Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Temmuz '18

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
74
 

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi...Türkiye ve Dünya Tarihi'ne Not Düşürecek Önemli Bir Siyasi Adım..

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi...Türkiye ve Dünya Tarihi'ne Not Düşürecek Önemli Bir Siyasi Adım..
 

İlk -Birinci- Başkanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan


Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılına Yaklaşırken, Türkiye'nin Yönetim Tarzında, siyasi "Değişim" ve "Dönüşüm"  Gerçekleştirecek Tarihi Bir Adım Olacaktır...

Bu Yönetim Şekli, aynı zamanda, Türkiye'nin  "2023 Hedefi" ya da "2023 İdeali"ne giden yolu açacak bir başka adım olacaktır...

x

Rejim Değişikliği Değil; Yönetim Sistemi Değişikliği...

Bu konuda, öncelikle şunu vurgulamalıyız ki, atılan bu önemli adım, kimilerinin  aklından geçirdiği, kimilerinin de dillendirmeye çalıştığı gibi, bir  "rejim değişikliği" değil; tamamen "yönetim sistemi değişikli" --eski deyişle--  "Tarz-ı İdare"dir.

Bu nedenle, sistemin uygulanması sırasında, görülen hatalar ya da yanlışlar eleştirilirken, buna dikkat edilmelidir...

x

Sistem Değişikliği, 9 Temmuz(2018) Günü Uygulamaya Geçiyor...

Türkiye'de, 16 Nisan 2017'de yapılan "referandum-Halk Oylaması" ile  kabul edilen ve 24 Haziran 2018 seçimleriyle karara bağlanan "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 9 Temmuz 2018 Pazartesi günü(bugün), TBMM'nde saat 16:30'da yeni "Yönetim Sistemi"nin ilk(birinci) Cumhurbaşkanı ya da Başkanı olarak yemin etmesiyle "resmen" uygulamaya başlanacaktır...

Aynı günün akşamı saat 21:00'de de, Cumhurbaşkanı Erdoğan, "yeni kabineyi" açıklayacak ve Yeni Sistemin "ilk kabinesi" de, 13 Temmuz Cuma günü toplanacaktır.

Törene, 22 yabancı devlet başkanı ve 17 başbakan olmak üzere 60'a yakın ülkeden temsilci katılacaktır.

*

Hükümet, TBMM'den aldığı yetkiye dayanarak, Yeni Yönetim Sistemi'ne geçişle ilgili "uyum yasaları" çıkaracaktır... Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne ilişkin KHK ise Resmi Gazete'de yayınlanmıştır.

-- Bu Kararname ile, 1924'ten 1960'a kadar çıkarılmış bazı kanunlarda yer alan "İcra Vekilleri Heyeti" ibaresiyle, 1963-2017 yıllarındaki bazı kanunlarda geçen "Bakanlar Kurulu" ve "Başbakanlık" ibareleri, "Cumhurbaşkanı" ve "Cumhurbaşkanlığı" olarak değiştirilmiştir...

x

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin Bazı Önemli özellikleri...

- "Yürütme" iki başlı olmaktan çıkıyor...

- "Yasama" ve "yürütme" tamamen ayrılıyor...

- "Halk tarafından seçildiği" için "yürütme yetkisi" Cumhurbaşkanı'ndadır...

- Cumhurbaşkanı, bu yetkisini yardımcıları ve parlamento dışından atayacağı bakanlarla kullanacaktır...

- "Yasama" yetkisi, TBMM'de olacaktır...

- Cumhurbaşkanı'nın, "yasa teklif etme" yetkisi olmayacaktır...

- Yasalar TBMM'de yapılacak, kanun teklif etme yetkileri "milletvekillerinde" olacaktır.

- Yargı "bağımsızlığına" "tarafsızlığı" da eklenecektir(xx)...

- Bu sistemde parlamento daha güçlü olacaktır...

- Bu sistemde, "koalisyon" ihtimali yoktur; "istikrar" vardır...

- Bütçeyi Cumhurbaşkanı yapacak ve TBMM'ne sunacaktır...

- TBMM'nin, Cumhurbaşkanı'nı denetleme yetkisi olacaktır...

x

Diktatörlüğe ve Tek Adamlığa Geçit Yok...

"Yeni Yönetim sisteminin" yukarıda belirlenen bazı özelliklerine baktığımızda, kimilerinin öne sürdükleri gibi, Cumhurbaşkanı'nın, "diktatör" ya da "tek adam" gibi hareket edeceğine yönelik belirtiler göremiyoruz.... Özellikle, son sırada vurgulandığı gibi, "TBMM'nin, Cumhurbaşkanı'nı denetleme yetkisinin olması" bu tür hareketlere geçiş vermeyecek niteliktedir...

Bu yeni sistemle yapılmak istenen, yalnızca 95 yıllık "Türkiye Devleti ve Cumhuriyeti'nin "sağlam temellerini sarsmadan" ve "tarihsel yapısına dokunmadan" bir restorasyondan geçirilerek "aslına aykırı" olmayacak bir şekilde, "dışarının ve içerinin sıcağından(!?) ve soğuğundan(!?) etkilenmemesi için dış cephesinin "mantolanarak(!?)" öncesinden daha güçlü bir duruma getirmektir...

Yeni Sistemin, "kurucu lideri" ve ilk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da,  bu sistemin amacını, "Ülkemize yıllardır patinaj yaptıran, sürekli krizlere, kaoslara, müdahalelere yol açan eski sistemi geride bırakarak, yepyeni bir dönemin kapılarını aralamaktır(1) şeklinde açıklamaktadır...

x

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi "devleti ve milleti" temsil etmez mi?

Sisteme muhalif kimileri de, "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin" ya da başka bir deme ile "Partili Cumhurbaşkanının", öteden beri, devleti ve milleti temsil edemeyeceğini söylemektedirler. Bunlara şu hatırlatmayı-- bilmiyorlarsa Cumhuriyet Tarihi'ni açıp okumalarını öneririm-- yapmak isterim...

Türkiye Devleti'nin İlk Cumhurbaşkanı  M. Kemal Atatürk, hem Cumhurbaşkanı ve aynı zamanda da, kurucusu olduğu Halk Fırkası'nın--şimdiki CHP-- Genel Başkanı'ydı...Bu muhalif kişiler, Atatürk'ün de, "devleti ve milleti temsil etmediğini" söyleyebilirler mi? 

Atatürk Dönemi'ne baktığımızda, karşılaşılan bütün zorlukların ve ihanetlerin bu şekil yönetim tarzı ile üstesinden gelindiğini görürüz... Bu ülke halkı için düşünülen bütün "siyasal, sosyal ve kültürel değişim ve dönüşümler" de, bu tarz bir yönetim ile gerçekleştirildiği de yadsınamaz...

x

S O N U Ç :

Türkiye, "Bölgesel Bir Güç Olmak" zorundadır... Çünkü, Türkiye'nin "büyümesi ve güçlenmesi" ve de "Bölgesel Güç" olması, bulunduğu coğrafyanın kendisine dayattığı "jeopolitik" bir özelliktir.

Türkiye'nin, bulunduğu coğrafyanın hem Türkiye kesiminde hem de güneyinde, dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu ve duyacağı "yeraltı" ve "yerüstü" zenginliğine sahip olması, "bölgesel güç" olmasını zorunlu hale getiren başka bir nedendir..

Ancak, bunun için, Türkiye'nin, daha önceleri, hala "pısırık", "içe kapanık", "aman, bana dokunmayan bin yaşasın" gibi hareketsiz politikasını sürdürmek isteyenlerin, siyaseten hizaya getirilmesi ya da dış politikaya olumsuz etkinliği önlenmelidir..

Türkiye'nin, "Bölgesel Güç" olduktan bir sonraki aşaması, "Küresel Dengeler" için "tahterevalli" oynayan dünya ülkeleri arasında yer almak ve "tahterevallinin" bir ucunda oturabilmek olmalıdır...

Umarım, bu "yeni yönetim tarzı", Türkiye'nin "2023" ve daha sonraki dönemler için düşündüğü "öncelikli" ve "büyük hedeflerine" ulaşmasına vesile olur...

*

Şimdi, sevinç ve tasada kucaklaşma zamanıdır...

Artık İçsel gerginlikler bir kenara bırakılmalıdır... Kendi dertlerini, Türkiye'nin dertleri önüne koyanlar bir kez daha düşünmelidirler...

"Çünkü bunların, temel bir özellikleri var. Canları Türkiye ile birlikte yanmıyor; Türkiye'yi bir an bile gerçekten kendilerine dert etmiyorlar; hep kendileri, hep ve yalnızca çevreleri dert onlara"...(3).

Oysa ki, şimdi, "Sevinç ve tasada  kucaklaşmanın" ve "Türkiye'nin dertlerini, kendi dertlerimizin önüne koymanın" tam sırasıdır...  

*

S O N  D E Y İ Ş İ M...

 Bu "Yeni Yönetim Sistemi" sırasında, bilerek ya da bilmeyerek; ya da zorunlu olarak, "demokrasiden" bazı sapmalar ve  "doğru olduğu kabul edilen" ama "bazılarının yanlış kabul ettiği" uygulamalar olursa, bunları, "Öncelikli" ve "büyük hedeflere" ulaşmak için--geçici bir süre için de olsa, cd-- demokrasiden taviz anlamlı görülebilir"(4) düşüncesi kapsamı içinde sayarak anlayışla karşılamalıyız...

Bunlardan halk rahatsız olmaz;  yukarıda dediğim gibi, bunlardan, kendi dertlerini, ülkenin dertlerinin önüne koyanlar rahatsız olur...

Bloğumu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, bazı gazetelere "manşet" olan sözleri ile noktalayayım :

"ŞİMDİ TEVAZU VE GÖNÜLLERE GİRME ZAMANI".

 

cdenizkent

 

 ------------------------- :

(x) Bilmem dikkatinizi çekti mi?..."Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin" resmen yürürlüğe girdiği "9 Temmuz" günü, 1960'da gerçekleştirilen ve bir başbakan ile diğer iki devlet adamının asılarak idam edildiği 27 Mayıs Askeri Darbesi'ni gerçekleştirenlerin hazırladığı ve 9 Temmuz 1961 Anayasası'nın yürürlüğe girdi gündür... Bu, "7 Temmuz" günü, rastlantı bir "tesadüf" müdür; yoksa bilerek mi seçilmiştir?... Bunu, bilse bilse Cumhurbaşkanı Erdoğan bilir... (Kanun No: 334- Kabul tarihi 9 Temmuz 1961)

(xx) Bu konuda bir blog yazmıştım. Bu bloğumda, "bağımsızlığının" yargının kimyasını bozduğunu; bu nedenle ikisinin birden olmaması gerektiğini yazmıştım. Bence yargının "tarafsızlığı" maksadı karşılamaktadır; ikisinin birden olmasına gerek yoktur. (Bknz: cdenizkent, "Bağımsızlık, Tarafsızlığın Kimyasını Bozar... Bu Bakımdan İkisi Birden Olmaz", "Milliyet.com.tr", 15 Ocak 2017)

(1) Sabah Gazetesi, "Yeni Bir Dönemin Kapılarını Açıyoruz", 8 Temmuz 2028, s.14

(2) "Misak-ı Milli", Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara: 1988, ss. 216-217

(3) Haşmet Babaoğlu, "sabah.com.tr", 23 Aralık 2016

(4) M. Şükrü Hanioğlu, "Karma demokrasimiz fabrika ayarı mı?". Sabah gazetesi, 27 Nisan 2014

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Başkanlık sistemi tek adam değildir, bizde tek adam olur

Kerim Korkut 
 19.07.2018 10:46
Cevap :
Merhaba Kerim Bey... "Tek adamlık" bizim tarihimizde var; biz bu yönetim şekline şerbetliyiz...Tüm padişahlarımız tek adamdı...Atatürk, tam bir Tek Adamdı... İnönü, de öyle. İnönü Atatürk'ün üstüne çıkmamak için O'na "Ebedi Şef"; kendine de "milli Şef" dedirtti. Ama, buna rağmen kağıt paraların üstündeki Atatürk resimlerini kaldırıp kendi resimlerini koydu; resmi dairelerde ve odlarındaki Atatürk resimlerini kaldırıp kendi resimlerini astırdı... Atatürk Dolmabahçe'de hasta yatarken, Araştırın bakalım,İnönü silah arkadaşı Atatürk'ü ziyaret edip, bir geçmiş olsun demiş mi?... tarihimiz tek adamlarla dolu, bir de bizim zamanımızda olsun... Bize zararı olmaz; ülkede terörden nemalanan kimler varsa onlar üzülür, elleri kolları bağlanır...Teşekkürler ve selamlar.   19.07.2018 16:34
 

Şimdi tevazu ve gönüllere girme zamanı olması benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Ben asıl hukukun üstünlüğünün NE ZAMAN sağlanacağını merak ediyorum. Yok efendim rejim değişmiyormuş, yönetim sistemi değişiyormuş! Geçin bunları bir kalem! Bunlar kavram salatasından başka bir şey değildir. Gülün adını istediğiniz gibi değiştirin, gül daima gül'dür ve daima gül gibi kokar. Yani adını değiştirebilirsiniz ama kendisini değiştiremezsiniz. Selamlar

Matilla 
 09.07.2018 12:14
Cevap :
Merhaba Mattilla... Hukuk, mukuk, guguk...Mustafa Bey, Türkiye'de ne zaman "hukukun üstünlüğü" dönemi yaşanmıştır, bana söyleyebilir misiniz?...Böyle bir dönem yaşandığını hatırlıyor musunuz? Ya da böyle bir zaman yaşadınız mı? Hukuku koruyacak ve onun üstünlüğünü sağlamak için en fazla uğraşması gereken kimlerdir?...28 Şubat döneminde, o hukukun üstünlüğünü koruyacak olanlar "bağımsız ve tarafsız" yargı mensupları ne yaptılar? Askeri darbeyi(sözüm ona "postmodern darbe")yapanların karşısında "dut yemiş bülbüle döndüler"...Darbeci askerlerin gözlerinin içine bakarak, "ayağa kalktılar, esas duruşa geçtiler" ve onları "dakikalarca alkışladılar"(tam 3 dakika)...Bunlarla mı getirecekti hukukun üstünlüğünü; sizde geçin bunlar... Bizim milletimiz Osmanlı'dan bu yana "otoriter" yönetime şerbetlidir...Hukuku bir yana koyun, ülkemiz için en iyi yönetim, -demokrasi ile tatlandırılmış- "otoriter demokrasi"dir...Bu tarz yönetimde, "halkın istediği değil; halka yararlı olacaklar yapılır...Selamlar   09.07.2018 15:34
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 868
Toplam yorum
: 2347
Toplam mesaj
: 63
Ort. okunma sayısı
: 1252
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster