Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ocak '10

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
748
 

Donuk Türkiye

Donuk Türkiye
 

Hürriyet'ten...


Türk Halkı öylesine buz kesmiş ki yerinden bir santim dahi kımıldayamıyor. Ayakları paralize, dili kesik, kulağı sağır, gözbebeği perdeli birer “buzul insan”a dönüşmüş bu ülkenin sahipleri...

Donmuşuz; çünkü haksızlıklara, kıyımlara, yolsuzluklara karşı tepki gösterme cesaretimizi kaybetmişiz.

Artık ne toplu protestolar görüyoruz meydanlarda, ne de topraklarını arsenikle zehirleyen şirkete karşı çıkan Bergamalı Köylüler’in Ankara’ya üstü çıplak yürüyüşlerine benzer karşı çıkışları...

Oturup yarım saatimizi dahi harcamıyoruz yapılan binlerce yanlışlığı sorumlu makamlara ve parlamenterlere şikâyet eden dilekçeler, e.postalar, mektuplar yazmak için...

Sıçramayı unutmuş çekirgeler gibiyiz... Yoksa bu uyuşukluğa, bu pörsümüşlüğe, bu yılgınlığa, bu toplumsal duyarsızlığa neden olan şey “öğrenilmiş çaresizlik” anlamına gelen o ünlü “Cam Tavan Sendromu” mu?.. Ağzı açık bir fanusa kendi kendimizi hapsetmemiz mi?

Şaşırıyorum!..

Buraya kadar girişini alıntıladığım bu yazım bugünkü Hürriyet'te yayımlandı Yonca TOKBAŞ'ın köşesinde.

Devamını okumak isterseniz lütfen aşağıdaki bağlantıyı tıklayınız:

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=13590602&yazarid=232&tarih=2010-01-26

Teşekkürle...

.

.

.

.

.

.

Günün Sözü: Olaylar açıklayabildiğimiz kadar parıltılı, açıklayamadığımız kadar zifiri karanlıktır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın Sağlam; Toplumun sürüklenişinin bir mühendislik olduğu gerçeğine parmak basmışsınız. Kutluyorum. Bu kez bıçak kemiğe dayandığı halde kımıldayamaz olduk. Sorun da bu aslında. Bıçak kemiğe dayandı ama hala çözümsüzlük siyaseti sürüyor, Türkiye her geçen gün artan hızla sürükleniyor. Sorgulamamız gereken kişi ve olguları değil; sanal ve yapay çarpıtmalarla topluma çözüm arayan kişileri sorguluyoruz. Çarpık sorgulama sürecinin buzlaştırdığı zemin herkes için kaygan. İktidar bile korku içinde. Korku, korkuyu doğuruyor. Türkiye korku dehlizinde zaman yitirmekle kalmıyor; geride bıraktığımızı sandığımız toplumun ilerleyişinin önünde engel olan değer yargıları bir bir tarihin henüz tozlanmamış sayfalarından çıkıp siyaset aracılığı ile tüm ilişkilerimize karışıyor. Sağ, sol fark etmiyor; hepimiz bir şekilde bu yanlış akıştan nasibimizi alıp, yanlışın bir şekilde parçası haline getiriliyoruz.

Mehmet Sağlam 
 08.02.2010 0:31
Cevap :
Yazıma, yazıdan daha uzun ve daha derinlikli bir yorum yazdığınız için size minnettarım Saygıdeğer Tülay Hocam... Onur ve güç verdiniz. İyi ki varsınız. Selamla, derin saygıyla... MS  08.02.2010 0:36
 

Alıştıra alıştıra, hepimizin gözü önünde ve hep birlikte, açıklık içinde kapalı topluma doğru yol alıyoruz. Kapalı topluma, açık toplum reflekslerinin çalıştırıldığı çok kanallı tek sesli koro eşliğinde "aydın" konuşmacılar (sağ, sosyalist, dinci, eski solcu...) marifetiyle beyin yıkama ile ilerliyoruz ve bu yolla demokrasiye ulaşacağımızı sanıyoruz. Tek partili süreçlerin tüm yöntemleri devrede. Otoriter geleneğe tüm kurumlar yatkın ve hemen tüm kurumlar içinde hiyerarşik ilişkiler beslenmiş olduğu için toplum en yatkın olduğu biçim içinde üretilen siyasete karşı refleksleri beklenen şiddette üretemiyor.

Mehmet Sağlam 
 08.02.2010 0:30
 

Türkiye'de temel sorun; demokrasiye inanmış ve gereklerini yerine getirmeyi amaç edinmiş bir iktidar yerine, demokrasiyi araç edinerek kendi inançlarını topluma dayatmayı iş edinmiş bir iktidarla yönetiliyor oluşu. Medya bu araçsallıkta en fazla katkıyı sağlayan kurumdur. Medya gerçek işlevine çekilmeden Türkiye'nin normalleşmesi beklenemez. Oysa medya üzerindeki baskı tüm diğer süreçlerden daha fazla olarak artmıştır. Önemli bir not da; Kemalist söylemlerle sivil toplumculuk yapan kesimlerin birbirine sahip çıkmak, mücadele verenleri sahiplenmek yerine, kendi çıkarlarını kollamayı seçmeleri. Kendi yerlerinden olma korkusu içinde haklı mücadele veren Kemalist'lerin başına gelenlere seyirci kalmaları. Söylemde üstlerine yok. Olaylar içinde tepki vermeleri gereken noktada var olmaları gerekmiyor mu? Ya seyirciler; ya da yardımcı oluyor gibi yolunuzun kesilmesine katkı koymaktalar.

Mehmet Sağlam 
 08.02.2010 0:30
 

Mücadele zemininin zayıflamasını herkesin kendisine değecek kadar demokrasi isteyişinde sorgulamak gerekiyor. Tek tek çıkarlar, "hepimiz"in önündeki en önemli engel. Kendisinin neleri kaybedeceğinin hesabını yapan idealler uğruna mücadele edebilir mi? Çevremizde donuk yüzlerin sayısının artışını endişe ile izliyoruz. Endişe ile... Yanınızda zannettiklerinizin yaptıklarına baktıkça, söylediklerini kendilerinin dinlemediklerini anlıyorsunuz. Kimler mi? Onlar kendilerini iyi biliyorlar!.. Saygı ile... Prof. Dr. Tülay Özüerman

Mehmet Sağlam 
 08.02.2010 0:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 147
Toplam yorum
: 3492
Toplam mesaj
: 296
Ort. okunma sayısı
: 2788
Kayıt tarihi
: 05.05.07
 
 

İngilizce öğretmeniyim, çevirmenim, dilmaçım, araştırmacıyım. / Beş kitabım var: Beynin Kimliği, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster