Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ağustos '07

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
595
 

Dürtükleme yaa...

Dürtükleme yaa...
 

Hayatımızın öyle çok içine sinmiş bir davranış biçimidir ki, hani Dürtüklenmediğimizde bir gariplik hisseder, “bir çimdik atsana” bile deriz...

Bu kendimizin ya da karşımızdakinin yaşayıp yaşamadığı, yaşıyorsa da niçin o halde ve davranış biçiminde olduğunun garip bir sorgulama şeklidir, en azından ben öyle düşünüyorum...

Çocukken evladım yapma, evladım dur çocuğum, bana bak evladım, olmaz evladım, olamaz evladım, dinlesene evladım gibi başlayan diyalog/monolog arkasından, kafanıza hafif bir el hareketiyle sağa ya da sola ittirilerek “A benim salak evladım” şeklinde ilavelerle ilk dürtüklenmenizle karşı karşıyasınızdır...

Bu karşınızdaki ile diyalog kuramadığınızda, genel olarak monolog halinde gelişen bir süreçtir.

Dürtüklenme ile başlar, arkasından dürtük-kötek, arkasından dürtük-kötek-şiddet, birde dürtük-kötek-şiddet-küfür halini alır ki, sonuçları zaten gazetelerin bazen baş sayfasına, bazen üçüncü sayfasına, televizyonlarda baldır bacak haberleri kıtlığa girdiğinde ise flaş-flaş-flaş anonslarıyla verilir olur...

Dürtükleyelim efendim...

Uyuyorsunuz, ilkokul talebesisiniz, okul vakti, kalksana evladım, kalk, ulan ben sana kalk demedim mi, kalk ulan.... derken bir taraftan da önce bir el, sonra iki el çocuğu en az 6.5 şiddetinde bir deprem şiddetinde sallayarak uyandırıverirler...

Uyanmasına uyanır da, o şiddet sonrası kalan aklı ile okula gittiğinde hocası ile bir türlü diyalog kuramadığından mono bir öğretim dönemi geçirir...

Eğitim mi..?

Bir çimdik atın isterseniz...

Dürtün efendim, dürtün...

Okulda arkadaşı sıraya girsin diye dürter, hocası sınıfa girsin diye dürter, dersi anlamadığında dürter, müdür okul ödenekleri için dürter, servisçi inerken binerken dürter, eve gelir kirlidir, anne elbiselerini çıkarmasına “yardım” ederken dürter, abi-abla çık odamdan der dürter, çocuk “bir abi-bir abla, bir anne-bir baba ..... olsam ben onları nasıl dürteceğimi bilirim ama....” düşünürken, dürtüle dürtüle büyür...

Erkek olur, omuz atılır, dirsek atılır, yumruk atılır dürtülür, kız olur, saçı çekilir, tırnak yer, orası burası çimdiklenir dürtülür ama büyür...

Erkek olur kız görür yanındaki arkadaşına masa altından bir diz, yemedi, bir ayak darbesi atar dürter, dürtülür, kız olur ayağa hafifçe basılır, hafifçe bir dirsek teması, ne oluyor sorgusuyla, gözle kaşla ağızla dürtülür...

Otobüse, gemiye, trene, dolmuş’a ne varsa toplu taşımaya binecektir, sağdan soldan ayaktan sırttan omuzdan illa ki dürtülür, abanılır dürtülür, kollar açılarak vurularak dürtülür, şemsiye, çanta, paket, koli ile dürtülür, yerini ne yapması gerektiğini anlaması için dürtülür, anlar mı..?

Anlar, anlar...

Dedikodu yaparken “deme kız” arkasından bir tokat, bir yumruk, bir tekme, az şiddette de olsa dürtülür, yetmedi kendi kendini dürter, dizine bir şaplak, göbeğini sıkmak, yüzünü çimdirmek ne ararsan hatta aramasan da var, dürtülür, dürter, dürtülmez ise kendini dürter devam eder, bunu saatlerce bile yapabilir, dürter, dürtülür...

Zamparalığı anlatırken “ulan bir kucaklamışım” arkasından baştan sona her şekli, her mimiği göstermek yetmez, sarar sarmalar, bazen kaptırır uygulayacak olur, karşısındaki dürter, o onu o da onu dürter, anlatır güler dürterler, yumruk, tokat, “hadi beeee” bir tekme, dürter dürtülür, en özelini paylaşırken dürtülmekten, dürtmekten keyif alır, keyif aldırır, dürter...

Evlenir karı koca olurlar, ilk nikah masası altında birbirlerini dürterler-öncesi onların olsun dürtülmeyelim efendim-, eve gelir, kadın kocasını şöyle sıkı bir dirsekle dürter, koca durumu anlar hafif kızarır, herhalde yani şeklindeki yüz ifadesiyle dürter, sonra ortam bu şekilde ilerler, neticesi sabahtır, kadın kocayı dirseğiyle gene dürter ama kalk işe gitmen lazım dürtüğüdür, koca cevap verir dürter ama kalk kıyafetlerimi hazırla, kahvaltı falan, çayı koy ben de geliyorum dürtüğüdür, masada karşılıklı kahvaltı ederken eliyle kolunu dürter, o sırada ağzında lokması vardır, ekmeği işaret eder, ekmek uzatılır, hafif bir dirsek dokunuşuyla yarasın denmiştir, devam eder dürter, dürtülür devam ederler...

Adam işe gider, sıra dayağı gibi bir durumla karşı karşıyadır, artık ense tokat yumruk el ense kucaklama havaya kaldırma derken dürtülür, karşılık veremese de mutludur, gururunu okşayan bir dürtüklenme faaliyeti karşı karşıyadır çünkü, dürterler zevk alır, dürtülür hoşlanır...

Evde, kadını konu komşu ziyareti daha kapıdan başlar, eldeki yemek kapları midesine doğru dürtüklenerek verilir, arkasından bir dirsek teması, takibinde bir çimdik “anlat kız, hıı” yüz mimikleriyle dürterler, aynı durumdur, mutludur, dürtükleniyordur, gecenin içeriği kendinde saklı muzaffer bir komutan gibidir, dürtükleniyordur ama keyifli bir dürtüklenmedir, hafifte karşılık veriyordur tabi “ay abla, ay kız, sorma sabaha kadar....” bir tokat, bir çimdik derken dürter dürtülür, mutlu mesut bir kadındır, dürtülüyordur...

Cicim ayları çabuk geçer, dürtüklenmeler konu farklılıklarıyla devam eder, o kadına niye baktın diye böğrüne bir dirsek, ev işinden telef olmuş, yatıp uyumak derdindeyken, sırta gelen bir dirseğe, “başım ağrıyor” tarzında düşünce gücüyle üretilmiş bir dirsek darbesi, hatta balyoz niyetine bir yumruk, erkek tavan seyrederken, attığı dirseğin keyfini çıkararak uyuyan kadın, dürtülmüştür, dürtmüştür uyuyordur, erkek tavanı seyrediyordur, olsun dürtmüştür, dürtülmüştür...

Dürtmek/dürtülmek her ne kadar Türkçe bir kelime olsa da aslında “iç güdü” tepkimesinin tarifini yapıyor olmasından sebep, “vücut dili” olarak da açıklanabilir!

Yani evrensel bir kelimenin, aksiyona dayalıTürkçeleştirilmiş halidir..!

Bunu açıklama ihtiyacı hissetmemin temel sebebi, bize has bir durum olmadığını izah ederek, sayısız alt eksiklik (komplex) duygumuza, bir yenisi eklenmesin diye yapılan, düşünce ürünü bir dürtükleme olmasıdır, bilinmesinde fayda vardır, arz ederim efendim....

Mesela, herkesin içinde, araba kullanırken, vapurda, işte şurada burada burnunu karıştıran birisi aslında maymun değildir, insandır, içgüdüsel bir tepkime ile vücut dilini kullanıyordur...

Meali; ne var ya, burnum tıkandı, benim burnum senin burnunu mu karıştırıyorum ya...şeklindedir!

Mesela, televizyonda yayınlanan kamuya açık bir programda, sanki karşısındaki kişi haricinde kimse yokmuş gibi anırırcasına kafa geriye doğru atılmış vaziyette şuh ötesi bir kahkaha, iki elin birbiriyle uyumlu uyumsuz hareketleri “orkestra şeflerini kıskandıracak ölçüde”, karşısındakini sağır zannederek, dağın yamacında sesi “eko” yapıp dönsün diye bağıran, tek başına gezgin ifadesiyle konuşanlar, oturmasında hala sağlıklı bir form edinememiş, ama kıyafetinden sebep ama ruhsal durumunu anlatır pozisyonlar denerken, bunları ev rahatlığında yapıldığı anlar...

Meali; ister frikik veririm, ister bacağımı en akrobatik biçimde bir birine düğümlerim, basarım kahkahayı, yatar gibi oturur, kollarımı ellerimi sallarım, ne var yani evde de mi rahat yok....... şeklindedir!

Sözün özü!

Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır..!

Pardon..?!

Meali; dürtmek/dürtülmek güzel ülkemizin vücut dilini ifade biçimidir.

Bu konu, Lisan bilimci akademisyenlerin, toplum sosyolojisi-psikolojisi uzmanları ile ciddi ciddi irdelemeleri gereken bir konudur.

Bu kadar zengin bir dil ve kültürden, bu kadar fakir ve kısıtlı bir vücut dili nasıl çıkmaktadır..?

Bu yaman çelişki içeren konu araştırılmalı, bu konuda acil ama aceleye getirilmemiş önlemler alınmalıdır.

Biz yiğidimizden, yoğurdumuzdan, yiyişinden mutlu mesut bir haldeyiz, sana ne kardeşim diyor olabilirsiniz, hay hay..!

Yalnız, Taksim’ de süpürge sapı ile dürtüklenen turistlere yiğidinizin yediğinin yoğurt olduğunu anlatamazsınız, hele de böyle bir vücut diline sahipken..!

O süpürgenin sapı, dürtüklenme şekillerinde farklılık içerebilir, sonuçları kaldırılamaz bir hale de gelebilir!

Meali; yok monolog, var diyalog, eğer dürtüklenmekten hoşlanmıyorsanız tabi, yoksa....????

www.icerix.com/node/1224 (Yazımda kullandığım resim doğal ortamda bir penguen, satır başındaki adreste bir animasyon, ziyaret edin, penguenin duygularını paylaşın, eğer gerek görürseniz yazımı dürtüklemek için, yorum yapın...)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 53
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 1672
Kayıt tarihi
: 09.08.07
 
 

"Beklentiler denizinde boğulmaktansa, gerçekler ve gerçekleşenler nehrinde yıkanarak arınmayı tercih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster