Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Eylül '07

 
Kategori
Kültürler
Okunma Sayısı
2169
 

Gelenekler Anayasa' nın anlamına hükmedebilir mi?

Gelenekler Anayasa' nın anlamına hükmedebilir mi?
 

Biz nereden geldik?

At sırtında Orta Asya'dan!

Türkler, Orta Asya'dan mı geldi..?

Evet!

Diyorsanız bir sorun var..!

Şu an en başlı başına sorun kabul edilen "Anayasa" da olduğu gibi...

Nedir üzerinde fırtınalar kopartılan?

"Türban"/Tesettür

Nedir bu simge halinde, "Sembol" leşsin diye uğraşılan şey?

İslamiyet’te, kendini müslüman > olarak tanıtan kişinin, cinsiyeti kadın olanının, kullanmasının zorunlu bir dini kural olduğu söylenen, örtünme şekli.

Doğru mu?

Hem evet, hem hayır!

Evet; Türban bir giyim tarzıdır, bir örtünme tarzıdır, erkek için değil >, kadın için > öngörülmüş bir giyim tarzıdır, ancak adı üzerinde bir giyim tarzıdır, kadın içindir (?), İslamiyet bir dayatma-ruhban bilir dini değildir, irade hürdür, böyle olduğuna kendisi inandığı, doğru bulduğu takdirde, bir kadının kullanacağı giyim tarzıdır, ama sadece giyim tarzı!

Hayır; Giyim tarzı dışına çıkartılır, sembolleştirilir, üniforma haline getirilir, dine dayalı sınıfsal farklılıklar içeren, cemaat-tarikat farklılıkları içeren, ayrıştırıcı, belirginleştirici, erkeğin nefsine, iradesine olan hakimiyetsizliği sebebiyle > dayatıldığında, bu dayatma erkekle kadın arasında, ekonomik-sosyal-kültürel menfaat ve taviz politikası halini aldığında, dinin siyasallaşması, ruhbanlaşması, öteki-beriki şeklinde itici bir hal aldığında, tarz amaçlanandan çok farklı bir yerdedir, inancın yansıması, giyim tarzı değildir!

Hal böyle iken, tartışma "Ben zenci miyim, sana ne" diye verilen tepkiye, "Sen zencisin demiyorum, senin olduğunu zannetmene şaşırıp, değilsin diyorum" diyene, "Ötekisin, berikisin, komünistsin, sosyalistsin, .......ist, ........v.s." diyen, tutarsızlığı içeriğinden belli cevaplar...

Türban siyasallaşmıştır, toplumsal hareket halini almadan (Türkiye'de) önceki dönemi, sağlıklı bir şekilde ortaya konabilen bir kavram olmadığı için, gelenekler, tarihin derinliğine uzanan kültürel benimsemeler, zamanla, aslında olmayanın "var olan" olarak kabulünden öte bir şey değildir.

Yakın tarihe baktığınızda, Arap toplumu içerisinde kullanımı olduğu bilinen (Sonradan çarşaf_Burka da oldu) bir örtünme ve giyim tarzı.

Bize baktığınızda (Osmanlı dönemi) 1. Meşrutiyet öncesinde kemikleşmiş, hastalıklı bir bakış açısı olduğu aşikar, halkların, kendi kimliğini netleyen kıyafetler, ayakkabısı kırmızı, sarığı 3 kat bağlamalı falan v.s...

Biz, yani Türkler, Henüz Anadolu topraklarında değil iken...(M.Ö. 450-500 Heredotos)

Persler > kendi aralarında, sınıf eşitliği olanlar birbirlerini <özelde erkekler="">> dudaklarından öperek selamlardı. Eğer Pers'ler, Rusların dedesi değil ise, Putin bu geleneği hangi sebeple uygulamıştır, hem de tüm dünyanın gözü önünde...

Aynı tarih döneminde, Asur, "Ermeni bölgesi", Nineve, Fırat, Dicle, Babylon bölgesinde yaşayan, en kuzeyinde Kafkasların güney sınırı olan Massaget'ler her ne kadar İskit'lere benzeseler de, Kadınları uzattıkları saçlarını, farklı şekillerde dolayarak bir bezle (70'li yıllarda türban olarak çevirilmiş) sarmak suretiyle kapatırken, özellikle gül kokusu sürüyorlarsa, > bu onlarda yerleşik bir halde iken sonrasında Perslerin hakimiyetine girmişlerse, bu gelenek Perslerden onlara değil, onlardan Pers'lere geçmiştir. Yani İslamiyet’in kabulünden 1.100 yıl önce...

Mısır'da, yine İslamiyet’in kabulünden 1.100 yıl önce, oruç tutulması, kurban<öküz-buzak-koyun-kaz kesip="" inek="" kesmezler="" kutsaldır="">> kesilmesi, adak adanması, tapınaklardaki rahip-rahibelere> verilmesi, erkeklerin su içerken çömelerek içmesi, ufak tuvaletini yaparken de çömelmesi, daha benzer bir çok alışkanlık, bölgesel yerel davranış biçimleri...

Pers'ler Mısır'ı işgal ettikten sonra bu farklılıklarla tanışmışlardı. Hatta her hastalık için bir farklı doktorun olduğu, Mısır'daki en fazla meslek mensubunun da doktorlar olduğunu öğrenmişlerdi...

Muta nikahının benzeri diyebileceğimiz bir davranış biçimi, yine o tarihlerde, hem de tapınakta, rahipler ve rahibelerin huzurunda, hem Babylon hem Massaget'ler tarafından yaşanan bir durumdu. Her kadın hayatında bir kere tapınağa gider, hiç tanımadığı bir erkeğe kendini bir gümüş para karşılığı, tanrı (Artemis) huzurunda teslim ederdi. Bu durumu, bu günkü uygulama farklılığını dikkate aldığınızda "Persler" bulmuş olabilir, ancak esası İslamiyet’ten 1.100 yıl önceki bir gelenek...

Çok eşlilik, o dönemde Persler de ve istila ettikleri bir çok halkta da var olan bir yaşayış biçimi. Savaşlar, seferler, uzun süreli esas yaşadığı yerden uzak yaşama, bunu bir nevi zorunlu çözüm kılmış, o dönemde de sınırlamalar (4-7-9) getirilmiş bir uygulama. Soylular, Krallar hariç, onlarda sınır kendileri(Pers kralları o zaman her gün haremden> başka bir karısını odasında hazırlatır, bir daha da sıra ne zaman gelir bilinmez? Bolluk var!)...

İslamiyet’in bu topraklarda kabulünden takribi 600 yıl sonra, yani gelenekler, devşirilmiş uyarlanmış kültürel yansımalardan, kemikleşmiş halinden çok ama çok sonra gelmiş bir Türk Halkı.

Osmanlı'dan önce Büyük Selçuklunun hakim olduğu, Hilafet ve Halifelik makamı...

Türk Halkı bu makamın sahibi olduğunda >, içerisindeki İslamiyet öncesi kemikleşmiş geleneklerin de yöneteni yönlendireni konumunda idi...

Kurtuluş Savaşı itibariyle > hem anlamı önemini kaybetmiş, hem de saygınlığı anlamı ile ters düşer bir hal aldığı için askıya alınmıştır. (Sancak halen bizdedir, emanet veya hüsnü kabul ile devredilecek bir şey de değildir, savaşarak alınmış bir sancaktır)

Pehlevi saltanatı, Şah Rıza Pehlevi dönemi, Türkiye'nin Cumhuriyet dönemi ile her ne kadar dost görünse de, menfaatler söz konusu olduğunda yaşananlar ortadadır.

Hilafet ve Halifelik çatısı altındaki halkların (O zamanki şartlarda) davranışları da ortadadır.

Molla devrimi ile devrimin ihtiyacı olan Sembol(?) > uyandırılıp benimsetilmeye çalışıldı. Hem de 2.500 yıl öncesinden gelen bir sembol, tesettür isminde bir giyim tarzı...

Sadece İran'da bu sembolün yerleşikliği ile bir yere varamayacaklarını bildiklerinden, özellikle sınır ülkelere bunun ihracını yapmakta büyük çaba sarf ettiler. Bu da farklı bir Pers geleneğidir.

Persliler İmparatorlukları döneminde önce çevresel, neredeyse tam bir daire şeklinde hakimiyet kurar, sonra hakimiyet kurdukları yerlere para-asker-vali v.s. atayarak destekler, onların çevresinde hakimiyet kurmalarına öncü olarak hakimiyet alanını genişletirlerdi. Bu şekilde etkin oldukları dönemde (Darius dönemi) Kafkaslara, Hindistan'a, Arabistan hariç Mısır'dan Libya'ya (Afrika o dönemde Libya olarak isimlendiriliyordu), Anadolu'da Sardes, Frigya, Fenike, İonya, Isparta, Helen'ler (Yunanlılar, Atinalılar, Pelasg'lar) ve hatta Avrupa'nın büyük bir kısmı hakimiyet alanlarıydı. Neredeyse bir dünya imparatorluğu...

O zamandan <1.200'lü yıllar="" itibari="" ile="">> bu zamana değişim yaratan ve tabirimi mazur görün ama araya giren bir Türk Halkı olmasa idi, Pers'ler hali hazırda Batının anasına daha çok göz yaşı döktürürdü. Aslında batının Engizisyon dönemi itibari ile Mazoşist geçirdikleri bir dönemde, belki de Allah, Sado-Mazoşist bir dönem olmaması için, Türk Halkını Anadolu Topraklarına gönderdi..!

İran'ın Pakistan, Afganistan, Özbekistan, Azerbaycan(*), Irak, B.A.E. ve sair ülkeler ve halkları üzerinde bitmek tükenmek bilmeyen bir faaliyeti vardır.

Bu faaliyet, Sovyetlerin sıcak denize ulaşma hayaliyle Afganistan'da geçirdiği işgal döneminin son bulmasında, Amerikanın (Batının ortak karakol komutanı) Pers-İslam İmparatorluğuna verdiği destekle tavan yapmıştır.

Her zafer hasar ister derken, bundan iyi örnek olamazdı her halde. Amerika, bir taşla bütün kuşları vurma hesabı yaparken, Ruslarda istediğine yakın bir sonuç elde etse de, diğerlerini ürkütmekten öte bir şey olamadı. Hatta serçeler şahin oldu...

Irak o ürkütülen kuşlardan biridir. Amerikanın attığı taş ürküttüğü kuşa (Irak'ın sembolünde kartal vardı yanılmıyorsam) değmiş midir..?

İlginç olan bir tarihi benzerlikte, Persler genişledikleri dönemde, en belirgin başarılarını Kralları Kiros döneminde Sardes'i almakla başlatmış, daha sonra özellikle İonlar, Dorlar, Yunanlılar-Helen-Pelasglar, Ispartalılarla sağlamıştır. Yani Batının desteğinde, doğunun batıya hakimiyeti gibi bir durum söz konusudur.

O dönemde de Persler savaşarak elde ettikleri hazine, haraç, yağma, istila sonrası vergilerle zenginleşip büyümüşlerdi. Yani batıdan zorla(?) da olsa finans alıyorlardı.

Pers-İslam imparatorluğunda da "gönüllü" finans aldılar, yayıldılar ama batının beklentilerine uzak kaldılar.

Hani demiştim ya nerdeyse tam daire şeklinde çevresel bir genişleme yönünde siyasetleri vardır diye, işte bizde o dönemdeki askeri darbe (12 Eylül) ve sonrası, siyasi kadro da "Rabıta" sistemi ile içimize girdiler.

Para tatlı geldi, evet dendi, sonrası düşünülmedi.

Truva atını içeri alanın günahı boynuna...

Rabıta batının isteyip de yapamadığını yaptırma modeliydi.

Neydi o; İmam Hatipler, Din kadrolarının maaş v.s. ödeneklerinin karşılanması, faizsiz bankacılık kurumları, yeşil sermaye, Batan-batırılan holdingler, sürünen-süründürülen halk v.s....

Türkiye Cumhuriyeti Laikmiş, Demokratmış, Sosyal bir Hukuk Devleti imiş, eğer batının sabah kahvaltısında ne yiyeceğinden daha önemli bir yer teşkil ediyor ise, ben bildiklerimi unutmaya hazırım..!

Geleneksel, yöresel bir anlayış ile, Anadolu kadınının başına bağladığı baş örtüsü tamamen onun iç dünyası ile alakalı bir giyim tarzıdır. Bunu rencide etmek, taciz etmek> her şeyden önce yakışıksızdır.

Ancak; konuştuğumuz "Türban" / "Tesettür" bu değil zaten...

Konuştuğumuz,

Rabıta adlı Truva Atı ile yurdumuza girmiş, siyasi, politik, ekonomik, sosyalleşme yönünde hızla ilerleyen bir semboldür.

İslamiyet ile müslüman kimlik beyanı ile hiç bir alakası ve bağlayıcılığı olan bir davranış da değildir.

Bu konuda işleyişin kökenini merak edenler, evlerine bir tarih dizisi alıp, Heredot'un > kitabını da alsınlar, okusunlar.

Bu gün İslamiyet ve Müslümanlıkla özdeşleşmiş uygulamaların bir çoğunun, aslıda geleneksel, tarihsel (İslamiyet öncesi) bir süreçten günümüze geldiğini, bireysel tercih, kültürel benimseme olarak evet ama kesin kural, kesin şart olmadığını da anlayacaktır.

Başta başka bir soru daha sormuştum!

Biz Türkler, Orta Asya'dan mı geldik?

Eğer hala evet diyorsanız, Pers-İslam İmparatorluğunun üstümüzdeki hakimiyetini, diğer çevresel hakimiyet yada etkileşim alanlarının da desteği ile ulaşmaya çalıştığı nokta/ların neler olduğunu da görüyor ve evet diyorsunuz demektir.

Bu tek taraflı bir çalışma değildir!

Tarihsel tezahür/tekerrür, Batının bu konuda hali hazırda B.O.P' da dikkate alındığında, "Ilımlı İslam" sloganına verdiği destekle tırmandırılan bir mücadeledir.

Bu süreç onların kahvaltı sofrası kadar önemsemedikleri bir konu olsa da, akşamları ziyafet sofrasına alıştırdıklarından sebep çözümsüzlüğe, çözümsüzlüğün tırmandığı noktadaki çözüme doğru bir gidiştedir.

Rabıtanın geçici olarak sağladığı tatlı hayatın sembolü bu gün sıcak gelebilir..!

Yarın başınızdan çıkarıp atmak isteseniz de, elinizi yakar hale geldiğinde, "Vicdanı Hür İrfanı Hür" sizler/Bizler için bir anlam ifade etmeyecektir.

Saygılarımla

(*) İran/Pers-İslam İmparatorluğunun çevresel hakimiyet saplantısı olan ülkelerin başında gelir. Genel nüfusunun içerisinde büyük bir Azınlık-çoğunluğa sahip Azeri Türk vardır. Bu bağlılığı tehlike gördüğünden etkisizleştirmek adına yoğun faaliyeti bulunmaktadır. Özelde, Dağlık Karabağ >sorununda, amaçladığı Azerbaycan’a destek verme olsa, destek de koşulu, siyasallığının > desteklenmesi olarak koşut saymaz, gerilla desteğindense hükümetler nezdinde açık desteğini ilan ederdi. Ermenistan gibi (Yerel olarak) yetersizliği aşikar bir devlet, öncesinde (balkan harbi sonrası Enver paşanın basiretsiz hareketinin bedeli nasıl ödettirildi ise) Rusya'dan destek görmüşse, yakın dönemde de aynı desteği almıştır. Afganistan'ı unuttuğunu mu sanıyorsunuz? Olan sonuç olarak Orta Asya'dan beraber yola çıktığımız Karındaşlarımıza olmaktadır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 53
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 1671
Kayıt tarihi
: 09.08.07
 
 

"Beklentiler denizinde boğulmaktansa, gerçekler ve gerçekleşenler nehrinde yıkanarak arınmayı tercih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster