Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Haziran '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
722
 

Fıstık

Fıstık
 

Pazaryerindeki satıcı, “Taze fıstığın haşlaması güzel olur, Beyim” dedi ve bir avuç kabuklu yerfıstığı uzattı bana. Elleri buruşuktu. Yüzüne baktım. Beyaz sakallıydı. Siyah çekik gözleri ise pırıl pırıl ve umut doluydu. Bir fıstık aldım iki parmağımın arasına. Bastırınca, kabuk kırıldı. Üç tane, iri, pembe fıstık içi. Attım ağzıma.

Aslında pek sevmem kabuklu yerfıstığını. Beni, gençliğimin ilk yıllarına, sıkıntılı, bunalımlı, yoksulluğun karayılan gibi boynuma çöreklendiği günlerime götürür. Unutmak istediğim, üzerine kül döktüğüm ama kabuklu fıstığı görür görmez ya da adını duyduğumda silkelenip ortaya çıkan anılarım, yumruklar durur sürekli kafamı. Kabuklu fıstık, bana hep babamın ölümünden sonra sürüklendiğim, bir kene gibi yakamdan hiç düşmeyen, benimle zevklenen kör olası fukaralığı anımsatır. Silifke’yi, Bucaklı Mahallesi’ni, Göksu’dan odun çaldığım günleri getirir aklıma.

Ben, ne denli yadsırsam yadsıyayım, kabuklu taze fıstığın haşlaması hoş olur. Adamın ağzına da, dişleriyle kırarken, tuzlu su gelir. Sonbaharda içki masasının onur konuğu olur sürekli.

Heybesinin iki gözü de doluydu. “Tazecik bunlar; daha sökeli iki gün oldu. Torunuma yollayacağım parasını. Üniversitede okuyor da” diye ekledi.

Öğrenciliğin ne olduğunu bilirim, özellikle de parasız öğrencinin durumunu. Ben de çok çektim parasızlıktan. Okulu bırakıp köyüme dönmeyi, balıkçılık yapmayı bin kez düşünmüştüm.

“ İki kilo ver bakalım” derken anamın sesini duyar gibi oldum. “Oğlum! Dikkat et de fıstık arabasını kaçırmayalım.”

“Fıstıkçı, fısss…tıkçıııı!” Kabuklu yerfıstığı doldurulmuş kocaman telis çuvallar yüklü bir at arabası geliyordu. Ucuna kırık orak çakılmış, bilek kalınlığında, iki metrelik sopamı nehirden devşirdiğim odunların yanına bırakarak koştum arabacının yanına. Bize bir çuval indiriver dedim. Kapıdan anam çıktı; beyaz çemberli, paçası bağlı uzun donuyla. “İki çuval, olur mu ” dedi. Arabacı ve ben, zor taşıdık çuvalları iki gözlü dama. Fıstığı kabuklarından çıkarmak, yoksulların elinden tutardı. Getirilen çuval dolusu fıstıklar kırılıp ayıklanır, kilo başına para alınırdı. Kabukları da yakılırdı o insanı dalayan poyrazlı uzun gecelerde. Ocaklı odaya yan yana koyduk çuvalları. Sadece odalardan birinde vardı ocak. Göksu’dan dilendiğim odunla ısınırdık, duvarları çamurla sıvalı evde. Bir teneke soba alacak paramız bile yoktu. Babamın beklenmedik ölümü, atmıştı bizi bu yoksulluğun kucağına. Yılını tamamlamadığı için aylık da bağlanmamıştı bize.

“Çabuk ol, iki kütük geliyor. Kap şu gelberini” diye bağırıyordu ev sahibimin oğlu. Göksu kabarıyor, yatağına sığamıyordu. Ara sıra dönemeci alamıyor, kusuyordu kızıl kinini çukur dolu asfalt yola. Koşup aldım sopamı, ucundan tuttum ve tomruğun yaklaşmasını bekliyordum. “ Öf, be! Fıstığa bak” dedi arkadaşım. Başımı çevirdim. Uzun boylu, arı belliydi; omuzlarından aşağı dökülüyordu siyah saçları. Ona bakacağım derken, kütük de geçip gitmişti.

Mahallemizde kızlar vardı fıstık gibi. Ama kabuklarını kıramıyorlardı sürekli baskı altında olmalarına karşın. Pazarları sinemada öğrenci matinesi olurdu. Ona bile izin zor çıkardı. Filmden çok, uzaktan bile olsa, yavuklusunu görmek için giderdi oraya. Kuyrukta, akrabaları ya da tanıdıklarından birine yakalanmamak koşuluyla, daha önceden yazdığı mektubu sevdiğinin eline tutuşturuvermek, onun için büyük bir mutluluktu. İstek ve korkuyu, işte o an, birlikte yaşardı. Bazen de kitap isteme ya da dersle ilgili soru sorma gerekçesiyle kısa süreliğine uğrayabilirdi görmek istediği erkek arkadaşının evine.

Ben hiç karşılaşmadım, ne elime mektup tutuşturana ne de kapımı çalana. İsterdim bir kız arkadaşımın olmasını ama olası değildi. Kara kuru, yamalı pantolonlu, çarıklı bir liseliye hangi kız bakardı?

Annem seslendi. “ Akşam oluyor, yeter artık. Al gel topladığın odunları.” Topu topu, bir eşek yükü ancak ederdi, nehirden alabildiklerim. Evet, bir eşek yükü!

Eşek mi? Komşum ve sınıf arkadaşım bir kız kullanmıştı, bu sözcüğü benim için. Gördüğüm bir filmde erkek, kadına “Çok güzelsiniz” demişti. Kadın da ona “Teşekkür ederim” yanıtını vermişti. Ben de o filmden esinlenerek sınıfımızdaki bir kıza söylemiştim aynı tümceyi ama o bana “ Eşek” demişti. Bozulmuştum bu yanıta. Beni eşek sözü değil, daha çok kızın bakışları, yüzündeki ifade üzmüştü. Eşek sözcüğüne neden alınacaktım ki! Çocukluğumda, benim en yakın dostumdu eşek. Bizim de vardı kuyruğu güdük bir eşeğimiz. Sığır gütmeye giderken binerdim ona. Üzerinde ben türkü söylerken, o arada bir durur, kulaklarını dikip beni dinlerdi.

Eşek yükü odunu taşıdım evin önüne. Annem, yere bir bez sermiş, fıstık kırıyordu dişleriyle. Kızarıp şişmeye başlamıştı bile incecik dudakları. Ben içeri girince, kalkıp siniyi getirdi. Üzerindeki bulgur çorbasından dumanlar yükseliyor, kekik kokusu yayılıyordu etrafa. Gökyüzü ise bağırıyordu durmadan “Tak, tuk, çat” diyerek. Elektrik kesildi. Karanlıkta kapı çalıyordu. Cebimden muhtar çakmağını çıkarıp çaktım. Anamın “Ben dişimle fıstık kırayım, sense cığara iç, olacak iş mi bu” sözleri deliyordu karanlığı. Sigaraya yeni başlamıştım ama satın alacak param yoktu. Diğer otlakçılar gibi ben de yalnızca çakmak taşıyordum. Anacığım, ben sigara içmiyorum. Çakmağı da geçen gün bize gelen arkadaşım unutmuş, dediysem de inandıramadım.

Kapı yumruklanıyordu sürekli, kırılacaktı adeta. “Güm, güm, güm!” Elimde çakmak, açtım kapıyı. Bana eşek diyen kız, karşımda duruyordu. Islak saçlarıyla çok güzel görünüyordu, solgun çakmak ışığında. “Yarınki ödev hakkında bir şey soracaktım” dedi. Ders bahane miydi acaba? Bacaklarım birbirine çarpmaya başladı. Sesimi titretmeden, merhaba, hoş geldin, diyebildim sadece. Girsene, demeye dilim varmıyordu çünkü yoksulluk tanığı kabuklu yerfıstığı yığılıydı ortada. Şimşek çakınca, ağarıverdi ortalık. Kız, yüzüme yansıyan şaşkınlığımı anlayacak diye çok korktum. Sesimin tınısının değiştiğini de nasıl yardımcı olabilirim, dediğim zaman anladım…

“Buyurun, Beyim” dedi yaşlı köylü, ben anılarımla boğuşurken.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 95
Toplam yorum
: 70
Toplam mesaj
: 21
Ort. okunma sayısı
: 1665
Kayıt tarihi
: 12.06.07
 
 

Emekli öğretim görevlisi, çevirmen, öykü yazarı, kültür ve düşün dergisi Gerçemek'in sahibi ve ge..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster