Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Şubat '10

 
Kategori
Futurizm
Okunma Sayısı
502
 

Evrenin Parametreleri

Evrenin Parametreleri
 

Alien ve Predator Londra metrosunda - The Telegraph'tan


İnsan, dünya dışında bir gök cismine ilk kez 1969 yılında ayak bastı ama önceki 30-40 yıl boyunca Amerikan filmlerinde Dünya dışı yaratıkların (özellikle Marslıların) Dünyayı ziyaretleri hatta işgali konusu işleniyordu. Bu konu popülerliğini hiç yitirmedi, yitireceğe de benzemiyor

Bu ziyaretçiler her ne kadar tuhaf görünüşlü olsa da genellikle insan boyutlarında ve dünya yerçekiminde ayakta durmakta, hareket etmekte sorun yaşamayan, Dünya atmosferinde nefes alabilen, 3 parmaklı olsa da elleri, ayakları, başı, iki gözü, ağzı ve burnu olan yaratıklar. Kendi dünyamızda bile, okyanuslarda balık formunda, karada ise kuş böcek hatta bakteri formunda yaratıklar varken biz nedense dünya dışı akıllı yaratıkları hayal ederken hep insana benzettik durduk.

Üzerinde akıllı yaşam gelişebilecek diğer dünyaların kendi dünyamız gibi olduğunu hayal etmekten vazgeçseydik dünya dışı akıllı yaratıkların bize pek benzemeyeceğini var saymak ve ona göre hayal kurmak çok daha kolay olacaktı. O kadar ki, dünya dışı akıllı yaratıkların farklı zaman skalalarında yaşamaları ve bir arada olup birbirimiz farkına varamamamız dahi söz konusu olabilir.

Dünya gezegenine en iyi adapte olmuş canlının, yüksekliğinin 1,75 metre, ağırlığının 70 kilogram olması tesadüf değildir. İki ayak üzerinde hareket edebiliyor olması ve oksijen teneffüs etmeye elverişli akciğerlere sahip olması da tesadüf değildir. Dünyamız böyle olduğu için bu özellikler bu şekilde gerçekleşmiştir. Dünya bu boyutta olmasaydı, dünyaya en iyi adapte olmuş cins, homo sapienden türemeyecekti. Belki de homo sapien daha küçük ya da daha büyük olacaktı. Çünkü daha büyük bir dünyada yer çekimi daha fazla olacak, atmosfer daha kalın ve yoğun olacak böyle bir ortama en iyi adapte olacak canlı da daha küçük olacak, belki de yoğun atmosferde yüzecek veya uçacaktı. Atmosferi %21 oksijen içermese akciğerleri böyle olmayacak veya hiç akciğere sahip olmayacak, gezegenin üzerinde şimdi olduğunun birkaç katı su olsa yüzeyi tamamen örtecek, ayak ve el organları gelişmeyecek, bunun yerini yüzgeçler alacaktı. Yani canlılar ancak balık formunda var olabilecekti.

Daha ileri gidersek, uygun koşullarda böcek veya sinek boyutlarında bir canlının zeka geliştiremeyeceği veya alet kullanamayacağı konusunda da bir kural yoktur. Yaratıcı zekaya sahip olabilecek bir beyin ancak belirli sayıda hücre ve bağlantının bir araya gelmesi ile mümkün olacağı söylenebilir, bu da akıllı yaratıklar ile ilgili bir minimum boyut parametresi oluşturabilir ama unutmayalım ki bizim bildiğimiz canlı hücresi boyutları da gezegenimizin koşullarının bir sonucudur. Bilgi işleyebilen bir mekanizmayı oluşturacak hücreler ne dünyadaki hücreler ile aynı yapıda olmak zorunda, ne de bu “bilgi işleme organı” hücrelerden oluşmak zorunda. Bunun böyle olmadığı, yarıiletken teknolojisi ile şimdiden kanıtlanmış durumda.

Yüz seneye yakın bir süredir biliyoruz ki zaman da mutlak değil, görecelidir. Yani bir gözlemci için ömür anlamına gelen bir zaman dilimi, başka bir mekandaki başka bir gözlemci için iki nefes arasında geçen süre olabilir. Zaman da, mekan da, ancak bir referans, bir koordinat, bir ölçüt varsa anlamlıdır. Zamanın ölçütünün farklı mekan ve durumlarda olan gözlemcilere göre mutlak olmadığını bir kere kabul ve ispat ettikten sonra onun aynı mekanda bulunan gözlemcilere göre farklı ölçütte ilerleyeceğini veya öyle algılanabileceğini düşünmek artık zor değildir.

Öyleyse başka dünyalara “bir gün birileri tarafından fark edilebilir veya duyulabilir” ümidiyle gönderdiğimiz mesajların iki bileşeninin (harf, şekil, nota her neyse) hedefe erişimi arasında geçen süre, oranın gözlemcisine göre algılanmasını imkansız kılacak uzunluk veya kısalıkta olamaz mı. Karşılaştığınız dünya dışından bir canlıya “merhaba, nereden geldiniz” diye sorana kadar onun yaşlandığını düşünün. Bu durumda iletişim mümkün olabilir mi?

Gözlemcinin hızıyla zamanın akışı arasında bir ilişki olduğuna göre zamanın ilerlemesini etkileyen başka etkenler de pakala var olabilir, hatta mutlaka vardır. Demek istiyorum ki, evrende başka akıllı yaratıklar varsa –ki yüz binlercesi olduğuna inanıyorum- bırakın onlarla haberleşmeyi, onların farkına varmak için bile uzaklık dışında çok önemli problemlerimiz var.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

slm.. Güzel bir yazı ve herzaman ilgimizi çeken bir konu.. Bilinmeyene olan bu merak zaten sanırım insansı canlılara özgü bir şey.. Ancak ben konunun başka yanı ile ilgileniyorum.. Dünyayı yaşadık.. dünyadaki canlıları tanıdık.. elbirliği ile dünyayı nasıl mahvetmeye çalıştığımızı da biliyor ve bunun için elimizden geleni yapıyoruz.. Anlaşılan o ki.. Dünyadaki insan neslinden kimseye bir fayda yok!.. Diyorum ki.. şu bizim dışımızdaki uzaylı dostlarımız bir an önce gelip bizle irtibat kursalar. Hani belki diyorum Dünyalılar dan bir fayada görmedik.. Bir de onları deneyelim.. Kimbilir belki onlardan bir fayda görürüz... İNSANLIK OLARAK!.. Bu yazdıklarımı espiri olarak alabilirsiniz. Ancak unutmayınız ki.. her şaka da bir gerçek payı vardır!.. :)))

Ters köşe/NUR 
 21.02.2010 22:44
Cevap :
Hoş katkınıza teşekkürler. İnsanlığın çevre bilincine (ya da bilinçsizliğine) iğneleme yapıyorsunuz. Ama o kadar çoğaldık ki bu sonuçlar çok da sürpriz gelmiyor bana. Bence dünya 1 milyardan fazla insan için çok küçük. Saygılar  23.02.2010 21:51
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 181
Toplam mesaj
: 32
Ort. okunma sayısı
: 2033
Kayıt tarihi
: 28.06.06
 
 

İnsanın kendini anlatması zor, gereksiz de! Yaptığı işlere bakmak yeter, ne gerek var fazla i..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster