Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Eylül '10

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
471
 

Et Ekonomisi

Et Ekonomisi
 

Bizim sarı ineklerden.Bektaşağa2009


Etin nasıl üretildiğini unutmak çok kolay. Süpermarketlerde, kasaplarda güzelce paketlenmiş ışıklar altındaki etler; hangi hayvana aittir, nereden gelir, kim yetiştirir, kim keser? Hiçbir ipucu vermez. Sadece fiyat etiketine etikete bakarız. Dana kıyma isterken, ineklerin ne olduğunu sormayız bile...!

“Et fiyatları düştüydü, çıktıydı” haberleri arasında, Dünya’da et sanayi nasıl bir işlev yürütüyor? farklı bir açıdan bakalım.

Kaynaklar, Yerküredeki dört ayaklı çiftlik hayvanların sayısının 1961’den bu yana yüzde 38 artarak, 3.1 milyardan 4.3 milyara ulaştığını, en büyük hayvan nüfusunun Hindistan ve Çin’de olduğunu; kümes hayvanları ise dört kat artışla 4.2milyardan 17.8 milyara ulaştığını söylüyor.

Et üretimi, hayvanların ilk ehilleştirilmesinden bu yana çok yol kat etti. Çiftlik hayvanı yetiştirme işi çok kısa sürede biçim değiştirerek, hayvanların doğal ortamlarıyla ya da eğilimleriyle ilişkisi olmayan, endüstriyel bir çalışmaya dönüştü. Bugün Dünya’da ki kümes hayvanı etinin yüzde 74’ü, domuz etinin yüzde 50’si, dana etinin yüzde 43’üve yumurtaların yüzde 58’i endüstriyel hayvancılık sistemiyle üretiliyor.

Upton Sinclair, ABD’de gıda güvenliği, çevre ve çalışma yasalarının olmadığı dönemlerde Chicago mezbahalarındaki dehşet verici ayrıntıları yazdı. (The Jungle isimli roman Türkçeye Şikago Mezbahaları olarak çevrilmiştir.) The Jungle, aynı zamanda endüstriyel et üretimi sanayinin etkisinin ve gücünün artacağını yüz yıl önce tahmin etmişti.

Yanılmadı.

Günümüzde Amerikan kırmızı et pazarının yüzde 81’i sadece dört şirketin elinde. Bu şirketlerin tarım üzerindeki etkileri sadece ABD sınırları içinde kalmıyor. Çevre ve çalışma yasaları giderek daha sert ve kısıtlayıcı oldukça, büyük tarımsal üreticiler hayvansal üretim operasyonlarını denizaşırı ülkelere özellikle de yasal uygulamaların esnek olduğu yerlere kaydırıyorlar.

Et, artık Çin’den Brezilya’ya, Hindistan’dan Sovyetler Biriliği ülkelerine kadar her yerde, sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen çokuluslu şirketlerin denetiminde küreselleşmiş bir ürün. Upton Sinclair’in yüz yıl önce işaret ettiği çalışma koşulları, sağlıksız üretim yöntemleri ve çevresel kirlenme gibi sorunlar hala var. Hatta bunların bir çoğu daha da kötüye gitti. Sularımızı ve havamızı kirleten milyarlarca tonluk gübre, mini “tarımsal Çernobiller” yaratıyorlar.

Bu sırada, sınırlı alanda hayvan yetiştiren ekonomisi, zaten yara almış yerel toplulukları ve serbest çalışan çiftçileri boyunduruk altına alıyor. Bir başka tehlikede, sadece yediğimiz et değil, endüstriyel ortamlarda yetiştirilen bu hayvanlardan üretilen süt ürünlerinde. Biyolojik teröristlerin bir süt ürünleri kamyonuna koyacakları yaklaşık 9gram botülizm zehri yüz binlerce ölüme ve milyarlarca dolar zarara yol açabiliyor.

Et, sadece beslenmemizin bir parçası değil; zenginlik ve refah göstergesidir. Endüstriyel hayvancılık sistemlerini, bir ekonomik zenginlik kaynağından daha fazlası olarak görmek gerekiyor. Bereketli aile çiftliklerini ve manzarayı korumak, sağlıklı ve iyi koşullarda hayvan yetiştirmek de kendi başlarına birer zenginlik.

Bir kilo buğday için 1000 ton su, sığırın bir kilo et alması için yaklaşık 7 kg. tahıl gerektiğini hatırlatırken, “et “ yerken biraz da nasıl sofraya geldiğini düşünün istedim…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 272
Toplam yorum
: 141
Toplam mesaj
: 42
Ort. okunma sayısı
: 726
Kayıt tarihi
: 13.10.07
 
 

1959 Sinop Bektaşağa Köyü doğumluyum. Yaşamda, anlaşılacak bir şeyi olanlara ve bunu öğreti yapan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster