Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ekim '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
197
 

Değişim

Değişim
 

Biz, Politika Sektörünün önümüze koyduğu ekonomik, sosyal, yönetsel ve mekânsal problemlerle boğuşurken dünyada Küreselleşme hızla sürüyor; sanki de bize inat... Küresel Rekabet ve Küresel Talep topluluklar arasında algılamaların, tercihlerin ve yaşam biçimlerinin benzeşimine; kısaca İdraklerin Küreselleşmesine ivme kazandırıyor.

Vatandaşlarının bırakın beklentilerini, Birincil İhtiyaçlarını dahi karşılamaya uygun ortamları yaratamayan yönetimler, küresel taleplere ve küresel rekabete nasıl güc yetirebilecektir? Bizce iki yol vardır: birincisi, son dönem Osmanlı’nın yaptığı gibi vatandaşın talep ve beklentilerini hapsetmek ve onu mevcutla yetinmeye mecbur etmek; ikincisi ise Atatürk’ün yaptığını tekrar yapmak, değişimin kapılarını zorlamaktır. Unutulmamalıdır ki birincisinin sürekliliğini tarih yazmamıştır ama tarihi yazan, değişimin kapılarını zorlayanlar ve değişimlerdir.

İdraklerin küreselleşmesi, küresel etkileşim sonucu değişen ve gelişen istek ve beklentilerle başlar; ekonomik, sosyal ve fiziki çevre beklentilerinin karşılanması ile ivme kazanır. Aslında Sosyal Gelişme süreci, idraklerdeki bu değişim ve gelişimin şiddetine bağlıdır. Dolayısıyla istek ve beklentileri, yani idraklerdeki değişimi sınırlamak, sosyal gelişmeyi engellemekle eşdeğer görülmelidir.

Bizce Değişim, yeniliklerin öğrenilmesi, benimsenmesi ve uygulanması süreçlerini içine alan bir eylem bütünüdür; insanı insan, milleti millet yapan değerlerin terk edilmesini ifade etmez.

Değişim için öğrenmeye açık olmak, öğrenmenin faydasını idrak etmiş olmak gerekir. Kaldı ki değişimin gerekli olduğuna inanmak için eğer bir takım olumsuzlukların kapımıza dayanmasını bekliyorsak, aklımızdan geçirmediğimiz daha nice iç ve dış olumsuzlukların kapımızı zorlamaya başladığından emin olabiliriz.

Dünyadaki gelişmelere ve Ülkemizdeki mevcut olumsuzluklara rağmen değişime halâ şiddetle direnen kesimler maalesef vardır. Özellikle lider ve yönetici kesimlerde görülen bu direncin kaynağı ya içsel doyum ya da endişedir. İçsel doyumun kaynağı dar sosyal çevrenin güdük itibar objeleri; endişenin kaynağı ise bilgisizlik ya da çıkar endişeleri olabilir ancak. Bırakın değişmeyi, söz konusu kesimler, devlet imkânlarına endeksli yaşam biçiminin kendilerine kazandırdığı toplumu etkileme gücü ile çıkarları doğrultusunda pompaladıkları sosyal, ekonomik, politik ya da kültürel endişelerle değişime karşı toplumsal direnci de canlı tutabilmektedirler.

Bugün Türkiye’de, sürekli değişen ve gelişen idraklerin önünde ve gerektiği gibi hareket etmeyen, direnen hantal ve dejenere yönetsel sistem ile onun bütün üniteleri artık tartışılmaya başlanmıştır. Ne yazık ki gerektiği kadar tartışılmayan şey, yaşanmış süreçlerdir.

Günlük endişelerden başımızı kaldırıp biraz ileriye bakmaya fırsatımız yok... Oysa dünü anlamadan bugünü değerlendirmek ve gelecekle ilgili sıhhatli tahminlerde bulunmak mümkün değildir. Günü belirleyen, hoşumuza gitmese de, irdelemek zor gelse de yaşanmış süreçlerdir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 141
Toplam yorum
: 246
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 890
Kayıt tarihi
: 30.04.07
 
 

Türk san'at müziği dinlemeyi, okumayı, yazmayı ve paylaşmayı seviyorum. Kamudan emekli inşaat mühend..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster