Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Şubat '10

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
2453
 

Dilin düşünceye etkisi

Dilin düşünceye etkisi
 

Biz İngilizler gibi olamadık. Buna biraz üzülüyorum. Penisilini neden biz bulamadıkda onlar buldu. Üstelik sayısız buluşu neden biz yapamadıkda onlar yaptı. Hatta düşünüp aklıma doğru dürüst bir tane bile bizim yaptığımız buluş gelmeyince daha çok üzüldüm.

İlişki nasıl kuruluyor biliyor musunuz? Dilden. Kendimizi ifade edebilmek için dilimizde kullandığımız kelime sayısı yeterli değilmiş. İngilizlerin farkına vardığı birçok kavramın bizde kelime karşılığı yok imiş. Yani gerçek olarak veya soyut olarak insanın türettiği bir şey var ve biz bunu ne kendimize ne de başkasına ifade edemiyoruz. Tabi bunda din faktörü var ama tek başına açıklamaya yeterli değil. İşin içinde Türk olmak var, coğrafya ve yaşama biçimi var. Biraz açarsam, başımızın İngilizler kadar sıkışmaması (bir yanı kutup, bir yanı okyanus olan bir adada yaşamıyoruz), felsefeye ve bilime fazla kafa yormadan kılıç gücüyle istediğimizi elde etmemiz ve bu sebeple de -alakaya bakın- toplumsal değil bencil davranmamız.

Buradan çok bilinen ve söylenen bir sonuca geliyoruz. Türkler ve müslümanlar -gerek duymadıkları için- kendi rönesanslarını yapmadılar. Halbuki yaşam değişim ve diyalektik üzerine kurulmuştur. O yüzden de iyi ve yeni olan, kötü ve köhnemiş olanı önüne katar götürür. Şu anda da başımıza bu geliyor. Batılılar 1453 yılından sonra Osmanlı Devletini nasıl bir silah icat edip yenebilirizi düşünmek yerine kendilerine döndüler. Biz nerede hata yapıyoruz? Bu soruyu cesaretle sordular. Eski zihniyetleri yenmek kolay olmadı. Şimdi bile tam olarak yenebildikleri söylenemez ama en azından yüzlerce yıllık bir mücadele sonunda kabuklarını kırdılar. Zaman içinde meyveleri topladılar. Çok zor, imkânsız görünen Osmanlı'yı yenmek o kadar zor bir iş olmaktan çıktı.

Şimdi bizim yapmamız gereken 'AKP gelecek seçimde nasıl iktidar olamaz' diye düşünmek yerine biz nerede hata yapıyoruz sorusunu sormaktır. Dil sorununu nasıl aşarız? Milliyetçilik veya islamcılık bizi kurtarır mı? Ya da şimdiye kadar göremediğimiz ama görmemiz gereken başka bir şey var mı? Kişinin çıkarları ile toplumun çıkarları aynı mıdır yoksa çelişir mi? Bize en yararlı davranış hangisidir? Bunlar üzerine biraz kafa yormak lazım.

Dilimizi geliştirmeliyiz. Düşünce dili, dil düşünceyi etkiler. Başkalarını değiştirebildiğimiz ve geliştirebildiğimiz ölçüde toplumumuz da gelişecektir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Dilin pratik olması az kelime ile çok şey ifade edebilmek ve ifadenin başka ifadelerle kolay karışmaması, kritik zamanlarda hayati önem taşıyabiliyor. Örneğin arama kurtarma işlerinde, telsiz konuşmalarında, savaşta. Bilimsel konularda ise ileriye doğru yol alabilmek için kavramları doğru, açık ve yine kısaca tanımlayabilmek çok önemli. Bir kavramı sözcüklerle anlatamıyorsak büyük olasılıkla anlamıyoruz demektir. Anlatamadığımız ölçüde de çevremiz bulanık demektir. O zaman o kavram üzerine bir yapı inşa etmemiz de mümkün olamaz. Yeni sözcüklere, açıklığa, berraklığa gereksinmemiz var.

Mehmet Sinan Gür 
 12.09.2010 12:12
 

İzninizle birkaç soru ile katkıda bulunmak isterim bu düşündürücü bloğunuza: "“Türkçenin 3 adası var: Osmanlıca adası, Öztürkçe adası, Avrupa dilleri adası. Bu adalar arasında keyifli gezintiler yapmaktansa, çoğu yazarlar bir adaya hapsolmayı yeğliyorlar.” saptamasına katılıyorsanız, sizce Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ndeki tüm sözvarlığını aktif olarak kullanmak zihnimizi ve kültürümüzü geliştirir mi, yozlaştırır mı?" **"“Dil yaşayan bir organizma gibi beslenmeye, bakıma, üremeye ve tehlikelerden korunmaya gereksinim duyar...” saptamasındaki üretme ve koruma işini yapacak olanlar başta yazarlar ve şairler ise, sizce sıradaki diğer iki grup kimlerdir?" *** "Biz dili, dil bizi şekillendiriyorsa, daha kudretli olan dil midir, irade mi?" *** “Ben Türkçeliyim, Türkçede doğdum, Türkçede büyüdüm, zihnim Türkçeyle biçimlendi.” benzetmesindeki Türkçe ülkesine giren yabancı mallara, yani yabancı sözcüklere, gümrük denetimi uygulamazsanız, insanların zihin yapıları ne tür bir değişime uğrar?" Saygıyl

Mehmet Sağlam 
 08.07.2010 16:58
Cevap :
Herkes başka bir adada (sizin deyişinizle) geziniyor. İnsanlar genellikle diğer adalardaki insanları anlamıyorlar. Halbuki dilin amacı anlaşılmaktır. Pek öztürkçe olanlar da anlaşılmıyor, çünkü eğitimimiz öyle değil. Dil ve irade karşılıklı olarak etkileşirler. Yabancı mallara gümrük uygulamak deyişine göre karşımıza yine anlaşılmak çıkıyor. Dil kültürün bir parçasıdır. Filipinliler amerikan işgalinde kalmışlar. Artık birbirleriyle bile ingilizce konuşuyorlar. Sizce bu durumda bir Filipin kültüründen söz etmek mümkün olabilir mi? Filipinliler İngilizce konuştukları için ABD kadar gelişebilirler mi? Kültürlerini - varsa - nasıl sürdürecekler? Saygılar.  22.08.2010 1:20
 

Çok önemli bir konuya değinmişsiniz. Dil ve bilim - teknoloji ilişkisine inanıyorum. Ancak beni de sizin gibi üzen sorun, neden bir çok konuda dünya sahnesinde baş rolde olmamamızdır. En basiti, neden ülkemizde öz be öz bir OTO SANAYİMİZ yoktur? Neden bugüne kadar OSCAR'a aday filmimiz yok? Neden Yahya Kemal veya Baki'yi veya Orhan Veli Kanık'ı tanımazlar? Ama Baudlaire'i,Racine'i, Goethe'yi,Steinbech' bütün dünya tanır'?Neden,neden,neden dünya arenasında birçok konuda biz ilk sırada veya ilk üçte değiliz? Bence bunun tek nedeni, yetkili statülerde, geçmişten bugüne, yetkili statülerde bulunmuş yöneticilerimizin çoğunluğunun -hem özel hem de resmi sektörde-, idareci niteliğine ve yeteneklerine sahip olmamalarıdır. Saygılarımla. Yılmaz Çetingöz

yılmaz çetingöz 
 04.02.2010 21:52
Cevap :
Bütün sorun oradan çıkıyor zaten. Gerektiği gibi yönetilmiyoruz. Önce zorbalık vardı, şimdi de kandırılmak var. Ancak, tanınmamış olmak çoğu bizde olsa da yalnız bizim suçumuz değil. Örneğin Mendel yasaları bulunduktan 40-50 yıl sonra kabul gördü. Çünkü Mendel bir İngiliz değildi. Teşekkürler yorumunuz için. Saygılar.  05.02.2010 14:40
 

Dil bilim ile ilgili olduğunuz için müsadenizle bir ek bilginin daha altını çizmek istiyorum. Eskiden bütün batılı düşünürler ve bilim adamları eserlerini latince olarak yazarlardı. Farklı bir dil ile yazmak sözüm onlara ayrıcalık tanıyor ve halktan farklı onlardan çok üstün olduğunu sertgiliyordu. Hatta İncilin ana dillere çevrilmesi bile büyük sorun yaratmıştır. Aynı durum bizde de olmuştur. Kuran'ı anadile çevirmek dinsizlikle özdeşleştirilmiştir. Buradaki amaç da din adamlarına bir ayrıcalık kazandırmaktı. Düşünün bir kere herkes Kuran'ı ana dilinde okusa ve anlasa din adamlartına ihtiyaç kalır mı? Diyeceğim şu ki anlaşılmaz olmak çok akıllı ve bilgili olmakla özdeşleştirilmiştir. Günümüzde de akademisyenler ve hukukçularda sade bir halk diline pek rağbet etmezler. Amaç hep aynıdır, yani anlaşılmaz konuşan herkesten farklılığını bu şekilde ortaya koymaya çalışır. Bence çok budalaca ve hgalka karşı düşmanca bir tutum. Sevgiler ve selamlar

Matilla 
 04.02.2010 0:23
Cevap :
Düşüncelerinize katılıyorum. Ben yazılarınızı da okudum. Orada biraz şüphelerim var. Suçu demokrasiye buluyorsunuz. Hukukun üstünlüğünü savunuyorsunuz. Siyasetçiler gerek olmadığını söylüyorsunuz. Buna diyecek yok. Ama önceleri demokrasi yoktu, siyasetçiler yoktu, yine de başaşağı gidiyorduk ve şimdiki gibi durumu biliyorduk. Hukukun üstünlüğünü savunalım. Peki ama hukuku kim ayakta tutacak? Hukuk nasıl ayakta duracak? Belki aradığım şey buralarda bir yerdedir. Katkılarınız için teşekkürler. Saygılar.  05.02.2010 14:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 151
Toplam yorum
: 313
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 10766
Kayıt tarihi
: 27.09.09
 
 

Antakya 1955 Doğumluyum. O.D.T.Ü. Mimarlık Fakültesi 1982 Mezunuyum. O zamandan beri firmalarda m..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster