Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Kasım '12

 
Kategori
Efsaneler
Okunma Sayısı
7590
 

Dede Korkut

Dede Korkut
 

Korkut Ata– Dede Korkut

Türk, Altay ve Oğuz efsanelerinde,

Masallarda ve halk hikâyelerinde adı geçen söylencesel ozan. Dede Korkut Hikayeleri'nin anlatıcısı olduğu kabul edilir.

Oğuzname’de, Dede Korkut’un 295 yıl yaşadığı ve İslam dini peygamberi Hz. Muhammed’e elçi olarak gönderildiği anlatılmaktadır.

Oğuz Han’a vezirlik yapmış olduğu da bilinir.

Korkut sözcüğü (Kor/Gor) kökünden türemiştir.

Çok büyük, ulu, heybetli, korku veren demektir.

Ayrıca korkutucu düş anlamında da kullanılır.

Kelime kökünde kor, korumak, korkutmak, koramak (yanmak) gibi anlamları vardır.

Dede Korkut Kitabındaki hikâyeler tarih boyunca dilden dile, anlatıcıdan anlatıcıya aktarılan bir sözlü gelenek ürünüdür.

Bu süreç içerisinde değişikliklere uğrayan hikâyeler 16. yüzyılda yazıya geçirilmişlerdir.

Eserde nazım ve nesir bir arada verilmiştir.

Dede Korkut destanların ilk anlatıcısıdır.

Dede Korkut, hikâyelerinde veli bir kişi olarak ortaya çıkar. Oğuzlar önemli meseleleri ona danışırlar. Keramet sahibi olduğuna inanılır.

Gelecekten haberler verdiği söylenir.

Ozan ve kamdır.

(alıntı)

 

Dede Korkut – Korkut Ata olarak biliniyormuş. Ona Büyük Türk Destan bilgesi deniliyormuş. Oğuzların Bayat Boyundan geliyormuş.

Onun destanlarından anlaşıldığına göre:

IX. ve XI. yüzyıllar arasında Türkistan'da Sir-Derya nehrinin Aral Gölüne döküldüğü yerde doğmuş.

Ürgeç Dede adında bir oğlu varmış.

Oğuz Türklerinden büyük saygı görüyormuş.

Bu bölgelerde hüküm süren Türk hakanlarına akıl hocalığı ve danışmanlığını yapmış.(alıntı)

Hikâyeler denilince sadece hikâye olarak düşünmek doğru değildir.

Zaman içinde bu kitaplardan bir çok bilim adamlarının bir çok yetkili kişilerin yararlandığı söyleniyormuş.

Oğuz türkçesi ile yazılan hikâyeleri bizlerin anlaması nerede ise imkânsızmış.

Dede Korkut’un anlatılan hikâyeleri; XV. yüzyılda Akkoyunlu'lar devrinde Dede Korkut Kitabı adıyla bir kitapta toplanmış…

Dede Korkut; Oğuz Türklerini, yaşayışlarını, gelenek ve göreneklerini, yiğitliklerini, karakterlerini, ahlaklarını, ruh enginliğini hikâyelerinde aktarmış.

Dede Korkut hikâyelerinde öğütler çokça varmış.

Onun kahramanları; güçsüzlerin, çaresizlerin yanında olurlarmış. Hile hurda bilmezlermiş.
Onun anlatıları her yerde kulaktan kulağa dolaşmış.

Dede Korkut Kitabı’nın bugün elde, biri Dresden'de, öteki Vatikan'da olmak üzere, iki yazma nüshası varmış.

Bu yazma eserlere dayanarak Dede Korkut Kitabı, memleketimizde birkaç kez basıldığı gibi, birçok yabancı memleketlerde çeşitli dillere de çevrilmiş…

 

 

Dede korkut hikâyelerinde oğuzların Kafkasya ve Orta Asya dolaylarındaki yaşayışları anlatıyormuş.

Ayrıca; birbirleriyle olan etkileşmelerinden de söz ediliyormuş.

Bunların yanında; savaşları, özellikle kahramanlıkları anlatılıyormuş.

Hikâyelerin içinde destansı olanlarda varmış. Toplumsal ve öğüt verici amaç taşırmış. Kahramanlar olağanüstülükleri ile anlatılıyormuş.

Anlatılarda; Oğuz beyleri veya onların oğullarıdan söz edilirmiş.

Destanlar onların çevrelerinde gelişirmiş.

Onlar doğuştan kahraman olurlarmış.

Bunlar okuduklarımızdan aklımızda kalanlar, birde resmi anlatımları birlikte okuyalım…

 

Ozanların atasıdır. Sıra dışı özellikleri vardır. Kopuzçalar, öyküler anlatır. Çok uzun yıllar yaşamıştır. Kopuzun bulucusu odur. İslamiyetle birlikte bir evliya olarak kabul görmüştür fakat İslam öncesi dönemlerde çok geriye giden bir karakterdir. Allah’ın izniyle gelecekten haber verir. Kor’dan çıkmış bir kadının oğludur. Kuşların dilini bilir. Pek çok söylence de onun adına rastlanır.

Şamanlığı, şeyhliği, ozanlığı, bahşılığı, evliyalığı, erenliği hepsi birbirine bağlıdır ve her kültürde bunlardan en az birkaçına sahip olarak tanımlanır. Çok uzun yıllar yaşadığı anlatılır. Kendisinden bahsedilirken “Ölü dersem ölü değil, diri dersem diri değil” sözleriyle bahsedilir kendisinden.

Bilgedir ve hikmet sahibidir. Kendi ölümünü uykuda haber almıştır. Evrensel düzenin başlayıp bittiği yer olan dünyanın merkezinde suların üzerinde huzur bulur. Ölümden kaçarak dünyanın dört bir yanını dolaşır ancak yine de en sonunda bunun mümkün olmadığını anlar.

Bir anlamda Sümerlerden beri var olan Gılgamışınölümsüzlük arayışının bir uzantısıdır bu yolculuklar. Tüm hayvanların ve özellikle de kuşların dilini bilir. Ayrıca kendisinin “Tuman” adını verdiği bir yiğit de tüm kuşların dilini bilir.

Korkuta Ata’nın insanlara ad vermesi, Yaratılış çağlarının önce nesnelerin adlarının oluşmaya başlamasıyla yakından ilgisi vardır. Dede Korkut kitabında 12 öykü yer alır bunlar tarih boyunca dilden dile, aktarılan bir sözlü gelenek ürünüdür, 16. Yüzyılda yazıya geçirilmişlerdir. Bir kısmının sonunda Korkut Ata şöyle seslenir:

Hani dediğim erenler,

Dünya benimdir diyenler,

Ecel aldı yer gizledi,

Fani Dünya kime kaldı,

Gelimli gidimli Dünya,

Son ucu ölümlü Dünya…

Azerbaycan Türkleri arasındaki yaygın bir inanışa göre, dünyadaki her şeyin adını Korkut Ata koymuştur. Yiğitlere de adlarını veren Korkut Ata'nın bu özelliği onda, kökeni söze dayanan anlamlandırma ve âleminin yaratıcısının bir yansıması olma niteliklerini bir araya getirir. Onun her şeyi bilmesi, gelecekten türlü çeşitli haberler vermesi ve ayrıca tören koruyucusu olması en önemli özelliklerindendir.

Dede Korkut Kitabı'nın önsözünde Muhammed Peygamber zamanına yakın bir devirde yaşadığı ve Bayat boyundan olduğu yazılıdır.

Kazaklar arasında dolaşan halk hikâyelerinin bir kısmında onun peri kızından doğduğu söylenir.

Kopuz çalıp, hikmetli sözler söyler. Kopuzuna da kendine duyulduğu gibi saygı duyulur.

Bazı rivayetlerde ise İshak Peygamberin soyundan olduğu söylenir. 9 ila 11. yüzyıllarda Türkistan'ın Aral gölü bölgesinde Sir-Derya nehrinin Aral Gölüne döküldüğü yerde doğduğu, Ürgeç Dede adında bir oğlu olduğu ve bu bölgelerde hüküm süren Türk hakanlarına danışmanlık yaptığı destanlarından anlaşılmaktadır.

Dede Korkut hikâyelerinden hep olay bittikten sonra çıkar bir destan söyler ve dua eder.

Hikâyelerin hepsinin bir toyla (eğlenceyle) başlaması eski bir Türk geleneğinin göstergesidir.

Çocuklara ad verilirken yaptıkları işin gözetilmesi de eski bir Türk geleneği olarak kabul edilmelidir.

Örneğin Boğaç Han, ismini boğayı öldürmesiyle almıştır.(alıntı)

Yüz temel içinde yer alan Dede Korkut Kitabı;

Dirse Han Oğlu Boğaç Han

Salur Kazan'ın Evi Yağmalanması

Kam Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek

Kazan Bey Oğlu Uruz'un Tutsak Olması

Duha Koca Oğlu Deli Dumrul

Kanlı Koca Oğlu Kanturalı

Kazılık Koca Oğlu Yegenek

Basat'ın Tepegöz'ü Öldürmesi

Begin Oğlu Emren

Uşun Koca Oğlu Segrek

Salur Kazanın Tutsak Olup Oğlu Uruz'un Çıkarması

İç Oğuz'a Taş Oğuz Asi Olup Beyrek Öldüğü

Vatikan Nüshası

Vatikanyazmasında kısa bir giriş ve altı öyküvardır:

Hikayet-i Han Oğlu Boğaç Han

Hikayet-i Bamsı Beyrek

Hikayet-i Salur Kazan'ın Evi Yağmalanduğudur

Hikayet-i Kazan Begün Oğlu Uruz Han Tutsak Olduğudur

Hikayet-i Kazılık Koca Oğlu Yegenek Bey

Hikayet-i Taş Oğuz İç Oğuz'a Asi Olup Beyrek Vefatı(alıntı)

Bir başka tarih yazısında buluşuncaya kadar esen kalınız…

Nazan Şara Şatana 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1544
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 4563
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster