istediğinin ötesinde yaralayabilirsin.

Peki ne yapmalı?

Hani derler ya “üç defa nefes al öyle konuş”.”Yani biraz sakinleş istemediğin sözcükler çıkmasın ağzından” gibi. Bazen üç nefeste de sakinleşemeyebiliniyor.

Bir arkadaşım örneğin çok sinirlendiğinde tane tane ve çok yavaş konuşur, anlatmak istediğini araya nokta, virgül gibi sözcükleri de koyarak gereksiz ayrıntılarla anlatmaya çalışırdı. Anlardık ki çok sinirli. Karşısında onu anlamayan birisi var.

Bazısı susar. Konuşmaz. İnsanın yüzüne dik dik bakar. Öfkesi gözlerindedir.

Yok, konuşmamak da bana göre değil. Sustukça öfkem artar çünkü.

Ne yapmalıyım da işi tatlıya bağlamalıyım? Canım “ben”i üzmemeliyim. O benim sınırlarımı zorlayan kişiye de onun anlayabileceği (ya da anlamazsa anlamasın)bir dille, kırıp dökmeden haddini bildirmeliyim?

Buldum! ( yeni bulmadım tabi canım, epey zaman oldu)

İroni.

Ne diyor sözlükler ironi için; “söylenenin tam tersinin kastedildiği ifadedir. Söylenen ya da yapılan eylem, ciddi görüntüsü altında, karşıt söylenceyi ya da eylemi, çelişki noktasına çekmeyi hedefler. Mizahtan farklı olarak, ironi daha eleştirel yaklaşır. İroni mimik, jest ve tonlama ile söylemek istenenin altını, dolaylı çizer.”

Sonra efendim, silahı kendine doğrultma.( kastedilen silah eleştiridir, yani ironinin görünen hedefi haline gelme)

Kendinle dalga geçmeye başlama.

İşe yarıyor.

Çoğu zaman, bir süre sonra söylediklerime kendim gülmeye başlıyorum. Gülünce gevşiyorum. Ben gülüp gevşeyince karşı taraf da gevşiyor. Mesaj yerini buluyor.

Garantisi yoktur ama işe yaradığını söyleyebilirim.

Tüm bunlar, bunca çaba canım “ben”i üzmemek, canını fazla sıkmamak için.

Ne yapayım kendimi çok seviyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bazen dedğin gibi benciliz üzülmek, yada üzülmemek kim bizi üzüdü, yada üzecek.. yani kısaca kendimizi kendimiz üzebilirmiyiz, üzmemeliyiz.O zaman senin dediğin gibi kendimizi üzmemeliyiz, bunun içinde geliştirdiğimiz metodları raahtlıla uygulayabiliriz. Kimse kimseyi üzmesin saygılarımla..

Mehmet EREN 
 21.10.2007 10:36
Cevap :
Evet, hiç kimse kimseyi üzmesin.Ancak kendisiyle barışık,kendisini seven ve üzmek istemeyen kişiler bu huzuru bozmamak için çaba gösterir ve tüm davranışlarında kendince metotlar geliştirir.Ama bence bencillik ile kendini sevip değer verme arasında fark var.Ben çok bencil insanları sevmem.Teşekkürler.İnönü de görüşmek üzere:)  21.10.2007 11:55
 

Sıkıntılarımızı bir sonraki günlere taşıdığımız ve günün hesabını aynı gün kapatmadığız sürece, önce kendimizi, sonrada karşımızda olanı üzmemek mümkün değil diye düşünürüm. Sorunları leblebi büyüklüğünde iken çözersek sorun yok, ama ceviz büyüklüğüne getirirsek, attığımızda karşı tarafın canını acıtınca, bizimkini de acıtır dönen sözlerle düşüncesindeyim. Sağlık dilerim.

kadirr 
 17.10.2007 11:38
Cevap :
Haklısınız, ben de susmak ve ertelemek değil konuşmak taraftarıyım.Bunun uslubu, yolu yöntemi de sabit değil.Herkes duruma göre medeni ölçülerde kendince bir yol geliştirmeli.Katkınızla yazımı zenginleştirdiniz.Teşekkür ediyorum.  17.10.2007 12:31
 

ama illada sesli sesli anlatmaktan keyif alırım bazan,bazanda anlattığım içn kendime kızarım.Fakat samimiyetine güvendiğin dostla paylaşmak en güzeli...

yekruseha 
 17.10.2007 9:35
Cevap :
Yazmak sakinleştiriyor insanı değil mi? Bu benim çok yeni keşfettiğim bir yol.Ama işte bazen anında tepki vermek gerekebiliyor. Bu tepkilerimizin kontrollü olması için de kişiliğimize uygun çözüm yolları arıyoruz.Katkın için teşekkürler.  17.10.2007 11:37
 

Ne metotlar bana uyuyor ne de ben metotlara. Baktım ki zarar gören hep "ben"... O nedenle her şeyi oluruna bıraktım. Çözüm mü, değil ama şimdilik böylesi istenildiği için. Anlıyorsun işte. Esen kal. Saygı ve sevgilerimle.

İlyas Bayram 
 17.10.2007 9:30
Cevap :
Siz de kendi metodunuzu geliştirmişsiniz işte."Herşeyi oluruna bırakmak". Umarım başkalarına değil ama size iyi geliyordur.İyi gelmiyorsa radikal çözüm ve yöntemler denenmeli cesaretle:)) Herşey gönlünüzce olsun.  17.10.2007 11:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 156
Toplam yorum
: 955
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 2748
Kayıt tarihi
: 03.04.07
 
 

SÖZ UÇAR, YAZI KALIR. 9 Eylül Ünv. İşletme mezunu, 9 Eylül Ünv.Sosyal Bil. Ens.Sağlık Kurumla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster