Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mayıs '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
13998
 

Dunning - Kruger sendromu

Dunning - Kruger sendromu
 

Justin Kruger ve David Dunning isimli iki ABD’li psikiatri uzmanı yaptıkları bilimsel araştırmalara dayanarak bir teori geliştirirler. Bu teoriye göre de cahil ve niteliksiz insanların kendilerinden daha bilgili, kültürlü ve nitelikli insanlardan daha çok kendilerine güvendiklerini, kendilerini toplumsal yaşamda daha çok öne çıkardıklarını ileri sürülür. Geliştirdikleri teoriyi deneysel olarak doğrulamak amacıyla Cornell üniversitesi öğrencileri arasında bir deney yaparlar. Bir imtihan sonrasında bütün deneklere imtihanın nasıl geçtiğini sorarlar ve aldıkları cevaplar ile imtihan sonuçları arasındaki çelişki tam da iki psikiatri uzmanının tahmin ettikleri gibi çıkar.

İmtihan sorularının yüzde 10 una bile cevap veremeyen, başarısız öğrenciler soruların en az yüzde 60 ını doğru cevaplandırdıklarını hatta belki yüzde 70 lere varan oranlarda başarılı olmaları gerektiğini ileri sürerler. Buna karşılık sınıfın en başarılı ve yüzde 90 üzerinde doğru cevap veren öğrencilerde soruların yaklaşık yüzde 70 ini bildiklerini düşünürler. Kısacası en başarılılar sonuç tahmininde oldukça ihtiyatlı davranırken sınıfın en başarısızlarının kendilerine aşırı derecede güvendikleri doğrulanmış olur. Dunning, Kruger ikilisi yaptıkları bütün araştırmalara ve deneylere dayanarak kendi isimleri ilen anılan teorilerini yayınlarlar ve üniversite tarafından ödüllendirilen teorilerine göre;

· Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.

· Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedirler.

· Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamakta da yetersiz kalırlar.

· Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar

sonuçlarına varırlar.

Aynı teori doğrultusunda da “İşinde çok iyi olduğuna” yürekten inanan ‘yetersiz’ kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!

Ancak bu ‘cahillik ve haddini bilmeme’ karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur.
‘Eksiler’ kariyer açısından ‘artıya’ dönüşür.
Sonuçta, ‘kifayetsiz muhterisler’ her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler.
Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında ‘fazla alçakgönüllü' davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler. Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler ve zaman zaman da üstleri tarafından da ‘ihtiras eksikliği’ ile suçlanırlar."

Gerçekten de toplumsal yaşamlarımıza baktığımızda Dunning ve Kruger’in tespitlerinin hiç de yabana atılacak cinsten olmadıklarını görürüz. Kaldı ki Hürriyet gazetesinde yayınlanan 11 Şubat 2010 talihli bir habere bakacak olursak siyasetçilerin de birbirlerini klinik vaka olarak gördüklerini tespit edebiliriz. Söz konusu habere göre Başbakan Erdoğan’ın, Bahçeli’ye yönelik, “Onu tıp dünyasına havale ediyorum” sözlerine MHP Genel Başkanvekili Vural’dan başbakan Erdoğan ile ilgili olarak “Ben teşhisimi koydum, Dunning-Kruger Sendromu. Nobel ödülü kazanmış bir tespittir” yanıtı gelmiş. Zaten geçmişte Adolf Hitler’lerin, Mussolini’lerin Almanya ve İtalya gibi ülkeleri yönetebildiklerini göz önüne alacak olursak toplumsal yaşamda kimlerin öne çıktıklarını ve kimlerin ülkelerini yönetebildiklerini çok daha iyi anlarız.

Rahmetli Erdal İnönü uluslar arası düzeyde bir bilim adamıydı ve ülkemizin en saygın üniversitelerinden biri olan ODTÜ de rektörlük yapmıştı. Ama kendisi her ne hikmetse siyasete bir türlü ısınamamış ve büyük baskılar altında bir süre o da kerhen siyasete atılmıştı. Buna karşılık Osmanlı seçkini bir ailenin oğlu Bülent Ecevit babasının tüm imkânlarına rağmen ancak liseyi bitirebilmiş gerek Türkiye’de ve gerekse de İngiltere’de kayıt olduğu üniversitelerden bir türlü mezun olamamıştı. Ama aynı Bülent Ecevit yine babasının desteğiyle atıldığı siyaset dünyasında hızla yükselmiş, koskoca İsmet İnönü’yü devirebilmiş ve uzun yıllar boyunca ülkemiz siyasetinde önemli rol oynamıştı. Ancak ne var Bülent Ecevit’in her iki iktidarı da ekonomik krizlerle sonuçlanmış ve sonunda son derece sakin bir insan olan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından kafasına anayasa kitapçığı bile fırlatılmıştı. Ecevit’in artık yürümekte bile zorlandığı son yıllarında katıldığı son seçimlerde yüzde bir buçuk gibi utanılacak derecede düşük oy almasına ve kayda değer bir mesleki eğitimi olmamasına rağmen hayatının sonuna kadar siyaset hayatından kopamadığını, ısrarla ve inatla ülkesini yönetmeye çalıştığını göz önüne alacak olursak ülkelerimizin neden bu kadar kötü yönetildiklerinin sebepleri de sanırım yeterince anlaşılır olur.

Kısacası genel olarak “Cahil cesareti” olarak da tanımlanan Dunning – Kruger sendromu benim bildiğim kadarıyla Nobel ödülü almamıştır ama bence toplumsal yaşamlarımızın itiş kalkışlarını ve de toplumlarımızın geri kalmışlıklarını çok iyi bir şekilde açıklaması nedeniyle bir değil, binlerce ödülü hak etmektedir. Aslında ben Dunning ve Kruger’in yerinde olsam yeni bir araştırma yapar ve neden demokrasilerde halkın ülkelerini iyi bir şekilde yönetemeyecekleri baştan belli olan liderleri seçtiğini ve en az kime güveniyorsunuz sorusuna da sanki kendileri seçmemiş gibi “siyasetçiler” cevabını verdiklerini açıklamaya çalışırdım. Bu da herhalde apayrı bir sendromdur.

11 Şubat tarihli Hürriyet gazetesi haberi: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=13754631

Mustafa Atilla

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Bildiğim tek şey,hiç bir şey bilmediğimdir" demiş ya ünlü düşünür Sokrat,iyi mi etmiş,kötü mü etmiş bilemiyorum şimdi...Belki de bu söz yüzünden,cesaretimiz kırık,kim bilir? Bu sözü ve anlamını bilmeyenler,her yerde baş köşede...Bu ne yaman çelişki...Ama durum böyle değerli yazarım.Emin olun ki,hiç bir zaman değişmeyecek ve hep böyle kalacak.Benim hiç ümidim yok.Yazınız çok güzeldi benim açımdan.Son iki cümle ise,ayrıca alkışlanası cümleler...Çok doğru tespitler.Faydalandım.Elinize ve beyninize sağlık.Saygı,sevgi ve selamlarımı gönderdim...

fisun gökduman kökcü 
 21.05.2018 15:00
Cevap :
Merhaba Fisun hanım, sizde olmasanız bloglarım üzerinde maalesef hiç tartışılmayacak. Bu nedenle de size ayrı bir teşekkür borçluyum. Konuya gelince buradaki esas soru şu; Dunning Kruger semptomu (DKS) kimlerde daha çok ortaya çıkar? Çok eğitim alanlarda mı yoksa daha az eğitim alanlarda mı? Ben daha çok eğitim alanlarda DKS na rastlanacağını düşünüyorum. Diğer bir ifadeyle de eğer bu test üniversite öğrencileri arasında değil de doçent, profesör gibi akademisyenler arasında yapılsaydı durum çok daha vahim olurdu. Şöyle ki insanı asıl aptallaştıran unsur onun eğitimsiz olmasından çok onun varsayımlara dayalı dogmatik eğitim olmasıdır. Nitekim siyasetçiler de az eğitim almıyorlar, hemen hepsi üniversite mezunu ve aralarında profesörler bile var. Kısacası mevcut eğitim anlayışı insanı insan yapmıyor. Eğitim insana normal şartlarda bilmesi gerekenleri öğretmeli ama biz ne öğretiyoruz? Devamı aşağıda >>>>>>>>  22.05.2018 8:30
 

Evde,ölen eşinden kalan kalp ilaçlarını,ziyan olmasın düşüncesiyle kafasına göre içip,kalp krizi geçiren ve günlerce yoğun bakımda yatan hastalar tanıdım ben.Cahilliğin ve bittabi bunun getirdiği cesaretin neden olduğu, "bu kadarına da pes" dedirtecek ne olaylar gördüm,yaşadım.Zannettiğimizden daha çok var bu insanlardan etrafımızda.Nerede bir yerlerinden atıp tutan insan görürseniz,emin olun ki bu sendromdan muzdariptir.Kendini bilen insan çok az.Sorgulayan insan,kendi yeterliliğini de sürekli sorgular,elbettte ki her şeyi bilemeyeceği için,kendini olduğundan yetersiz bulur .Bu da onun için,cesaret kırıcı ve utanç kaynağıdır.Bu utanç yüzünden,ortalarda gözükmeyi pek sevmez,kendi içine döner.Sorgulamanın,böyle bir yan etkisi var işte :) Emekli oldum gittim,hala kendimi yetersiz bir doktor olarak görürüm.90 aldığımda üzülürdüm,niye 100 değil diye.Neden biliyor musunuz?Not hırsından değil,emin olun.O eksik bilgi yüzünden,bir hastanın canı yanarsa ne yaparım diye...>>> devam

fisun gökduman kökcü 
 21.05.2018 14:56
Cevap :
Devam >>>>> Biz gençlere Fırat nehrinin kaç km uzunluğunda, Ağrı dağının kaç metre yüksekliğinde, İstanbulun ne zaman ve nasıl fethedildiği, kurtuluş savaşının nasıl kazanıldığı, cumhuriyetin nasıl kurulduğu vs gibi hayat boyunca hiç faydalanmayacağı BİLGİ ler öğretiyoruz. Darwini, evrim teorisini öğretmiyoruz ama din ve ahlak dersleri vasıtasıyla objektif somut BİLGİ ler değil sübjektif DEĞER YARGI ları öğretiyoruz. Benim torunum bu sene ilkokula başladı ve 10 Kasım günü gözleri kan çanağına dönmüş bir şekilde eve geldi. Neden? Çünkü o hayatında ilk defa Atatürk’ün ne kadar büyük bir insan olduğunu ve bir 10 Kasım günü öldüğünü öğrenmişti. Oysa torunum ölmenin ne demek olduğunu bile bilmeyen 6,5 yaşında bir kızcağızdı. Biz çocuklara neyin İYİ ve KÖTÜ olduğunu ezberlettiriyoruz ama onlara İYİ ile KÖTÜ arasındaki ayrımın nasıl anlaşılacağını öğretmiyoruz. Oysa BİLİNÇ li bir insan neyi sevip neyi sevmeyeceğine kendi karar vermeli değil mi? Devam >>>>>  22.05.2018 8:31
 

Bu çalışma 1999 yılında yayınlandığında,tıp dünyasında oldukça ses getirmişti.Ses getirmesinin en büyük sebebi,sıradan insanlarla değil,üniversite öğrencileri ile çalışma yapılmasıydı.Düşünün,toplumun eğitim olarak üst basamaklarında olan insanlarla yapılıyor bu çalışma...Bir de eğitimsizlerle yapılacak olsa,çıkacak sonucun vay haline...Bu çalışma nobel ödülü aldı değerli yazarım ama bildiğimiz nobel ödülünü değil :) 2000 yılında,Harvard üniversitesinin satirik bir anlam taşıyan, Ig nobel ödülünü aldı :) Bu sendromu taşıyan insanlar,hayatın her kademesinde var ne yazık ki.Siz sadece siyasi açıdan ele almışsınız ama,ben kendi adıma söyleyeyim,benden daha iyi tıp bilgisine sahip!!! olan,kafasına göre eczaneden aldığı ilaçları yazmam için bana getiren ne hastalar gördüm ben.O doktor,ben de sekreterim yaaa...Sağlık alanında olan cahil cesareti,en kötüsüdür,çünkü hayatınızla ödersiniz bunu...>>>devam

fisun gökduman kökcü 
 21.05.2018 14:55
Cevap :
Devam >>>>> Kısacası biz soran sorgulayan, objektif bir şekilde eleştirebilen insan değil dinini vatanını, milletini, örf, adetlerin bağlı, Atatürk’ü ve cümle büyüklerini seven İNANÇ lı ezberciler yetiştiriyoruz. Biz zannediyoruz ki okullara akıllı tahta alınınca akıllı vatandaş yetiştiriyoruz, oysa yetiştirdiklerimiz PISA sınavlarında da ortaya çıktığı gibi okuduğunu anlayamayan dolayısıyla da basit bir matematik sorusunu çözemeyen gençler. Siz istediğiniz kadar yüce ve yüksek bir doktor olun vatanı için şehit olmayı kutsallık kabul eden bir hastaya şifa vermezsiniz. Herkesin malumu olduğu gibi Aziz Nesin halkın % 60 ının aptal olduğunu söylemiş. Bense DÜNYA genelinde insanların % 95’inden fazlasının ciddi bir şekilde rahatsız olduğuna eminim. Kültürlerimiz körü körüne SEVEN ve İNANAN uzaktan kumandalı köleler yetiştiriyor. Sormak ve sorgulamak ise AYIP, SUÇ ve GÜNAH kabul ediliyor. Fisun hanımcım, sorunlar maalesef çok derin ve SOSYAL KIYAMET çok yakında. Tşkr ve Selamlar  22.05.2018 8:32
 

Bu çalışma 1999 yılında yayınlandığında,tıp dünyasında oldukça ses getirmişti.Ses getirmesinin en büyük sebebi,sıradan insanlarla değil,üniversite öğrencileri ile çalışma yapılmasıydı.Düşünün,toplumun eğitim olarak üst basamaklarında olan insanlarla yapılıyor bu çalışma...Bir de eğitimsizlerle yapılacak olsa,çıkacak sonucun vay haline...Bu çalışma nobel ödülü aldı değerli yazarım ama bildiğimiz nobel ödülünü değil :) 2000 yılında,Harvard üniversitesinin satirik bir anlam taşıyan, Ig nobel ödülünü aldı :) Bu sendromu taşıyan insanlar,hayatın her kademesinde var ne yazık ki.Siz sadece siyasi açıdan ele almışsınız ama,ben kendi adıma söyleyeyim,benden daha iyi tıp bilgisine sahip!!! olan,kafasına göre eczaneden aldığı ilaçları yazmam için bana getiren ne hastalar gördüm ben.O doktor,ben de sekreterim yaaa...Sağlık alanında olan cahil cesareti,en kötüsüdür,çünkü hayatınızla ödersiniz bunu...>>>devam

fisun gökduman kökcü 
 21.05.2018 14:55
Cevap :
Bu yorum mesajı fazladan gelmiş bu nedenle de (bu konuda) son bir cevap daha vereyim. Bence "sağlık alanında olan cahil cesareti en kötüsü" değildir. En kötüsü "eğitim" alanında yapılandır. Çünkü eğittim alanında yapılan her hata ingi vsanları kitle halinde aptallığa mahkum etmektedir. Bunu da her gün yapıyoruz. Körpecik zihinleri zehirliyoruz. Tekrar saygı, sevgi ve selamlarımla   22.05.2018 12:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 1917
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 27580
Kayıt tarihi
: 08.10.06
 
 

Bir 3 Mayıs sabahı leylek getirdi beni dünyaya. Adetmiş, hemen ismimi dualarla kulağıma fısıldası..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster