Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ekim '09

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
522
 

Çin sinemasından yeni ve başarılı bir örnek: Ayçiçeği

Çin sinemasından yeni ve başarılı bir örnek: Ayçiçeği
 

Çin sineması sadece Hong Kong odaklı kung-fu-dövüş filmlerinden ibaret değil. Son yıllarda (Wu Hu Zang Long)Kaplan ve Ejderha, (Ying Hiong) Kahraman gibi bu türün başarılı örnekleri de görülüyor, ancak Çin’in bir de 90’lardan itibaren yükselişe geçen “gerçek” sineması var. O filmlerden birini tavsiye etmek isterim; 2005 yapımı, ismi “Xiang ri kui” ya da Türkçesiyle “Ayçiçeği.” Bir adam, Zhang Gengnian…

Mao döneminde altı yıl boyunca çalışma kamplarına mahkum olmuş bir ressam. Altı yıl sonra evine dönüyor. Çocuğu hiç tanımıyor onu. Baba bile demiyor, diyemiyor uzun zaman. Çocuk babasına ağır ağır alışıyor, “baba” demeye de başlıyor ama aradaki gerilim hiç bitmiyor. Baba Zhangi, yetenekli bir ressamken, “yalnızca elime dokunmayın” diye yalvarmasına rağmen elini bitirdiklerini söylüyor kamplarda. Artık eskisi gibi resim yapması mümkün değil. Marangozluk öğrenmiş biraz; ailesinin yanına döndükten sonra çocuğuna kendi yarım kaldığı işi tamamlatmayı, onu bir ressam yapmayı hayatının yegane amacı haline getiriyor. Çocuk küçüklükten beri yaramaz, babası gibi yetenekli ama ressam olmaya da pek gönlü yok. Hele babasının, üstelik onu altı yıl boyunca yalnız bırakmış babasının bu konudaki tavizsiz tavrı, zorlamaları, onu soğutuyor çizmekten, en azından tepkiye zorluyor, ama resmi bir kenara asla atmıyor, çünkü onun da içinde istek ve yetenek var, yalnız babasına direnmek adına uzun zaman yetenekleriyle çatışıyor, kendi kendini de zorluyor. Film Mao Zedong’un öldüğü yıl (1976) başlıyor. O dönemin bir takım toplumsal değişim ve histerileri hikayeyle birlikte yetiği kadar aktarılmış.

Sonra 1987’ye geçiyoruz. Çocuk, Xiangyang burada gençlik çağlarında. Bir kıza aşık oluyor, ailesinin yüksek meblağlarla kendisini yazdırdığı akademiye gitmiyor, kızın peşinden girmek istiyor, çocukluğunda ressam olacaksın diye karşısına dikilen baba, burada da engelliyor çocuğu, çocuğun kini babasına karşı daha da büyüyor ve 1999’a, Xiangyang’ın evli olgun bir adam olduğu çağa geliyoruz. Xiangyang burada bir çatışma daha yaşıyor babasıyla. Babasının torun sahibi olmak istemesi, inat, açılan sergi (resimler ve anlam derinliği güzel ve ayrı bir konu), babası beğenecek mi beğenmeyecek mi, başka çatışmalar. Adamın her şey pahasına bir apartman katı isteyen karısıyla yaşadığı çatışmalar, bu çatışmalar çerçevesinde film kendi sonuna ulaşıyor. Küçük, genç ve olgun Xiangyang rollerindeki oyuncular, hepsi filmde iyi bir iş çıkarmışlar. Anne rolündeki oyuncu da başarılı, ancak özellikle baba rolündeki Sun Hai Ying, muazzam, filmi tek başına alıp götüren bir performans ortaya koymuş.

Dünyanın pek çok yerinde, pek çok ülkenin stüdyolarında sinema yapılıyor, sadece Hollywood’da değil. Hollywood’un uzun tarihi boyunca ara ara çok iyi işler çıkardığını unutmayıp ukalalık yapmamak kaydıyla Hollywood dışındaki sinemaların hikayelerine de bir göz atmanın herkes için gerekli olduğunu düşünüyorum. Özellikle sinema konusunda, Doğu-Batı sineması gibi kallavi genellemelerin ötesinde, ülkelerin, hatta ülkeler içindeki değişik, sosyal, siyasal, politik grupların dahi ne denli birbirinden farklı hikayeler çıkarabileceğinin bilincinde olarak yapmamız gerekiyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 155
Toplam yorum
: 200
Toplam mesaj
: 20
Ort. okunma sayısı
: 2614
Kayıt tarihi
: 22.06.07
 
 

İsmim Burak Çapraz. Yaşım 26. Buraya başladığımda 21'dim. Öğrenciyim. Bir okul bitti ama hala öğr..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster