Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

kevser şekercioğlu akın

http://blog.milliyet.com.tr/kevser

20 Şubat '17

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
904
 

Cemrelerin zamanı

Cemrelerin zamanı
 

internetten alıntıdır


Zor bir kıştı. Uzun yıllardır ilk defa karın kendini fazlasıyla gösterdiği, soğuğun kemiklerimizdeki iliğe kadar işlediği bir süreydi. Yine de 1987 yılının kışını geçemedi en azından benim tarihimde. Kardan ve tatillerinden çok güzel faydalandık çok eğlendik gibi geliyor. Kızakların üzerinde kızlar dondular da donduklarını söylemediler onları bundan mahrum bırakırım diye. Bu kış içimde hep bir kabus beklentisi, isimlendiremediğim bir huzursuzluk vardı. Hala da silinmiş değil. Korkuyorum. Siyahla beyazın iç içe olması gibi. İyiyle kötünün getirilerinin kuzen derecesindeki yakınlığının gelip geçen günleri işte.

Kış zor ve teferruatlı. Kalın giysiler, kısa-karanlık kış günlerinin getirdiği karanlık ruh hallerini iyice telaşa sürükleyen zamansız dar zamanlar. Her açıdan soğuk ve meşakkatli. Bir de ne-nasıl olacaklı, nereye-neden gidiyoruz böyle li siyasi gündemler. İçimiz karardı, hiç dinlemek istemediğimiz kanlı-puşt kapanlı-bombalı haberler ve beraberinde getirdiği acılar. Ne eller kaleme uzandı, ne dudaklar gülümsemeye yeltendi... Hala da buruk...

Ama hayat devam ediyor tüm endişelere rağmen. İnsanların gözlerinde fer göremedim uzun süre güncelin içinde. Sonra bir anladım ki benim gözlerim fersiz-umutsuz bakıyormuş. Bir kaç gündür bir kıpırtı, bir hareketlenme. Tüm dolaplar, çekmeceler, bir bir boşaltılıp elden geçti. Atılacaklar, verilecekler, zaten az olan azaltılacaklar, yeniden ortaya çıkanlar. Eğer bana bir şey olursa diye etrafımdakilere çaktırmadan söylediğim cümleler ve onların bana maksadımı anlamadan; sana bir şey olmaz nakaratları... Sahiden bana bir şey olmaz mı? Bana da olmasın tüm dünyaya da olmasın. Kenardan kenardan hiç kötülük görmeden yaşayalım lütfen diyorum ama.  

Bütün bu yeniden şekillenme ve temizlenme hallerinde beynimdeki sorgulamalar. Oturdum telefon rehberimdeki bazı isimleri bilerek sildim. Sokakta karşılaşırsam konuşurum fazla yer işgal etmesinler telefonumda. O azlık duygusunun verdiği hafifleme bana her zaman çok iyi gelmiştir. Israrla tavsiye ederim. İlaçlar elden geçti, baharatlar, dolap örtüleri yıkanıp yeniden yerleştirildi. Hep yazdı kafam, ortaya karışık her şeyi yeniden.

Çocukluğumda da incelerdim insanları, sadece despot babanın ve/veya annenin yönettiği (aslında yönetemediği) mutsuz yuvaları gördü gözlerim. Etraflarında sesini duyurmaya çalışan aile fertlerinin boşa giden çabalarının sonucundaki sonuçsuz acılı yalnız sonlar. "Ben ne yaptım da böyle oldu" diyen anlayışsız son vakitler. Ölümüyle birlikte etraflarına yayılan huzurlu sakinlik. Tek seslilik küçük aile içinde bile hiç şık durmayan bir yönetim biçimi bana göre. Diğer aile fertlerinin emeklerinin hiçe sayıldığı ve yüreklerden gözlere yansıyan kırgın ve sevgisiz bakışların ortamı iyice soğutması.

Dört yanlışın bir doğruyu götürdüğü gibi değil hayat. Bazen bir yanlış bütün doğruları götürür ve hayat ummadığın bir yola sokar seni. Tıpkı gençlik yıllarında aşık olduğun kötü kaderinin seni hiç ummadığın bir yerlere götürmesi gibi. Düzelt düzeltebilirsen yıllarca yaşananları. Kurtul kurtulabilirsen sevdiğini zannettiğinin yaşattıklarının kişiliğine sindirdiği korkulardan. Yakından tanıdığım bir kadına "Bak kocan ne kadar huysuz asla bir lafını dinletemiyorsun yıllardır, buna bir dur desene" diyorum. Dinlemiyor ki diyor boynu bükük. Ama kocası ne derse o oyu kullanmaya da bayılan cinsinden. Gözlerimin nasıl baktığını anladınız değil mi?

Bu temizlenme ve yeniden başlama hallerimin sebebini düşünürken aklıma geliyor cemreler. Tabii ya benim ruhum doğayla aynı anda hareket ediyor. Bu gün havaya düşecek ilk cemre, sonra suya, daha sonra da toprağa ve güzel günler gelsin Allahım sana yalvarıyorum. Çocuklarımızın karşılarına aklı başında dürüst adil insanlar çıkar eş diye. Tüm çocukları ayırmadan canı gönülden istiyorum bunları. İstekleri-sesleri boğazlarında boğum boğum suskunluk yaşatmasın. Bağırtılı-çağırtılı-korkulu-sindirilmiş kişiliklerin ne kendilerine ne de hiç kimseye fayda sağlamadığını adım gibi biliyorum her aklı başında insan gibi.

Havalar yakında ısınacak cemreler düştükten sonra az kaldı ve uzun güzel günlerin geleceğine dair bir umut doğuyor içimdeki tüm isimli-isimsiz sıkıntılarıma rağmen. Ben bu karmaşık ruh hallerinin de bir sonu gelsin diye dilekler dilemekten vazgeçmeyeceğim. Bu yazıyı yazarken, burnuma vazodaki fulyaların kokuları geliyor, yakında mimozalar çıkar çiçekçilerin tezgahlarına. Bahar dallarının açma zamanına az kaldı, bir iki açarsa güneş tamamdır. Bir de durulursa ülkemin haberlerinin gel-git leri daha ne olsun. Hep birlikte güzel günlerde yaşamak dileklerimle. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben neden sizin yazılarınizda kendimi buluyorum;)) çok güzeldi yine;)) selamlar sevgiler..

Selda Çakmak 
 01.03.2017 21:44
Cevap :
Öyle şarkılar var ki kendim yazmış gibi seviyorum sözlerini öyle sahici beni anlatıyor... Duygular hep aynı yaşanıyor anlatabilen de şanslı ama ortak duyguları hissedebilen daha da şanslı:))) Bizi kelimelerdeki duygular birleştiriyor ve ben bundan çok mutluyum. Sevgiler benden olsun, sağlıkla kal  02.03.2017 23:35
 

Güzel bir yazı.

Erdal Ceyhan 
 21.02.2017 0:34
Cevap :
Yazının güzel olması onu anlayan varsa güzel. Teşekkürler ediyorum sağlıkla kalın lütfen  21.02.2017 11:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 307
Toplam yorum
: 1533
Toplam mesaj
: 310
Ort. okunma sayısı
: 869
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

1965 Akçakoca doğumluyum. Evli ve dört kız annesiyim, bir kız torun anneannesiyim. A.Ü. Halkla İl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster