Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Şubat '07

 
Kategori
Çocuk Psikolojisi
Okunma Sayısı
1195
 

Çocukların aklı ne kadar çalışır?

Çocukların aklı ne kadar çalışır?
 

Hiç sokakta yürürken yanındaki büyüğünden azar işiten bir çocuk gördünüz mü? Ondan sonra onu görmezlikten geldiniz mi? Aklınıza bunun aksine çok mutlu geçmiş olan ya da tam tersi aynı şekilde azarla geçmiş olan çocukluğunuz geldi mi? Bana çok oluyor da...

Bazen durup düşünüyorum, çocukken hayat nasıldı, ne şekilde düşünüyor, nasıl bakıyordum hayata... İnanılmaz şekilde bazı anahtar noktaları hatırlıyorum. Daha sonra neden hatırladığımı da hatırlıyorum. Çocukken hep büyüklerin dünyasının nasıl olduğunu merak ederdim. Belki de bu yüzden, büyüklerden farklı düşündüğüm zaman, hem onların düşüncelerini, hem dekendiminkileri ezberlerdim. İşte hala hatırlıyorum. Ve biliyor musunuz, çocuklara söylediğimiz o, "Sen bilmezsin daha küçüksün!" tıslamaları aslında beynini tam kapasite kullanamayan biz büyüklerin inandığı, ama gerçekliğini bir türlü kanıtlayamadığı bir cümlecik.
Okudukça öğrenmemiz gerekenleri öğreniyoruz- ya da başkalarının öğrenmemizi istediğini- ama içimizde bizimle birlikte doğmuş olanı unutuyoruz.

Yaralı kuşun kanadını iyileştirebilmek için cebindeki beş kuruşu mahalle kabadayılarına vererek, onlardan kuşu satın alan küçük çocuk, büyüdüğünde villa yapmak için ormanları kesiyor. Bize öğretilen bu mu? Değilse neden böyle yapıyoruz, eğer buysa, neden bu öğretiliyor?

Annemin dediğine göre iki yaşındaymışım o zaman. Zaten doğduğum ve iki -bilemedim iki buçuk- yaşına kadar yaşadığımız İzmir'den aklımda kalan tek hatıra budur. Annem kapıda karşı komşuyla muhabbet ederken ben de evde kalmış olmnın sıkıntısıyle apartmanın koridoruna çıkmıştım. Asansörsüz olan apartmanımızın demirlerinden aşağıya bakmama hiç izin verilmezdi zaten, düşerim korusuyla. Oysa o demirler benden neredeyse yarım metre uzundu.
Neyse ben kafamı uzatıp üçüncü kattan (bu kat olayını annemden öğrendim. Yok artık o kadar da değil!!! Bkz: ileri hafıza teknikleri) aşağıya bakıyordum ki annem seslenip "Gel yavrum buraya baban gelmez daha." dedi. İçimden, bildiğim kelimelerle etiiğim küfür ibretlikti. Hala kelimesi kelimesine hatırlıyorum; "Biliyorum herhalde gelmeyeceğini, daha hava bile kararmadı!" (Düşündüm de küfür sayılmazmış)

Şimdi düşünün iki yaşındaki bir çocuk, kış mevsiminde babasının hava karardıktan biraz sonra eve geleceğini biliyor ve kendi çapında "Karışmayın ulen ben büyüdüm artık!" pozisyonunda annesine "Sanki ben bilmiyorum." bakışı fırlatıyor.

Belki de babamın ne zaman eve geleceğini bilmekten gurur duymuştum ya da başka birşey... Ne olursa olsun bu basit olayı yıllardır unutmadım ve bu, çocukların neler yapabileceğini hatırlamama yardım ediyor.

Biz büyüklerin dünyasında hep mantık vardır. Yani biz öyle düşünürüz. Hani biz büyüğüz, herşeyi biliyoruz ya, o bakımdan. Onlar küçük, ne olacak, vur ensesine, al lokmasını... Çocuk birşey istediği zaman o şeyi almamak için hep geçerli sebeplerimiz vardır.

-Şeker zararlı kızım, dişlerin çürür bak!
-Oğlum ne yapacaksın onu? Şimdi alacağız, iki saat sonra bozacaksın.
-Ben sana sonra daha güzelini alacağım! (Örnek 1/A: Tutulmamaya mahkum, ama verilmiş bir söz)
-Gel bak burda ne var!!! (Örnek 1/B: Oyuncak isteyen çocuğa matkap veya cilt bakım seti gösterilerek ilgisi çekilmeye çalışılır.)
Şimdi biri size böyle bahaneler söylese hemen "Çocuk mu kandırıyorsun kardeşim!" der ve kızarsınız. Hani önceki dersten hatırlayın, çocuklar acizdi ya...
Hiçbir çocuk kendisine öğretilmediği sürece;
-araba kullanamaz
-alışverişe çıkamaz
-faturaları ödeyemez
-televizyonu nereden kapatacağını bilemez
-tuvalete gittiğinde tek başına temizlenemez (ıyy ne iğrenç bişidir o ya)
ama sizin bunları yapabiliyor olmanız sizin herhangi bir çocuktan daha üstün olduğunuz anlamına gelmez, çünkü;
-Sadece bir çocuk harçlığının yarısıyla eve ekmek alıp, diğer yarısını depremzedelere gönderebilir. Bunu siz yapsanız, muhtemelen herkes size; "Yahu üç kuruş parası var, yarısını depremzedelere göndermiş. Bu adam aç kalmayı hakediyor yahu!" derler...Dikkat edin bunu yine sizin gibi büyükler söylüyor. Hiçbir çocuktan (eğer hayatta olduğu bikaç yıl içinde bencil ve kıskanç olması için çaba sarfedilmemişse) böyle bir söz duyamazsınız.
-Sadece bir çocuk paranın bir kağıt parçası olduğunu bilir. Bizler o para sanki dünyanın en değerli nesnesiymiş gibi davranır, yaşamımızın o kağıt parçasına bağlı olduğunu zannederiz. Halbuki para, devletin bize olan borcudur. Bir gün gelip devlet; "Battık kardeşim, savaş çıktı. Paranızın tükrük kadar değeri yok!" derse ne yapacağız?

Ben elindeki bozuk parayı yağmur suları için konulmuş ızgaralardan birine düşüren bir çocuğun, çarşının ortasında babasından dayak yediğini hatırlıyorum. Sinirden gözü dönmüş olan babaya müdahale edemediğim, büyüklere özgü bir "Neyse canım, baba oğul arasına girilmez. Ehehe, neyse, babası ne de olsa" çerçevesinde bir gaflete düştüğüm için hala utanırım.

Oysa bir çocuk, ızgaraya düşen bir para için üzülür, para olduğu için değil, ona ait birşey olduğu için üzülür; en fazla çaresizlikten biraz ağlar. Ama kimsenin ne kalbini ne kafasını kırmaz. Bunu sadece toplum terbiyesi görmüş biz büyükler yaparız.

-Sadece bir çocuk, alışveriş yaparken duygusal davranır. Biz birşey alacağımız zaman ödeme koşullarını, taksit seçeneklerini konuşuruz. Zaten herşey fabrikasyon olduğu için aynı gibi gelir bize. Ama bir çocuk için durum daha farklıdır. O, eski de olsa, yırtık pırtık da olsa, sevdiği oyuncaktan vazgeçmez. Ya da sırf üzerinde marka var diye gidip bir oyuncağı almaz. Ama biz büyüklerin düşüncesine bakın;

"1.Eli kolu oynayan, pahalı oyuncak iyi oyuncaktır. 2.Oyuncağın çok kaliteli olması gerekmez.(çok pahalı olmasın ne de olsa oyuncak) 3.ucuz, dayanıklı, kullanışlı, su geçirmez, yaşına uygun, zeka geliştirici... vs oyuncaklar en iyileridir, falan... Bu konuda fazla yorum yapmayacağım zira konu sadece oyuncak da değil, düşünce biçimi...

Toplum tarafından terbiye edildikçe, insanlığımızı, her doğal şeyde şifrelenmiş halde bulunan, evrenin düzenine uyma isteğini, iyi ve kötüyü değil, doğalı oluşturmamız gerektiğini unutuyoruz. Düşünün, iyi çocuk, kötü çocuk var mıdır? Çocukların hepsi saf, hepsi masum değil midir? Öyleyse büyüdüklerinde onları uyuşturucu satıcısı, esrarkeş, mafya, alkolik, serseri, katil vb. yapmaya iten nedir? Bizim iyi ve kötü diye iki zıt kutup oluşturma sancımız değil mi?

Çocuklar ellerindeki azıcık birşeyi ihtiyacı olan insanlarla paylaştığı zaman; "Canım ya, çocuk aklıyla nasıl da düşünmüş!" ya da "Büyüyünce böyle olursa çok aç kalır çook!" şeklinde tepkiler gösteriyoruz. Öncelikle böyle şeyler zaten çocuk aklıyla düşünülür. Büyüklerin böyle fedakarlıklara kafası basmaz. İkincisi, biz büyükler dünyayı bu kadar rezalet bir yer haline getirmeseydik, o çocuk iyi niyeti yüzünden aç kalmazdı.


"Dondurma ne kadar?"
"1 dolar"
Küçük çocuk elindeki parayı tekrar saydı. Kızın acelesi vardı; diğer müşteriler bekliyordu ve huzursuzlanmaya başlamışlardı. Kız yerinde hafiften zıplayarak çocuğa bakıyordu. Diğer masalar sipariş vermek için garson bakınmaya başlamışlardı bile.
"Peki şu çörekler ne kadar?"
"85 cent. Hadi küçük, biraz acele etmelisin."
"Tamam o zaman bir tane o çöreklerden istiyorum."
Garson, çöreklerden getirdi ve diğer masalara bakmak için koşturdu. Çocuk çöreğini yemiş ve parayı tabağın içine bırakmıştı. Garson kız tabaktaki parayı görünce ağlamaya başladı. Tabakta çörek için 85 cent ve onun için burakılmış 15 centlik bir bahşiş vardı...>

Eğer yukarıdaki hikayedeki çocuk gibi davranamıyorsanız, lütfen bundan sonra çocuklara saygı gösterin. (Bu sözüm özellikle, şu yukarıda bahsettiğim çocuklar birşey istediğinde bahane bulan ve sonra gidip kendine bir paket sigara alıp daha sonra kahveye okey oynamaya giden babalara ya da günlerde verilmek üzere birçok cumhuriyet altınıyla beraber, eve iki tane erzak deposu taşıyan annelere gitsin.)

Kızılderilleri severim. Oturan boğanın söylediği, "Son ağaç kesildiğinde, son nehir kuruduğunda, son bizon avlandığında bakalım siz nereye gideceksiniz?" (bunun yerine "Son ağaç kesildiğinde, son nehir kuruduğunda, son bizon avlandığında beyaz adam anlayacak paranın yenmediğini..." ve bir sürü değişik rivayet de vardır. Ama özünde güzel bir laftır.) çok hoşuma gitmekle beraber, şunu kadar özlü değildir:

Dünya bize atalarımızdan miras kalmadı. Biz onu çocuklarımızdan ödünç aldık...
Hep çocuk kalmanız dileğiyle.

DiPNoT: Çocuklar öldürülmesin, şeker de yiyebilsinler...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazının bütününü okudum,içeriği çok derin ve güzel kaleme alınmış. Ama benim aklım hala daha o resimdeki şekerlerde. Çocukluğumuzda ne çok alırdık o şekerleri. Keşke hep çocuk kalabilseydik!

NİLGÜN BURSA 
 07.04.2007 18:45
Cevap :
isterseniz hala çocuk kalabilirsiniz sayın terazi ;)  10.04.2007 18:02
 

Çok hoş ve naif anlatımlı bir yazı olmuş öncelikle yüreğinize sağlık...büyükte olsak çocuk saflığında kalabilmemiz mümkün değil dimi?oysa o kadar isterdim ki;yaşamanın sadece ''yaşamak''sevmenin sadece sevmek,öfkenin sadece öfke olduğu,sade ve duru anlatımlı yıllara tekrar dönüp mümkünse uzun sürede kalmayı:))sevgiyle kalın...

ahu aydınlıgil 
 26.02.2007 13:25
 

Yazıdaki duyarlılık yüzünden herhalde, bir bayan yazmış zannettim, ismi fark edene kadar. Yazınızı gerçekten çok beğendim...

N.Filiz Bozkurt 
 24.02.2007 1:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 2820
Kayıt tarihi
: 21.02.07
 
 

Dünyanın bir yerinde, sizi tanıyan, takip eden, belki de sizinle aynı duyguları taşıyan insanların o..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster