Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Nisan '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
555
 

Haçça halanın gafa kağıdı

Kendi yöremde görev yapmanın tadıyla, pek çok mahrumiyet yaşamama rağmen, köyde çok mutluydum. Köydeki üçüncü yılımda, okula yeni bir bayan öğretmen atandığını duyduk. Ben köyün tam ortasında, altı ahır, üstü bir odadan ibaret kerpiç evde oturuyordum. Bayan öğretmen atandığını duyunca, doğal olarak tedirgin oldum. Atanan bayan nasıl biriydi acaba?

Köyde lojman ya da başka uygun ev olmadığından, gelen arkadaş büyük ihtimal benimle oturacaktı. Ben köylüyle çok sıcak ilişkiler kurmuş, onlara bayılan insan sevgisi dolu bir insanım. Gelen arkadaş benim düzenime acaba uyacak mıydı? Eylül seminerleri başladı, köye gittim. Aynı gün, canımın içi arkadaşım, can dostum Ayşe Hanım geldi okula. A, aa!Ben o zaman21-22 yaşlarındayım, gelen bayan en az 35inde, minyon tipli, güler yüzlü bir kibarcıktı. Tanıştık, valla hemen sevdim Ayşe'ciğimi. Yıllar sonra, kendi memleketinde yaşamaya karar vermişler ailece. Kardeşi, ablası, annesi il'de ev tutmuşlar, Ayşe köye atanmış. Bir yıl idare edip, merkeze yaptıracak tayinini. Köyü pek beğenmediği her halinden belliydi, ama ben Polyanna oynayarak onu rahatlattım. Akşam okul çıkışı birlikte benim köşke geldik. Sohbet, muhabbet, komşularımız hemen ziyarete geldiler. Daha rahatlamıştı sevgili Ayşe.

Onunla köyde bir öğretim yılı kaldık, ama hala o güzel günleri hatırladıkça gözlerim nemlenir. Ben; gırgır, her koşula uyan, köylünün dilinden çok iyi anlayan bir fırıldağım. Ayşeciğim, dürüst, ilkeli, titiz, insanlarla daima mesafeli, prensipli bir insan. Benim işim-gücüm makara. Yahu kardeşim zaten dağın başındayız, bu insanlarla da aramıza mesafe koyarsak nasıl vakit geçecek? Bu bakımdan, kelimenin tam anlamıyla yol geçen hanı olan benim ev, Ayşe'nin gelişinden sonra biraz daha ölçülü konuklarla tenhalaştı. Ama ben aldırmıyor, akşamları yemekten sonra hadi komşuya gidelim diyordum. Ayşe çoğu zaman gelmiyordu. Candan sevgi ve dürüst kişiliğimizle, bu hiç problem olmadı aramızda. Bizim ev sahibimiz, kendi deyimine göre Atatürk'ün emir eriymiş, Şükrü emmi. Katı, sert ve disiplinli, aslında yufka yürekli bir köylüydü. Bana hep SIRIK derdi, sen ne şeytansıın!diyerek hem kızar, hem severdi. Ben güzelliğimin başıma bela olmaması için, dişiliğimi hep gizler, kaba-saba davranarak köydeki cehaletten kaynaklanabilecek atılımları, sevdalanma hikayelerini engellerdim aklımca. Örneğin Şükrü emmi'nin aşağıdan SIRIIIK! diye seslenişine, her seferinde:-Hooop!diye karşılık verirdim. Yukarı gelir, kahve ister, Ayşe'yi işaret ederek başlardı bana vaaza:-Şu hanım kıza bak da azıcık nezaket belle be!Hiç mi bi hanımlık bulaşmadı bu hatun hanım gızımdan sana? Gidinin çapkını seniii, Ayşe'ye gizli hayrandı.Benim de güzelliğimin farkında, ama belli etmezdi.Nur içinde yatsın, biz onu çok severdik.Şükrü emmi'nin eşi Haçça Hala, kısacık boyu, Dünya tatlısı minyon yüzüyle saf, tertemiz bir hanımdı.Beni çok severdi, ama onun saflığı köyde dillere destandı, ben ne yapayım?Haçça hala ile sohbetlerimde, Ayşe gülmemek için dişlerini sıkar, sonunda dayanamaz dışarı kaçardı.

Bakın şimdi, Haçça halamın öyle komik istekleri olurdu ki ve ben o istekleri öyle güzel tatlıya bağlardım ki, Ayşe artık gülme krizine girerdi.Bir gün Haçça hala geldi, oturuyoruz.Durup dururken:-Gız sırıık, şu arkalarım nası ağrıyor yavrıım.N'olur bidene inne vursan, belki geçer.İlk deyişinde, Ayşe yalvaran gözlerle yüzüme bakıp, lutfen bişey yapma!der gibiydi.Yahu kadın, burası hastane mi, bizde iğne ne gezer?Allahın safı işte, benimde bazen böbrek sancılarım tutar diye Muscoril diye bir iğnem vardı, evde bulundururdum. İşte Haçça hala bir kez onu gördü ya, tamamdı.Ogün tutturdu iğne yap diye, tamam yat şuraya dedim.Cezvede suyu kaynattım, bunun kalçasından iki damla yaptım iğneyi. Bak biraz yakar ama, bana çok dua edicen, bişeyin kalmayacak!dedim.Bu garibim 10 dakika yakındı:-Vaşş, gız çok yaktı sırıık! Ben gayet ciddi:-Eee, dedim sana çok kuvvetlidir, 1 ay hiç bir yerin ağrımaz artık.İnanın, 1 ay boyunca Haçça halam bana tas-tas kavurma getirdi, teşekkür etmek için, 1 ay hiç bir yeri ağrımadı.Bu iğne faslı5-6 kez tekrarlandı, ta ki Şükrü emmim olayı duyana kadar, o kadar da tembihlemiştim oysa sakın söyleme diye..Netice mi?Şükrü emmim, bastonuyla beni evin önünde dört döndürdü, köylü gülmekten ölüyor.Ama ben sevimliliğim ve yaktığım yağlarla Şükrü emmimin gönlünü aldım, barıştık..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İşte senin yaptığın "su" dan ilacı hani doktorluğa soyunan "hocalar" var ya, işte onlar da yapıyor ve işe yarıyor, değil mi? Sadece kişi öyle hissediyor oysa ve gerçekten bir sorun varsa sonrasında genellikle daha kötü oluyorlar. Buyrun bakalım yoksa doktorlukla bir ilgim mi var:) Yazıların devamında Haçça Hala'nın başka saflık öyküleri olacak mı merak ediyorum doğrusu ve... Ve, sayfana resmini koyunca yazdığım gibi, kimi resmini koyuyor, sanırsın ki masmavi gözlü bir çıtır. Bir de kendini görsen! ( Sende tam tersiydi durum, burda da güzelliğini gizlemiştin; biraz düzelttik işte:) Sevgiler, en mugallit mavilerle.

derinmavi.. 
 03.09.2009 23:02
Cevap :
Sevgili Doktorcuğum, Haçça halamı görseydin, gülmekten muayene edemezdin inan.Onu çok özlüyorum.. Resmim pek güzel çıkmış, aslı öyle güzel değil, okurlarıma duyurulur.Yişil!-gri arası bir tuhaf renk gözüm var işte hepsi o..Teşekkürler iltifatlarına, pespembe sevgilerle..  05.09.2009 0:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 95
Toplam yorum
: 326
Toplam mesaj
: 42
Ort. okunma sayısı
: 713
Kayıt tarihi
: 08.03.07
 
 

Emekli öğretmenim, 52 yıllık hayatımdan amatör mizah, bağlama, sürrealist resimler, yitikler, sev..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster