Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Kasım '11

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
815
 

Dersim dört dağ içinde

Gülü var bağ içinde/Dersimi halk saklasın/Bir yarim var içinde

 

Ahmet Kaya’nın yanık sesinden dinlemeyen yoktur sanırım bu türküyü. Keşke halkın o gücü olsa da saklayabilseydi Dersim’i de, Dersim mağaralarında fareler gibi zehirlenerek öldürülen masum insanları da!

Bırakın insanları, adını bile saklayamadı Dersim, Tunceli yaptılar sonunda adını ve bu isyancı bilinen Dersim halkının içinden 12 eylülde generallere selam duran bir danışma meclisi üyesi bile çıkardılar.

Daha sonraları da Tunceli’ yi mecliste temsil eden bu çok sayın vekil şimdi aynı ilden milletvekili seçilen, üstelik de aynı partiden arkadaşına sahip çıkamıyor.

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ ün Dersim katliamıyla ilgili söyledikleri gündeme bomba gibi düştüğü bir yana CHP yi fena karıştırdı.

İlginçtir Hüseyin Aygün bu konuya ilişkin görüşlerini milletvekili seçilmeden önce söylüyordu, hatta belge niteliğinde Dersim konusuyla ilgili yayınlanmış en kapsamlı araştırmaların yer aldığı bir kitabı da vardı.

Yani Hüseyin Aygün için söyledikleri, yeni bir durum değil.

Peki, CHP lilerin Aygün’ e bu tepkisinin nedeni nedir?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, kendisi de Dersim’li olmasına karşın bu suskunluğu niye?

Daha ilk günden CHP’yi kendi tarihiyle yüzleşememekle suçlayan Tayyip Erdoğan ve AKP yetkilileri, tüm arşiv ve belgeler ellerindeyken bunları açıklamak, kamuoyuna sunmak yerine hangi nedenlerle CHP ile polemik yapma yolunu seçiyor?

Zaten yeterince karışık olan kafalarımızı daha çok karıştırmak yerine TBMM, Genelkurmay, Türk Tarih Kurumunda bulunan o döneme ilişkin belgeler kullanıma açılsa bu tartışmaların hiçbiri yaşanmayabilirdi.

Kaldı ki, 1937-38 arasında yapılan askeri hareketler Dersim için bir ilk değildi, daha önce de, bu denli şiddetli olmasa da toplam 10 askeri operasyon yapıldığı tarihsel bir gerçek.

Kuşkusuz bu olay tarihçilerin üzerinde çalışması ve sonucunda toplumun bilgilendirilmesi gereken önemli bir olaydır. Ancak saklanamayan bazı gerçekler var ki, bunları anlamak için illa da tarihçi olmaya gerek yok.

Hiç kimsenin de durduk yerde 40 bin kişilik bir orduyla Dersim’ e saldırıldığını söyleme hakkı yok. Gerek coğrafi yapısı, fiziki koşulları ve gerekse de sosyal konumu gereği Dersim de yaşayan aşiretler kadar çevreden suç işleyip dağa çıkanlar nedeniyle de resmi otoriteye karşı daha isyankar bir iklimin varlığını kabul etmek gerekir.

Ancak hangi gerekçe ve nedenle olursa olsun, tüm sivil halkı hedef alan acımasız saldırıların devlet tarafından yapılıyor olması kabul edilemez.

Her ne kadar bu münferit olaylar içerisinde kimi karakol baskınları, askerlerin öldürülmesi gibi eylemlerin içerisinde yer almış ve hatta önderliğini yapmış olsa da; anlaşma bahanesiyle Erzincan Vilayet Konağına davet edilip sonra da tutuklanarak altı kişiyle birlikte idam edilen Seyit Rıza’ ya yapılanları nasıl izah edeceğiz?

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren Kürtlerin yaşadığı bu kandırılmışlık duygusunu anlamak istemeyenler şimdi de Kürt sorununun çözümü konusunda ayak diremeye devam ediyorlar.

Yapılanları gördükçe insan acaba diyor” Ermeni tehciri sırasında Osmanlı Hükümetine karşı Ermenileri saklayan, koruyan Kürtlerden intikam mı alınıyor?”

Şimdi geriye dönüp kim haklıydı, kim haksız tartışmasını yapmak doğru değil elbet, ancak uygar bir ülkede, tarih konusunda araştırma yapmış, kitap yazmış bir kişiye, hele de bu kişi milletvekiliyse; böylesine saldırı yapılmaz, üstelik de kendi partisi milletvekilleri böylesine bir linç girişiminde hiç bulunmazlar.

Özellikle konu Atatürk olunca ulusalcı kesimin bu hırçın tavrını anlamak hiç mümkün değil. 1937 de başlayıp, Mayıs-Eylül ayları arasında yapılan son saldırılarla yaklaşık 40 bin kişinin öldürüldüğü bu katliam sırasında Atatürk hastaydı, onun bilgisi dışında bu olaylar olmuştur gibi mahcup ve de gülünç bahaneler yaratmaya çalışmak yerine gerçekleri herkesin görebilmesi için arşivlerin açılması için çaba göstermek daha doğru olmaz mı?

Kararnamelerde hem Atatürk’ün, hem İnönü’ nün imzaları varken ve Atatürk bizzat Sabiha Gökçen’ le Dersim’e kadar gitmişken, 9 haziran 1938 tarih ve 8993 sayılı-operasyonlara onay veren- kararnamede Cumhurbaşkanı olarak Atatürk’ ün, Başbakan olarak Celal Bayar’ ın imzası varken, gerçekleri çarpıtmak aslında Atatürk’ e yapılacak en büyük kötülüktür.

Sonuçta Mustafa Kemal’de bir insan ve her insan gibi onunda hata yapabileceğini kabul edersek, sonrasında bunu hangi ortam ve olağanüstü koşullarda yaptığını anlamak çok daha kolay ve anlamlı olur.

Şimdilerde kimi bağnaz ulusalcıların “Biz Atatürk’ ün partiyiz, kimse bizi eleştiremez” türünden sığ yaklaşımları, kendi geçmişi ve tarihiyle yüzleşmekten korkan tavırlarının CHP ye daha çok zarar verdiği gibi!

Yarın ortaya çıkacak arşiv belgeleriyle olaylar daha çok gün yüzüne çıkacaktır ama şu ana kadar ortaya çıkanlar bile Dersim de, kimi suçluları cezalandırmak adına on binlerce sivil insanın acımasızca katledildiği gerçeğini örtemez.

Aslında da Dersim’e yönelik bu katliam çok önceden planlanmış, bir dolu raporlar hazırlatılmış ve sonuçta “Dersim bir çıbandır, bu çıban okşamakla tedavi edilmez, bu yarayı kökünden koparmak gereklidir.” anlayışıyla gerçekleştirilmiştir.

Bu gerçekleri görebilmek için o dönem görev yapan ve daha sonraları CHP tarafından cumhurbaşkanı adayı yapılan Muhsin Batur’un anılarındaki şu bölüm yeterli olur sanırım.

"Elazığ’ın biraz uzağında Harput’un eteklerinde çadırlı ordugah kurduk ve bir müddet sonra ilk durak Pertek olmak üzere harekete geçtik. İki ayı aşkın bir süre özel görev yaptık. Okuyucularımdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum.”

Sayın Muhsin Batur’un anlatmaktan utandığı olaylar, gerçekleri yeterince anlatmıyor mu?

Yetmiyorsa buyurun İnönü’ün mecliste bu konuyla ilgili yaptığı konuşmayı okuyun: ”Şimdi size, Tunceli’deki vaziyetin bugünkü halini arzetmek isterim. Cumhuriyetin imar ve ıslah programına muhalefet eden, nüfusları az olmakla birlikte, altı aşirettir. Bugün bu altı aşiretin ne kadar adamı varsa, bunlar reisleriyle beraber- faaliyet imkanından- tamamen mahrum bırakılmıştır.”

Meclis kürsüsünden “hepsini yok ettik” demeye utanıyor olsa gerek.

Şimdi tüm bu bilgi ve belgeler orta yerdeyken hala ve inatla” devlet, isyancıları bastırmıştır, ne var bunda?” diyenlere başka söyleyecek sözüm yok.

Sözüm ona devletin bu ayıbından Atatürk’ ü, İnönü’ yü kurtarmaya çalışanlar “ Bu olaylarda CHP nin suçu yoktur, bütün suç Celal Bayar gibi daha sonra partiden ayrılan sağcı kadrolarındır” gibi saçma gerekçelerin ardına sığınmaya çalışıyorlar.

Ama güneş balçıkla sıvanmıyor.!

Ulusalcılık, sigara dumanı gibidir. Siz sigara içmeseniz de aynı ortamda bulunduğunuzda, tiryakilerden gelen duman sizin giysinize öyle bir siner ki, bu kokudan ceketi çıkarmadan kurtulamazsınız.

ayhanongun@gmail.com      22.11.2011 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 396
Toplam yorum
: 69
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 159
Kayıt tarihi
: 13.01.10
 
 

Barış içinde, birlikte yaşayabilmek adına insan ve emek odaklı paylaşımlardan yanayım.   Öğretmen..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster