Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Kasım '12

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
795
 

Emperyalizm, Kapitalizm, Kemalizm... Bu Kavramlar Daha Çok Su Kaldırır

Emperyalizm, Kapitalizm, Kemalizm... Bu Kavramlar Daha Çok Su Kaldırır
 

  • Mustafa Kemal, Milli Mücadele, Osmanlı’nın son dönemi, Jön Türk Hareketi, İttihat ve Terakki, CHP ve saireler… Bu tartışmanın daha çok su kaldıracağı muhakkak… Ortak payda mı? Sanmıyorum… Ama en azından tarihe not düşmek adınaysa bu tartışmalar, bizimde sadece çorbada bir tuzumuz, Milliyet Blog’da söylenmiş sözümüz olsun diyedir. Yoksa başkaca bir niyetimiz yoktur.
  •  
  • Lakin bu türden tartışmalara girip de eleştirel yaklaşımlarımızı ortalığa döktüğümüzde, gariptir ki, kendisini Kemalist, Ulusalcı, Milliyetçi olarak konumlandırmış çevrelerden, “Mustafa Kemal düşmanları”, “Cumhuriyet düşmanları”, “Liboşlar” türünden pek bir muteber! ifadelerin muhatabı olmak durumunda kalıyoruz. Dolayısıyla, tartışmanın da kalitesi yerlerde gezer bir hal alıyor.
  •  
  • Tabi ki, ne Mustafa Kemal’i anlamadan, ne Osmanlı’nın son dönemini yeterince irdelemeden, nede Cumhuriyet ve devrimlere ilgi göstermeden bu günleri anlamak pek de kolay olmuyor. Kolay olmuyor zira kendi kendimize yaratmış olduğumuz sosyolojik sorunların nedenselliklerini getirip emperyalizm kolaycılığına indirgiyoruz… Sanırım tartışmanın özü tam da burada ortaya çıkıyor.
  •  
  • “Emperyalizm kolaycılığına indirgemek” diye eleştiri yaptığımızda ise, “Ne yani, sen şimdi emperyalizmi yok mu sayıyorsun?”  gibisinden tuhaf, tuhaf olduğu kadar pek bir garip eleştirel mi desem, suçlama mı desem, karşılık alıyoruz. Her hadiseyi emperyalizm kolaycılığı ile açıklamaya çalışan bu çevrelerle, en nihayetinde emperyalizm hususunda anlaşamıyoruz.
  • (Sanırım derdimi kısada olsa anlatabildim Ufuk Hoca!)
  •  
  • Hâl vaziyet böyle seyreylerken, biz tartışmaya kaldığımız yerden devam edelim.
  •  
  • Ne diyorduk?
  • “Osmanlı’nın yıkılması ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurulması şeklinde tehayül etmiş olan yeni düzenin ortaya çıkışı, klasik anlamda tanımlayacağımız burjuva devrimlerine örnek gösterilebilecek türden bir süreci ifade etmez”.
  •  
  • “Yani bir Fransız devrimini örnek olarak göstermeyiz” diye defalarca bu hususta yazmıştık.
  •  
  • Zira Fransız burjuva devriminde, burjuvazi, feodal düzenin içerisinde gelişip serpilmiş ve en nihayetinde kendi devrimini gerçekleştirmek suretiyle düzenini kurmuştur. Osmanlı’nın gelişim çizgisinde ise böyle bir örnekleme yapmak mümkün değildir.  Toprak mülkiyetinin bulunmadığı Osmanlı’da, toprak mülkiyeti devlete egemen olan bürokratik devletlû bir sınıfın egemenliğindedir. Osmanlı’dan, Türkiye Cumhuriyetine uzanan süreçte, ortada bir burjuva sınıfı yoktur. Ama yüce devletlû bir sınıf olan Osmanlı yüksek askeri bürokrasisi ve sivil bürokrasi şeklinde tanımladığımız bir sınıf vardır. Ki zaten Türkiye Cumhuriyeti’nin, iktidar kavgası da, devleti elinde tutan bürokrasi ile demokratik yolla iktidara gelen sivil siyasetin savaşına sahne olmuştur.
  •  
  • Göstermelik bir meclis içerisinde var olan siyasi partiler, seçim ve sandık eksenli bir demokrasi anlayışı ve resmi ideoloji olarak belirlenmiş olan çizgiden sapıldığında, asker ve yargı eksenli, tokmağın kafaya vurularak düzenin (düzenden sapanların) hizaya getirilmesi haline, yatıp kalkıp cumhuriyet diye iman etmişiz.
  •  
  • Tek cümleyle özetlediğimiz böyle bir düzene de türlü kılıflar giydirmek suretiyle, ille de ilerlemeci sıfatı yapıştırmak, yapılanları köklü devrimler olarak nitelemek, antiemperyalist cilasıyla parlatmak, halk için demek, pek de akla yatkın olmasa gerek. Cumhuriyet tarihi boyunca ne ortada akla yatkın bir demokrasi, ne akla yatkın bir cumhuriyet, nede doğru dürüst bir batılılaşmanın varlığından söz edebiliriz. Kısacası eski düzenin isim değiştirerek sürgit haline bu güne değin iman etmişiz.
  •  
  • Başa dönersek…
  •  
  • Osmanlı’nın son dönemi sanırım dikkate değer bir dönemdir…  Bir anlamda, meşruti monarşinin hayata geçirilmeye çalışıldığı bir burjuva değişim dönüşüm dönemidir Osmanlı’nın son dönemi. Ne var ki bu süreç, demokratik olmayan bir cumhuriyete dönüştürülerek son bulmuştur. Ki eski düzenin devamı olmadığını ileri süren yeni cumhuriyet, hangi hikmettendir bilinmez, Osmanlı’nın borçlarını 1954 yılına kadar ödemek durumunda kalmıştır. “Hangi hikmettendir bilinmez” desek de aslında bilinmektedir. 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması ile yabancı ülke ve kuruluşlara tanınmış ayrıcalıklar feshedilmiş, Duyun-u Umumiye kaldırılmış ama Osmanlı’nın borçları aynen devam etmiştir. Taa ki 1954 senesine kadar.
  •  
  • Basit bir akıl yürütmeyle bile, bu nasıl bir antiemperyalist mücadeledir ki, beş milyon metrekare toprağa sahip olan Osmanlı, aldığı borçları beş milyon metrekare büyüklüğünde bir ülke için almışken, bu borçlar, elde kalan 770 bin metrekare toprakta yaşayacak olan 13 milyon insanın sırtına kalmıştır?
  •  
  • Milli Mücadeleye bu yönüyle baksak dahi, bu işin bir antiemperyalist mücadele olmadığına dair bir sonuç yakalamak mümkündür. Kaldı ki, Lozan’da masaya otururken, Kuzey Afrika’daki hükümranlık hakları, Ortadoğu, Makedonya gibi bölgelerdeki varlık hukuken söz konusuyken, masadan kalkıldığında, Misak-ı Milli olarak tayin edilmiş sınırlardan başka bir şey elde kalmamıştır. Ege adaları gitmiştir. Kuzey Afrika’daki hükümranlık hakları yok olmuştur. Ortadoğu ve petrol yatakları emperyalistlere bırakılmıştır. Emperyalistlerin alması gereken başka ne kalmıştır? Sadece sermaye ihracı ki onu da, İzmir İktisat Kongresiyle Mustafa Kemal ve kurucu kadrolar, gerektiği şekilde güvence altına bağlamış, yabancı sermayenin Anadolu topraklarında, devlet güvencesi altında dilediği gibi yatırım yapabileceği yönünde mesajı Lozan’a göndermiştir.
  •  
  • Vaziyet budur, devamı vardır.
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınız çok güzel, fakat unuttuklarınızı kısaca hatırlatmak isterim. Mesela Osmanlı Devletinin yenik bir devlet Başkenti İstanbul'un işgal altında olduğunu ve bunun yanında İstanbul'un ortasında İngilizlerin karargah kurup yönetime hakim oldukları ve bundan sonra Anadolu'da kurtuluş mücadelesini zorluklarla başladığını, Cumhuriyetin kurulması için 14 yıl saavaşan bu ülkenin evlatlarını ve zafere ulaşan dedelerimiz sizin tarafınızdan unutulmuş. 1922'de on yıl savaşan bir ülkenin evlatlarıyız biz. Şimdi emperyalizmi suçlamayı bir kenara bırakıp kendi ülkemize her bir birey sahip çıkmalı. Aydınıyla, yazarıyla. Saygılarımla

manolya 
 09.11.2012 21:44
Cevap :
"Cumhuriyetin kurulması için 14 yıl savaşmak" bu cümlenizden bir şey anlamadım efendim. Konuyu açarsanız anlamaya gayret edeceğim.   12.11.2012 9:16
 

2.) Eger bir ülkede dinsel ve yönetsel feodalite 21 yy´da bile hala devam ediyorsa, ve bundan kimse rahatsiz bile degilse (liberté, égalité, fraternité) özgürlük, esitlik ve kardeslik hala insa edilememisse, sorun gecmiste degil, dünümüzde, bu günümüzde ve gelecektedir. Ben size bir sey daha sorayim müsadenizle; Degisik zamanlarda yapilan mübadeleler sonucu, mevcut gayri müslim burjuvanin, kücük burjuvanin ülkeyi terk etmesinden sonra, Atatürk´ün en büyük hatasi yerli burjuva olusturma gayreti icine girmesidir. Hatta özel sektöre yerli ucak yapimi icin kredi bile verilmistir. Hatta üretilen ucaklari Menderes hükümeti satin almamis, kurulan fabrika iflas ederek kapatilmistir. Sizin bu konuda ki görüsünüz nedir ögrene bilirmiyim? Yalniz yazacaginiz yazinin ikinci bölümü icin 1929 Büyük Dünya Buhrani´na, o dönemin Ìmparatorluk (Bismarck) Almanya´sin da bile % 300-400´leri bulan enflasyondan ve Osmanlinin son döneminde Galata Bankerleri´nden alinan borclara deginmenizi de öneririm...

Utku Aksu 
 08.11.2012 17:14
 

1.) Aslinda fazla sözcük harcamaya gerek yok. O yüzden uzunca bir yoruma da gerek duymuyorum. Yasadiginiz topraklara ne liberalizm ne de sosyalizm 1945´den sonra ugramaz olmustur.Birakin sosyalizmi, liberalizmin bile ilk önce saldirdigi feodal yapidir. Bana sordugunuz sorunun yaniti ise, dinsel ve yönetsel feodal yapinin hala tüm heybetiyle hatta eskisinden daha güclü bir sekilde devam etmesinde gizlidir. Büyük Fransiz Ìhtilali´nde bile Jakobenler´i suclayan zihniyet, sosyalizm gibi, liberalizminde siyasi doktrinin temelini olusturan özgürlük, esitlik ve kardeslik( liberté, égalité, fraternité) kavramlarini malesef sahip cikip savunamaz. O yüzdendir ki oportünistlerin solcu gecindigi, ücretli modern kölelik düzeni olan kapitalizm treninin biletsiz kacak yolculari liberalimsilerin gecmis hakkinda fikir beyan etmesi, aydinlanmanin miladi olan ve yarim yamalak tepeden inme devrimlerle kurulan cumhuriyetten hesap sormalari abesle istigaldir.

Utku Aksu 
 08.11.2012 17:07
 

ması yapar gibi olmuşsun; meşrutiyet över gibi. O dediğin meşrutiyet bilirsin Enver darbesiyle olmuştu. Seni anlamakta zorlanıyorum Yıldız Nihat; bir yandan Kemalistlere "darbeci / İttihatçı" diyorsun; bir yandan darbeci Enver meşrutiyetini meşrulaştırıyorsun... Emperyalizmi görmezden gelen senle anlaşmak sanırım zor dost. Ayrıca; Fransa ile Cumhuriyet karşılaştırman sosyo-ekonomik şartlar açısından doğru olsa da; "Cumhuriyetin Fransız Devrimini örnek olmasına" katılmaman ilgin. Egemenlik Tanrı dan veya onun vekilinden alınıp halka verilmedi mi Fransa Devrimi'nde. Cumhuriyette ne yapıldı. "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" lafını kimden öğrenerek söylüyor Mustafa Kemal ? Dost, bırakacaksın o 2. Cumhuriyetçi ağızlarla Kemalizm ve Cumhuriyet eleştirmeleri Mustafa Kemal'i bir okuyacak yetmedi anlayacaksın. Altan ve sülasesi, "bölünelim de geriye kalanda biz ikinci cumhuriyet kuralım" derdindeler, sen de onlardan mısın yoksa? Saygılar, selamlar

UFUK KESİCİ 
 08.11.2012 7:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1512
Toplam yorum
: 3024
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 1107
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster