Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Aralık '12

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
733
 

Doğduğu gün ölen bir Melek

Doğduğu gün ölen bir Melek
 

Onu tanıdığımda ben 12 yaşındaydım. İlk gördüğüm gün oyuncak bebek zannetmiştim. Teyzenin bir çocuğu oldu dediler. Annem elimden tutu ve beni onu görmeye götürdü. Minicik, siyah saçlı bir bebekti. Büyüdükçe daha da güzelleşti. Siyah kahküllü saçları, boncuk gözleri ile gittikçe porselen bebeklere benzemeye başlamıştı. Şirinliği kadar uslu bir çocuktu da. Belki de kendisinden 7 yaş büyük zihinsel engelli bir ağabeye sahip olmanın sorumluluğu daha doğmadan omuzlarına yüklendiği için bu kadar sorunsuz ve uslu idi.

Üniversiteye giderken derslerden bunalan anlarımın en büyük oyalayıcısı idi. Evlerimiz yakındı. Ben okuldan geldiğimde o da annesi ile gelir ve ben ders çalışırken o sessizce oturur ve beni seyrederdi. O kadar uslu idi ki odada nefesini bile duymazdım.

Biraz daha büyüyünce benim en iyi arkadaşım oldu. O artık Üniversiteye giden güzel bir genç kız, ben ise evli ve çocuklu bir genç hanımdım. Okuldan çıkar çıkmaz bize gelir ve dertleşirdik. Yıllar geçti ama o hala aynı terbiyeli, sakin halinde idi. Bu arada gençlik hezeyanları oldu mu, neler yaşadı, hiç bilmiyoruz. Çünkü dertlerini kimseye söylemezdi. Hatta en yakın arkadaşım dediği bana bile.

Zaman geçti. Ben artık orta yaşlı bir kadındım. O da bu arada annesini kaybetmiş, hasta babası ile engelli ağabeyine bakan orta yaşa yakın bir hanım olmuştu. Bu arada hasta babasına bakmak için çok sevdiği öğretmenlik mesleğinden de ayrılmıştı. Hiç kimseye dert olmadan Üniversite bitirmiş ve Biyoloji Öğretmeni olmuştu. Ama kanser olan babasını bırakacak kimsesi olmadığı için işinden ayrılmıştı.

Bütün sorunlarını içinde yaşayan dışardan bakınca sessiz, sakin ve çok mutlu gözüken bir kişilikti. Benim gene en iyi arkadaşımdı. Hergün mutlaka bir kaç kez konuştuğum, her sorunumu paylaştığım bir arkadaşım. Ne yazık ki ben onunla sorunlarımı paylaştım ama o benimle bütün sorunlarını paylaşmamış. Bütün bunları öğrendiğim zaman ise artık çok geçti.

Hayatımın en azaplı günlerini onun kanser olduğunu öğrendiğim fakat bu bilgiyi kimse ile paylaşamadığım günlerde yaşadım. Birden bir gün rahatsızlandı. Herkeste rastlanan bir mide hazımsızlığı idi rahatsızlığı. Onu endoskopiye ben götürdüm. Endoskopi bittiğinde o içerde henüz ayılmadan, doktor bana olayın çok ciddi olduğunu ve kurtulması imkansız bir cins mide kanseri ile karşı karşıya olduğumuzu söyledi. Kesin sonuç 5 gün sonra patoloji sonucu gelince konacaktı. Ben doktordan rica ettim.Son 5 günü hastalığını bilmemesi için kanser kelimesini söylemeyelim dedim. Doktor anlayışlı karşıladı. İşte hayatımın en azaplı 5 günü o günler oldu. Benim bilip de onun bilmediği günler. Ağladım, üzüldüm ama sonunda o da öğrendi. Olayı herzamanki gibi çok sakin karşıladı. Sadece doktordan çıktığımızda söylediği bir söz benim çok içimi yaktı. Ben dedi.'Hiç Özel hayatımı yaşamadım. Hep başkalarının bana biçtiği hayatı yaşadım'. O günden sonra yapılan hiç bir tedavi fayda etmedi ve iki hafta sonra bir gece uykusunda melek gibi öldü. Öldüğü gün doğum günü idi. Bu dünyaya  sessizce gelmiş, sessizce yaşamış ve sessizce ölmüştü. Geride zihinsel engelli bir ağabey ve bir de sorunlarını yazdığı anı defterini bırakarak.

Bugün 18 Aralık .Onun ölümünün birinci senesi. Aynı zamanda doğum günü de.

İyi ki doğdun Sema Adalı ve rahat uyu, mekanın cennet olsun.

  

adnan tasar bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 826
Toplam yorum
: 1069
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 1039
Kayıt tarihi
: 26.04.11
 
 

Ben emekli bir iktisatçıyım. 21 yıldır bir sanatçı annesiyim. Küçük kızım klasik müziğe eğilim gö..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster