Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Mayıs '20

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
70
 

Çocukluğunun Elinden Tutmak

Otuz sekiz yıl önce bir 29 Mayıs sabahı onu evinde hayatını kaybetmiş olarak bulduklarında, avucunda sımsıkı tuttuğu  kağıt parçasının bir veda notu olduğu  düşünüldü önce, ama değildi. Şöyle yazıyordu içinde: “Çocukluğunu cebine sıkıştırıp kaç buradan. Çünkü senin olan tek şey o.”   

Böyle oluyor bazen.

İnsanın yaşadığı acılar üst üste geldiğinde –bir anlamda dibe vurduğunda- ruh bedenin enkazını kaldıramıyor. Zira bedeni enkaz haline getiren acılar ruhu da çürütüyor.  Çürümüş bir ruh ve enkaz halindeki bir bedenle ne kadar yaşayabilir ki bir insan?

43 yıla sığdırılan iki mutsuz evlilik, ilk eşin intiharı, oğlunun feci ölümü, inişli çıkışlı aşklar,ihanetler ve o müthiş filmler…  “Bu kadar yakışıklı adama asla tek başına sahip olamazsın!” diyenlere inat Alain Delon’la yaşanılan tutkulu, zor, yıpratan, üzen med-cezirlerle dolu bir aşk…

Romy Schneider.

Sinema tarihinin gelmiş geçmiş en güzel kadınlarından biri.

Zirvedeyken yaşadığı trajedilere yenilmiş, hüznün simgesi bir anne.

Her şeyi geride bırakıp 43 yaşında çocukluğunu cebine koyup giden, sinemanın belki de en büyük kaybedeni…

Gittiği yerde 14 yaşında hayatını kaybeden oğlunu bulabildi mi, bilmiyorum, ama acılarının sona erdiği muhakkak.

&

O sözler babasından gelen bir mektubun son satırlarıydı aslında.  Babası, çocukluğunu cebine sıkıştırıp kaç buradan derken, ona acı veren anılarından uzaklaşıp çocukluğuna sığınmasını öğütlüyordu. Zira “Kimse yaşamadan bilemezdi elbet, nereye , neden giderse gitsin tüm yolculukların insanı çocukluğuna götürdüğünü.”*  Ve “Çocukluğunun elinden tutmayan bir kişi hiçbir yere gidemez” **di.

O bu yolculukta oğlunun elini hiç bırakmadı. Ve kendi çocukluğuna sığınmak yerine oğluna sığınmak istedi Romy.

Onun tertemiz, henüz kirlenmemiş masumiyetinde huzur aradı.

Ve daha çok canı yandı.

İçindeki çocuğa sığınamamış, sığınmak istediği çocuksa daha çok yaralamıştı onu.

Sığınmak!

Yeri geliyor hepimiz birine/ bir şeye sığınmak istiyoruz…

Bu yüzden değil miydi, ilk çağlardan bu yana insanoğlunun kendine tanrılar yaratması?

Sığınabiliyor muyuz peki?

Yoksa sığındıklarımız daha mı çok acıtıyor canımızı?

Kurtulabiliyor muyuz acılarımızdan?

Oysa insanın yaşadığı  çaresizliğin tek çaresi kendisidir.

Ama o bilmez bunu.

Sanır ki, ölüm her şeyin çaresidir!

Böyle oluyor bazen.

Para, şan, şöhret, güzellik ve yaşanan onca aşkların hiçbir anlamı olmuyor.

Dibe vurmaya görsün insan, ruh bedenin enkazını kaldıramıyor!

 

 

*Şükrü Erbaş /Çekilme Suları

**Hasan Ali Toptaş /Başlarken Yalnızsın, Bitirdiğinde Daha da Yalnız

Erhan Tigli, Büşran Betül Kaya bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yazınızı ilgi ve beğeniyle okudum. Sizi de benim yazılarımı okuyup yorumlamaya davet ediyorum. Dost selamlar. Dağıtalım kara bulutları sevgi ve dostluğun gökyüzünden çıksın ortaya güzellik güneşi ışıtsın ısıtsın benliğimizi

Erhan Tigli 
 29.05.2020 14:15
Cevap :
Erhan Hocam, ben zaten uzun yıllardır dergilerde gazetelerde yayınlanan yazılarınızı okuyorum.Hatta bir ara aynı edebiyat sitesinde yazdık. Sanırım siz YABA da da yazdınız. Ben halen orada yazmaya devam ediyorum. MB'u pek takip edemiyorum. Vaktim olmuyor,ama fırsat buldukça yazılarınızı okumaya çalışacağım. Sevgiyle kalınız.   29.05.2020 22:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 231
Toplam yorum
: 1827
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1993
Kayıt tarihi
: 26.09.07
 
 

Burada yazarken kim olduğumuzun, ne olduğumuzun bir önemi olmadığını düşünüyorum. Önemli olan yaz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster