Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Şubat '09

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
6741
 

Hala özlüyoruz: Tayland (1) Chiang Mai

Hala özlüyoruz: Tayland (1) Chiang Mai
 

Filler diyarı Chiang Mai'ya fırsat bulursanız mutlaka uğrayın. (www.transitionsabroad.com)


Tayland Gezimizin İlk Durağı: Filler Diyarı Chiang Mai

Bir gezi yazısını ilk kez yazıyorum. Daha önce birkaç ülke gezmeme rağmen ilk yurtdışı tatilim diyebileceğim Tayland’ı oraya gitmek isteyen ya da imkânları yüzünden gidemeyen herkesin gözlerinin önüne getirmek istiyorum. Bundan sonra gidecek olanlar için yararlı bir takım bilgiler verebilirsem çok mutlu olacağım. İmkânları olmayıp gidemeyenler içinde en azından Tayland’ın nasıl bir yer olduğunu anlatarak onları da bir anlık dahi olsa Tayland’a götürmeye çalışacağım. Gezimiz boyunca gezdiğimiz yerleri, yaşadığımız sorunları, yanlışlarımızı, tecrübelerimizi ve gözlemlerimizi sizlere aktararak Tayland’ın kapılarını sizlere açmayı düşünüyorum. Beni yabancı biri yazıyormuş gibi düşünmemeniz için son derece sıcak bir yazı dili kullanmak istiyorum. Sizlerle beraber yeniden bu güzel ülkeye yolculuk yapmak beni çok mutlu edecek. Evet, şimdi kemerlerimizi bağlayalım ve bu Uzakdoğu’nun gizemli ülkesine yolculuğumuza başlayalım. Seyahatimiz başlıyor. İyi eğlenceler.

Tayland birçoğumuz tarafından isim olarak bilinen bir ülke, özellikle son yaşanan Tsunami felaketinden sonra Tayland ülkemizde daha çok kişi tarafından bilinmeye başlandı. Arada yaşanan patlamaları da sayarsak ne yazık ki ilk başta beni azda olsa tedirgin etmedi dersem yalan olur. Dünyanın her yerinde yaşanabileceğini ve bizim ülkemizde de yaşanan acıları düşündüğüm zaman korkularımın bu güzel tatil planımın önüne geçmesine izin vermedim ve tereddüt etmeden Tayland’a gitmeye karar verdim. Tayland’ın ülkemizde en çok bildiğimiz yanları devasa filleri, Tay Boks yapan insanları ve sahilleri sanırım. Arada TV’lerde kolunu kafasını timsah kafasına sokan adamları da unutmayalım hepimiz bu çılgın şovları TV’den azda olsa izlemişizdir. Tayland dediğimiz zaman akıllara gelen bir diğer şey ise ne yazık ki çok iç açıcı olmayan bir şey; seks turizmi. Tayland bu konuda dünyanın bir numaralı seks merkezi konumunu almış bulunuyor. Ülkeye gelen milyarlarca doların içinde seks turizmin payının boyutunu özellikle Puket’e gidince anlıyorsunuz. Seyahatimizin Puket durağında bu konulara da değineceğim.

Tayvan’da öğrenci olarak 2 seneyi doldurdum ve bu süre içerisinde birçok arkadaşım çeşitli ülkelere gittiler ve ben bu fırsatı bir türlü yakalayamamıştım. En sonunda elime geçen bir miktar parayı değerlendirmenin en iyi yolunun tatile çıkmak olduğunu düşündü ve can arkadaşım Ömür ile beraber Tayland planını uygulamaya koyduk. Ömür’ün okulunun ara tatile girmesi onun için çok iyi bir fırsat olmasına rağmen benim okulum halen devam ediyordu ve dersleri asmam gerekiyordu. Hocalarıma Tayland gezimi anlattım ki başıma işler açılmasın, hocalarımdan onayı aldıktan sonra uçak biletlerini halletmek için kendimizi tanıdık bir acenteye attık. Aklımda daha önce resimlerini gördüğüm birbirinden güzel adalar geliyordu ve ilk gezimin heyecanı beni daha bilet alırken bile deli gibi heyecanlandırıyordu. Ömür’de daha önce Avrupa ve Amerika’yı gezmesine rağmen ilk kez Uzakdoğu’da bir tatile çıkacak olduğu için en az benim kadar heyecanlı idi. Bizim için işler yolunda gidiyordu gitmesine ama aynı şeyleri Tayland’ın siyaset yaşamı için söylemek ne yazık ki bizim gittiğimiz günlerde imkânsızdı. Tam gezimizin biletlerini almıştık ki Tayland’ın başkenti Bangkok’un havaalanında hükümet karşıtı gösteriler olmaya başladı. Ben bu olayların daha ufak çaplı olduğunu düşündüm ve çantamı hazırlamaya başladım. Yaklaşık 10 günlük bir tatil planı yapmıştık. Hedefimiz önce Bangkok’a uçmak ve orada kalmadan hemen Bangkok’tan sonra uçakla meşhur Puket adası ve çevresindeki adalar daha sonrasında yeniden Bangkok’a geçerek son 3 günüde orada geçirmekti. Daha gitmeden kafamızda Pataya’ yı elemiştik. İnternette çok dolaştık ve giden arkadaşlara da sorduk. Sonuçta Pataya’ nın beton yığını ve sıkışık bir yer olduğunu düşünerek Pataya’ yı daha gitmeden kafamızda sildik. Özellikle nette ne kadar Tayland hakkında bilgi bulabilirsek topladık. Daha önce gitmiş olan onlarcasının yorumlarını ve önerilerini çıktı olarak yanımıza bile aldık ki orada bir sıkıntı olursa anında bu yorumlara danışarak tatilimizi kolay bir şekilde geçirelim. Ceplerimize 500’er dolardan biraz fazla para koyduk ve çantamızı toparlamaya başladık. Uçak seyahatimizi Tayvan’dan uçtuğumuz için China Airlines ( Çin Havayolları)’tan ayırttık. Tayland içinde de uzun mesafeler kat etmemek için Bangkok- Puket arasını AirAsia ile uçmayı düşündük. AirAsia’nın net adresinden rezervasyonumuzu yaptırdık ve biletlerin parasını ödedik. Tayvan’dan Tayland’a gidiş-geliş uçmak yaklaşık 300 Amerikan dolarına mal oldu. Ülkemizden uçacaklar için elbette rakamlar bu fiyatın üzerine çıkacaktır. Özellikle bayram ve tatillerde uçmak isteyenler ne yazık ki ucuz bilet bulma şanslarını kaybetmiş olacaklardır. Çünkü bu zamanlarda Tayland biletleri epey bir pahalılaşıyor. Örneğin bizim tek kişi 300 dolara ayırttığımız yerler Çin yeni yılında 600 dolara fırlıyor. Tabi yer bulabilirseniz. Yüksek sezonlarda yine fiyatlar yüksek olacağından bence Kasım-Aralık buraya gitmek için ideal bir mevsim. Özellikle aşırı sıcakların bastıracağı Mart sonrası ise duyduğum kadarıyla Tayland’ın havası insanı epey bir rahatsız ediyormuş. Sıcak severim diyenler için ise yazın gitmek en doğru seçenek. Gerçi şu anda da Tayland’da sıcaklıklar 28–30 derecelerde seyrediyor. Bizim tatilimiz Kasım ayının sonuna Aralık ayının başına geldiği için hava şartları açsından şanslı sayılırdık. Neyse ben uzattıkça uzatacağım bu hava sohbetini geçiyorum ve çantamızı hazırlamaya koyuluyorum. Yanımıza çok bir şey almak istemedik 10 günlük bir tatil için çok abartı bir çanta yapmak bizi yormaktan başka bir işe yaramazdı zaten, ama yanımıza uzun kollu almayı ihmal etmedik ne olur ne olmaz diye. Gezimizde de uzun kolluların yararını epey gördük özellikle tren yolculuklarında içerisi serin olduğunda uzun kollular bizi kurtardı. Gerekirse yastıkta yapılabildikleri için çantanıza bir iki tane uzun kollu koysanız fena etmemiş olursunuz. Yanımıza aldığımız diğer eşyalar ise hemen hemen hepimizin tatile çıkarken aldığı eşyaların aynısıydı. Ben adanın güzelliğini bildiğim için ufak yüzme gözlüklerimi de yanımda götürdüm. Birkaç şort, t-shirt ve geceleri giyebileceğim bir iki uzun pantolon da yanıma aldım. Güneş gözlükleri, ağrı kesiciler gibi şeyleri saymıyorum, bunlar zaten olmasa olmaz eşyalar arasında çantamızda yerlerini aldılar. Çantalarımız hazırlandı uçuş saatini beklemeye başladık ki olanlar oldu. Tayland havaalanını basan protestocular ortalığı dağıtarak havaalanını işgal ettiler ve bizim uçuş planları suya düştü. Normalde Çarşamba gecesi uçacaktık fakat olaylar yüzünden Bangkok Havaalanı uçuşlara kapandı. Böylece bizim tatil planlarımızda baştan sona değişti. Birkaç gün’de açılamayacağını anlayınca en azından Tayland’a uçalım da gerisini sallayalım mantığıyla China Airlines’a gittik ve uçuşların durumunu öğrendik. Bize Bangkok’tan başka bir alternatif vermelerini istedik. Onlarda bize Tayland’ın kuzeyindeki bir başka şehir olan Chiang Mai ( Çiyang May)’ önerdiler. Bizde tereddütsüz uçuşumuzu değiştirdik ve kuzeye gitmeye karar verdik. Artık tatilimiz Bangkok’tan değil Chiang Mai’dan başlayacaktı. Durum böyle olunca bizim Bangkok’tan Puket’e olan uçuşumuzda olaylardan nasibini aldı ve ertelendi. Neyse biz Tayland’a gidelim de geri gelmesini hallederiz mantığı ile Cuma öğlen Chiang Mai’ya uçmayı kararlaştırdık. Tatilimizde olmayan bir yerdi Chiang Mai, bu yüzden biraz tereddüt ettik, daha önce buraya gitmiş arkadaşlar ile konuştuk ve gayet güzel bir yer olduğunu söyledikleri zaman biraz içimiz rahat etti. Chiang Mai şehri epey kuzeyde kaldığı için oradan Bangkok’a geçmemiz biraz zor olacaktı bizim aslında korkumuz buydu. Neyse artık biz okumuzu yaydan çıkardık ve Cuma öğlen Taipei’ den kalkacak olan uçağımızın kalkış saatini beklemeye başladık. Bir güzel hatırada havaalanında oldu. Taoyuan havaalanı Taipei’in dünyaya açıldığı bir yer ve Bangkok’ta yaşanan bu olayların yüzünden havaalanında birçok gazeteci ve televizyoncu bulunuyordu. Birde güzellik Taoyuan havaalanında yaşadık. Tv kanalları Tayland’a gidecek onlarla röportaj yapıyordu ve bizimle röportaj yapmaları unutulmaz bir hatıra oldu bizim için. Düşünsenize Tayvan TV’lerinde iki Türk, Bangkok’un durumunu değerlendiriyor. Gerçekten eğlenceliydi. Pasaport kontrolleri, bagajlar, check-in derken uçakta yerimizi aldık. Biletimizi alırken beraber keseceklerini düşündüğümüz için özellikle beraber oturacağız dememiştik ve demememiz özellikle Ömür için kötü oldu ya da belki de benim için şans oldu. Hostes bana Business Class’ ta oturacağımı söyleyince şok oldum. Bu işte bir yanlışlık olmalıydı. İkimiz aynı anda almıştık biletlerimizi ve Ömür zavallı arkadaşım normalde oturmamız gereken yerde yani Ekonomi Sınıfında oturuyordu. Ben ise aynı parayı veren ballı şahsiyet en önde lüks sınıfta uçuyordum. Başıma herhalde bir daha gelmesi çok olası olmayacak bir şanstı bu, şayet çok zengin biri olmaz isem zaten birinci sınıf bizim için pekte oturulacak bir yer değil. Neyse ben geniş elektronik koltuğuma kuruldum ki sormayın. Sadece ballı 20 kadar yolcu bu şansı yakalamıştı. Hostesler ile konuştuğumuzda uçağımızın ekstra olarak hazırlandığını bizim uçtuğumuz uçağın sonradan ilave edildiğini öğrendim. İşte bu yüzdendir ki bazı yolcular şansa en iyi sınıfta uçuyorlardı. Çünkü normalde burada uçmak diğer sınıflarda uçmanın iki katı kadar fazla bir ücret gerektiriyordu. Çok fazlada düşünmeye gerek yoktu zaten, ne demiş atalarımız “Üzümü ye bağını sorma” bende biraz öyle yaptım. Uçaktaki servis aynıydı zaten, sadece koltuklarımızda ufak değişiklikler olmuştu. Şansız arkadaşım Ömür’e ne yazık ki normal istediğimiz koltuklar düşmüştü. Ömür ile daha sonra değişmek istedim birazda onun tatmasını istedim bu lüks seyahati ama o benim rahatımı bozmak istemedi. Bana sen çıkar tadını zaten yolumuz uzak değil dedi ve bende filmlere dalarak yüzlerce metre yukarıda bu yolculuğun tadını çıkardım. China Havayollarının servisini çok beğendim. Yemekler harikaydı, hatta dünyanın bir numaralı havayollarından olan Singapur havayollarında dahi görmediğim dokunmatik ekran TV’lerini hizmetimize sunmuşlardı. İnanın çok hoşuma gitti. Taipei’den Chiang Mai şehrine yaklaşık 4 saatlik bir yolculuk yaptık. Sarsıntısız temiz bir yolculuk oldu. Günlerdir planladığımız tatilimize başlamamıza saatler kalmıştı. Uçağımızın Chiang Mai semalarına girdiğini görünce heyecanımız bir kat daha arttı ve çok geçmeden bizi taşıyan dev uçağımız Chiang Mai havaalanının pistine çok yumuşak bir iniş yaptı. Geride stresli bir okul dönemini bırakıyor ve kendimizi Tayland’ın tatil cenneti kollarına atmak için sabırsızlanıyorduk. Uçağımızın kapıları açıldığında teneffüs zilini bekleyen çocuklar gibi birden kendimi dışarı attım. Uçağımızın kapısında Ekonomi sınıfında seyahat eden şansız arkadaşımı beklemeye başladım. En arkada olduğu için ne yazık ki çıkması benim kadar çabuk olmadı. Canım arkadaşım ne yazık ki ballı ben gibi bir yolculuk tadamadı ama dilerim ileride daha nice yolculuklar yapar ve en güzel yerlerde oturur. Ömür’ü kapıda Savadika diyerek karşılamak çok komikti. Savadika Tay dilinde merhaba demek. Hatta Savadika derken ellerinizi başınızın izahında birleştirmeniz ve birazcık eğilmeniz gerekiyor. Tayland’da bizim en çok hoşumuza giden de sanırım bu hareket oldu. Çok şükür iki kafadar artık Chiang Mai havaalanındaydık ve birkaç gümrük işlemi yaptırıp şehre dalmanın özlemi ile yanıyorduk. Dile kolay kaç gündür bu tatilin planını yapıyorduk ve Bangkok’ta ki olaylar yüzünden neredeyse Tayland tatilinden olacaktık. Havaalanında çok rahattık çünkü Tayland bizden vize istemiyordu, bu yüzden Türk vatandaşları bu ülkeye tatil için çok rahatlıkla gelebilirler. Bizler için sadece kuyrukta bekleyip pasaportlarımıza damgaları vurdurmamız yetti. Pasaport kontrolünün ardında kocaman bir Tayland tatili bizi bekliyordu. Günlerdir bizi sıkan Bangkok haberlerinden biran olsun kurtulmanın sevinci ile havaalanında çocuklar gibi şakalaşarak şehre gitmenin planlarını yapmaya çoktan başlamıştık bile. Bekle bizi Chiang Mai demeye başlamıştık, çünkü Ömür ve Rıfat artık Chiang Mai sınırlarına girmişti.

Chiang Mai

Chiang Mai şehri Tayland’ın Kuzey Batısında kalan ufak bir şehir. Daha önce ismini duymamıştık ve ilk kez buraya uçuyor olmanın merakı bizde daha da fazla idi. Chiang Mai ufak ve temiz bir havaalanına sahip. Uçaktan inen epey bir yolcu olduğu için ve bende ekonomi sınıfında uçan arkadaşım Ömür’ü beklediğim için kuyrukta epey bir beklemek zorunda kaldık. Güler yüzlü gümrük memurumuzun pasaportlarımızı damgalaması ile kendimizi Chiang Mai havalananın boşluğuna attık. Hemen cebimizdeki dolarların bir kısmını alanda Tayland parası olan “Baht”’a çevirdik. 35 Baht yaklaşık 1 ABD doları ediyor. Tayland bizim ülkemize göre ucuz bir yer o yüzde çok büyük paralar harcamaya gerek yok. Tabii ki gidip de en lüks yerinde tatil yapmak gibi bir planınız yoksa. Normal bir bütçe ile burada paşalar gibi bir tatili çok uygun fiyatlara yapabilirsiniz. Biz 100 dolar kadar bozdurup hemen şehre gitmenin planlarını yapmaya başladık. Otobüse binmeyi düşünüyorduk fakat görünürde otobüs yoktu. Çok fazla beklemek istemediğimiz için oradaki taksicilerle bağlantıya geçtik. Taksiciler şehre 100–150 Baht arası bir para istiyorlardı, yani yaklaşık 5 dolar falan. Taksiyi çağırmak için 50 baht istemeleri bizi bu işten vazgeçirdi. Aslında büyük bir miktar değildi ama biz yinede işimizi en ucuza getirmenin hesabını yapıyorduk. Şehrin uzak olmadığını bildiğimiz için hemen havaalanından yürüyerek yolun başına geldik. Tayland’a ilk şaşırdığım şey trafiğin tersten oluşu oldu. İnanın daha önce burada böyle bir sistem olduğunu duymamıştım. Neyse, biz yol kenarında şansımızı 15 dakika kadar otostop ile denedik ama baktık alan yok, sonunda kendimizi Tuk Tuk denilen, motor ile araba karışımı 3 tekerlekli araca teslim ettik. Binerken pazarlığımızı da yaptık. Tren istasyonuna, yani şehrin merkezinden az biraz uzak bir yere 40 Bahta anlaştık. Bangkok’a uçmayacağımız için en azından burada bir iki gece kalıp daha sonra Bangkok’a trenle geçmeyi kararlaştırdık. Yolda bu Tuk Tuk denen aracın egzozundan çıkan duman maşallah bizim arka kasayı doldurdu yolda epey bir ciğerleri dağıtan bir yolculuk yaptık ama yinede ilk Tuk Tuk maceramız olduğu için çokta şikâyet etmedik. Bazı Tuk Tuklar daha havadar ve onlarla yolculuk yapmak daha zevkli tabii ki biz bunu pat diye değil Tayland’da gezdikçe öğrendik. Tren garına vardık ve biletlerimizi ayırttık, tahmin ettiğimiz gibi ertesi güne yer bulamamıştık ve Bangkok için 2 gün sonrasına 2. sınıf koltuklarda biletlerimizi aldık. Nette epey gezmiştik ve aslında 2. sınıf koltuklardan epey korkarak almıştık biletleri. Yolculuğumuzun 13 saat kadar süreceğini düşününce en iyi seçim yataklı vagonlardı ama Bangkok’taki havaalanının durumu yüzünden herkes Chiang Mai’ya akmıştı ve bu yüzden yer bulduğumuza şükür etmemiz gerekiyordu. 2. sınıf koltukları yaklaşık 20 dolara satın aldık, bilet fiyatları da öyle uçuk değildi. Eğer 1. sınıf yataklı vagon bulsaydık onunda fiyatı 30 küsur olacaktı. Bilet işini çözdüğümüzde yanımıza bizim gibi yeni gelmiş( Biz ilk başta öyle sandık) 2 bayan geldi ve bizden bilet için bilgi istediler. Tayland’da daha o anda fark ettik ki, İngilizce inanılmaz derecede değişik ve ne yazık ki epey bir bozuk konuşuluyor. Biz bu bozuk aksanın sadece Chiang Mai’ya özgü olmadığını daha sonraki duraklarımızda anlayacakmışız da haberimiz yokmuş. Biz bayanların Almanya’dan geldiklerini öğrenince ben Almancamı konuşturarak onlarında yerlerini ayırtmalarına yardımcı oldum.( Yanlış anlaşılmasın oradaki görevlilerle Almanca değil İngilizce konuştum.) Kızlarla sohbetimiz boyunca bize çok sıcak davrandılar ve onların aslında birkaç gündür buralarda olduğunu öğrendik. Bu iki arkadaş bizlere onların kaldıkları yerin gayet temiz olduğunu ve merkeze çok yakın olduğunu söyleyince biz hiç uğraşmadan direkt kızların dediği Guest House’ a (Otel) gittik. Gerçektende çok temiz bir yerdi. Bizden iki kişi gecelik klimalı çift kişilik bir oda için 16 dolar istediler. 500 Baht bizim için çok uygun bir fiyattı ve hemen işlemleri halledip odamıza geçtik. Odamızı gösteren arkadaşa da Tayland’ ta ki ilk bahşişimizi verdik. Kaldığımız yer merkeze çok yakındı. Zaten ufak bir yer olan Chiang Mai’ da öğle ağım şahım bir yerde kalmanın da pek bir anlamı yok. Şehrin köhne olduğunu zaten yollarında biraz gezince anlıyorsunuz. Yollar güzel ama binalarda bir eskimişlik havası var, özellikle insanların kıyafetleri çok sade ve lüksten uzak. Taylandlılar güler yüzlü insanlar ve fakir olsalar dahi sizlere gülücükler saçıyorlar. Bizim ülkemizde de yaşanan ekonomik sıkıntılar ve Anadolu’da turistleri selamlayan yalın ayak çocuklar misali burada da ufacık çocuklar sizlere gülücükler saçıyor.

Chiang Mai yapılacak en güzel şey kesinlikle otelde pineklememek olmalı. Çünkü Chiang Mai şehir olarak gelenlere pek bir güzellik sunmuyor. Burada yanlış anlaşılmasın şehir kötü falan değil ama bize sessiz ve sönük geldi. Fakir bir yer olan Tayland’ı sokaklarında gezdikçe daha iyi anlamanız için iyi bir yer Chiang Mai. Çevresi ormanlar ile kaplı olduğu için esas güzellikte oralarda gizleniyor. İşte bu özellik Chiang Mai’ yı Chiang Mai yapıyor. Biz gece gelir gelmez hemen bir Tayland akşam yemeği turu satın aldık. Çokta güzel bir şova gitmesek de yinede orada çalışanlar ellerinden geleni hazırlamışlardı. Masada birbirinden ayrı tatlarda ama özellikle üstüne basarak söylüyorum acımı acı yemekler duruyordu. Bize 10 dolara patlayan bu akşam eğlencesi, cebimizi değil ama dilimizi epey yaktı. Acı sevmeyenler Tayland yemeklerine dikkat diyorum. Bize hizmet eden herkes çok kibar ve güler yüzlüydü. İçeceklerin ekstra olduğu bu mekânda bir bira 2 dolar gibi düşük bir fiyata satılıyordu. Özellikle Alanya da 5 ila 10 YTL’ye satılan içecekleri bildiğimiz için Chiang Mai’ yı sevmeye başlamıştık. Yemeğimizi yedikten sonra Ömür ile beraber şöyle bir şehir turuna çıkalım dedik. Bizi otelimizden getiren şoförümüze rica ettik bizi şehir merkezine attı. Şehir merkezi çok büyük olmayan uzunca bir yoldan oluşuyordu. Bu yolların araları da seyyar satıcılarla doluydu. Daha aralara girdiğiniz zaman karşınıza barlar ve masaj salonları çıkıyordu ki buraları tavsiye etmiyoruz. Özellikle seks için sizinle beraber olmak isteyen birçok kişi burada sizi azda olsa rahatsız edebilir. Bazı yabancılar ve amacı başka olan turistler için ise gayet güzel bir seçenek gibi duran Chiang Mai barları aslında başınıza gelebilecek bir sürü cinsel yolla bulaşan hastalıklara ev sahipliği yapıyor. Bunun başınıza gelme ihtimalinin düşük ya da büyük olması önemli değil, bu ihtimalin burada olması bile inanın ürkütücü. Biz ana caddedeki gezimize döndüğümüz zaman bizleri bekleyen satıcıları karşımızda buluyoruz. Burada tezgâhlarını açmış yüzlerce satıcı birbirinden güzel hediyelik eşyalar satıyorlar. Aklınıza ne gelirse bulmanız mümkün. Bu ana caddenin hemen arkalarında ufak ve ucuz lokantalarda var. Buralardan da yemek yiyebilirsiniz. 2 dolara Ömür ile bir Pakistan lokantasında gayet güzel bir ziyafet çekmiştik gidecek olanlara duyurulur. Tezgâhtarların tavırları biraz bizim Alanya’da alıştığımız tarzdan. Yani bazen biraz fazla ısrar edebiliyorlar ya da yolda garip laflar atıyorlar. Bunlara zaten kısa sürede alışıyorsunuz. Tezgâhlarda dünyanın hemen hemen her markasından taklit eşyaları bulabiliyorsunuz. Bu markaların fiyatlarını epey bir yüksek tutuyorlar ama bir iki konuştuğunuz zaman fiyat yarısına iniyor. Biraz pazarlık inadınızla birlikte fiyat çeyreğe kadar inip en sonunda beğendiğiniz hediyelik sizin çantanıza giriyor. Tezgâhtarlarda da yine her yerde duyacağınız uzatılan bir İngilizce duyuyorsunuz. “ I wantttttt youuuuu buyyyy thisssss” “ Nooo, I loooseeeee Moneeeeyyyy.” Gibi birbirinden farklı ve bir o kadarda sizi eğlendiren sözcükler satıcıların ağızlarından dökülüyor. Satıcı size fiyatı kesinlikle hesap makinesi aracılığı ile gösteriyor. Bu sayede başkaları size verilen fiyatı duymuyor. Mesela sahte bir saat beğendiniz size gösterilen rakam 2000 Baht yani 60–70 dolar civarında oluyor. Siz hemen makineyi alıp ekrana 15 dolar yazıyorsunuz ve satıcı şok oluyor. Bu paranın kurtarmadığını söylüyor ve size ilk indirimi yapıyor. 30 dolar olsun diyor. Siz tabii ki bu ürünün en fazla 15 dolar ettiğini bildiğiniz için satıcıyla biraz konuşup nabzına bakıyorsunuz. Sonra tamam deyip biraz ilerlediğinizde satıcı size istediğiniz fiyatı ya da yakınını verebiliyor. Eğer isterseniz alabilirsiniz, aksi takdirde sizi bekleyen yüzlerce satıcıyla yine aynı pazarlık mücadelesini yaparak daha ucuza bile bir şeyler koparabilirsiniz. Baktınız adam epey inat hiç vakit kaybetmeyin demek ki satmayı düşünmüyordur. Sizde başka tezgâhta şansınızı denersiniz olur biter. Chiang Mai’ da ki ana caddenin her yerini sağlı sollu yayılmış tezgâhlar kaplıyor. Buradaki satıcıların hareketlerini bizim Alanya’da ki satıcılara benzettim demiştim. Hemen herkese laf atıyorlar, üzerinde forma falan olanlara hemen spordan bir iki kelime ediyorlar. Tiplerinden bu işlerin kurdu olduklarını hemen anlıyorsunuz. Size mutlaka iki katı fiyattan yaklaşıyorlar ve o fiyatı sanki malın gerçek fiyatıymış gibi bir havaları oluyor. Çok fazla pazarlık yapınca içlerinden kızanları dahi oluyor. Chiang Mai ucuz alışveriş için çok güzel bir yer. Hatta şöyle diyeyim Bangkok’tan daha ucuz ve en azından satıcılarla kıran kırana pazarlıkları yapabileceğiniz bir yer. Gece eğlenceleri gibi pek bir şey yok. Burada da eğlence denildiği zaman akıllara hemen seks geliyor. Seks şovların olduğu barların reklamlarını yapan birilerini muhakkak sokaklarda görüyorsunuz. Bayanlarda sizi masaja davet ediyor ama masajın altında başka şeyler yatıyor. Bu yüzden Chiang Mai’ ya gideceklere doğal turları tavsiye ediyorum. Chiang Mai’ yı Chiang Mai yapanda zaten doğası.

Biz aslında bu şehre hiç gelmeyecektik fakat Bangkok havaalanı kapatılınca bizde mecburen buraya uçtuk, iyi ki de buraya gelmişiz, ucuz alışveriş bir yana Chiang Mai’ da birçok tur düzenleniyor ve bunlara katılmak inanın çok muhteşem. Bizim zamanımız kısıtlı olduğu için sadece bir tura katıldık ve şehri gündüz gözüyle gezme imkânı bulduk. Chiang Mai’ da diğer Tayland şehirleri gibi tapınaklar diyarı. Bir sürü tapınağa gidip buraları gezebilirsiniz. Biz Ömür ile sabah erken kalkıp çevreyi turladık ve bu sırada birkaç tapınağı da ziyaret etme imkânı bulduk. Tapınağın bir tanesinde insanlar yakaladıkları kuşları sizlere satıp salmanızı istiyorlardı. Bunun amacı dileklerinizin yerine gelmesiymiş. Gerçi siz saldıktan sonra yine bu kuşları tekrar yakalayıp başka birine satıyorlar ama buda onların geçim kaynağı diyorsunuz. 50 Bahta sizde birkaç tane kuşu salıp bu küçük oyuna katılabilirsiniz. İnsanlar fakir oldukları için herkese bir şekilde yardım edesiniz gelmiyor değil Chiang Mai’ da. Biz kuşları saldık ve dileklerimizi diledikten sonra biraz daha şehri turladık. Sokaklar gayet temizdi. Dükkânları ve insanları da hiçbir şekilde bize itici gelmedi. Şehrin eski bir havası olsa da bir süre sonra alışıyorsunuz. Zaten bir Avrupa beklemek gibi bir lüksümüzde yok bu fakir memleketten. İnsanların tavırları ve rahatlıkları gözünüze hemen çarpıyor. Chiang Mai’ da son derece sakin bir hayat yaşanıyor. Gündüz gözüyle şehri görmenizi de tavsiye ediyoruz. Biz sabah otelden ayrılırken aslında kafamıza fil safariyi koymuştuk. Amacımız turla gitmekti ama tur fiyatlarını biraz fazla bulduk ve biz kendimiz fillerin bulunduğu yere gitmeye karar verdik. Tur alırsanız otelden alınıyorsunuz ve tur bitiminde yeniden otele getiriliyorsunuz. Chiang Mai’ da fil safarilerin düzenlendiği birkaç nokta var buralardan birine gidebilirsiniz. Genelde içerik aynı. Biz Tuk-Tuk ile gitmeyi tercih ettik. Hem şehri görmek hem de değişik bir eğlence olması açısından güzeldi. Şoför hemen bize 300 Baht fiyat çekti, fakat taktiği bildiğimiz için biz hemen kendisine yarı fiyatı verdik ve çok geçmeden 150 Bahta kendimizi Tuk-Tuk’ a attık. Tayland fakir bir ülke ama burada dahi benzin bizim ülkemizden çok daha ucuza satılıyor. Tuk-Tuk ile epey uzun bir yolculuk yaptıktan sonra istediğimiz fil safari merkezine geldik. Tuk-Tukların içi inanılmaz reklam dolu, aklınıza gelecek her türlü eğlencenin reklamı var. Maymun şovları, kaplanları sevmek, yılan şovlar ve bir sürü tur. Eğer isterseniz bunlardan birine de katılabilirsiniz. Fil çiftliğine geldik ve hemen orada bizim Tuk-Tukçuyla anlaştık. Akşamüstü şov bitince bizi gelip alacaktı. Aynı parayı teklif ettik oda havada kaptı bizim teklifi. 600 Baht yani yaklaşık 20 dolar bir giriş ücreti ödedik ve çiftliğe girdik. Girişte fillere binip binmeyeceğinizi soruyorlar ve ona göre bilet fiyatı değişiyor. 1 saat ya da 30 dakika filler ile gezebiliyorsunuz. Biz 30 dakikalık tur aldık buda bize fazlasıyla yetti zaten. Tayland’a gidip Indiana Jones gibi bir iki macera yapmasaydık zaten olmazdı. Fil çiftliği ormanların arasında bir mekân. İnanılmaz güzel bir havası var ve sizi çok sıcak insanlar karşılıyor. Kapıdan girer girmez hemen muz ve şeker kamışı satan insanları görüyorsunuz. Bunlardan almanızı tavsiye ederim. Çok para tutmuyor ve özellikle fillerin yanına geldiğiniz zaman onları beslemek çok zevkli ve bir o kadarda ürkütücü. Daha önce fil beslemediyseniz sizde bu dev hayvanların yanına gidince biraz irkileceksiniz. Elinizdeki yiyecekleri öyle bir kapıyor ki, siz bile anlamıyorsunuz. Fillerin yanında onlar ile resim çektirebiliyorsunuz. Siz onlarla resim çektirirken üzerlerindeki bakıcıları filleri kontrol ediyor. Fillerin hortumlarının boğazınıza dolanmasına, hafif kıllı olan bu hortumların sizin tepenizden geçişine biraz tırsaraktan da olsa hemen alışıyorsunuz. Bizim gittiğimiz çiftlik diğer çiftliklerden pek farklı değil diye düşünüyorum o yüzden burada yaşadıklarımızı diğer çiftlikler dede yaşayabilirsiniz. Burada güzel bir lokanta vardı ve şovlar başlamadan hemen bir şeyler yiyelim dedik. Güzelim Tayland yemeklerini tattık ama içinde öyle bir acı vardı ki anlatamam. Yana yana yedik ama bu kocaman tabaklarda sunulan yemekler gerçekten çok lezzetliydi. Yemeğimizi yer yemez fillerin şovlarının olduğu alana gittik. Ufak bir stadyumu andıran bu yerde izleyenler yerlerini almışlar fillerin birbirinden farklı ve eğlenceli oyunlarını izliyorlardı. Biz ayakta izlemeyi tercih ettik. Filler top oynuyor ve kalelere şutlar çekiyorlardı. Kaleci bir filde bu topları kurtarmaya çalışıyordu. Diğer bir şovda ise kütükleri bir rampaya diziyorlardı. Şovların bir tanesi de izleyicilerden biri ile balonlara ok atarak patlatma yarışmasıydı. Şovun en heyecanlı kısmı ise yere yatan bir bakıcının üzerinden kim bilir kaç kilo olan dev bir filin geçmesiydi. Hatta geçerken bakıcının poposuna da alaylı bir şekilde vurmayı da ihmal etmiyordu bu yaramaz fil. Daha bitmedi durun bakın bu filler daha neler yapıyorlar. Birbirinden güzel resimler yapıyorlar desem bana inanır mısınız? Evet, inanılmaz ama gerçek filler çiçek ve ağaç resimleri yaptılar ve bunları isteyenlere sattılar. 2000 Baht ile 3000 baht arasında fiyatları olan bu resimlerden bazıları gerçekten insan tarafından bile yapılamayacak kadar güzeldi. Şovun sonunda seyircilerin yanına gelen filler onlar ile şakalaşıp izleyicilerden bahşiş koparmaya çalıştı. Muz verdiğinizde hortumuyla mideye götüren filler, para verdiğiz zaman bu parayı başlarında oturan bakıcılarına uzatıyorlardı. İnanılmaz akıllı hayvanlar ve bizi çok eğlendirdiler. Dilerim bu hayvanları işkence ederek eğitiyorlardır. Bu kısımda biraz korkularım var, ne yazık ki bu hayvanları dövüp eğittiklerini düşünüyorum. Şovlar bittikten sonra fil turuna çıkmak için yerinizi alıyorsunuz. Bir bakıcı ve sizi gezdirecek olan fil yüksek bir platformda sizi karşılıyor. Filin üzerinde filmlerde gördüğünüz koltuklardan vardı. Biz yerimizi aldık ve 30 dakika sürecek olan turumuza başladık. Fil üzerinde gezinti yapmak çok farklı bir duyguydu. Özellikle öyle yerlerden geçiyordu ki fil takılıp düşecek bizde altında kalacağız diye korkamadık desem yalan olur. Bakıcısı bir ara filden indi ve bizim fotoğraf makinemizi alıp bizlerin resimlerini çekti. Bakıcısız filin üzerinde gitmek ise biraz daha heyecanlıydı. Daha sonra bakıcısına gönlümüzden geçen bir bahşişte vermeyi ihmal etmedik. Mei Mai isimli 23 yaşındaki filimizle yaptığımız yolculuğun ardından soluğu bu çiftliğin içinden akan dere kenarında aldık. Biraz dinlendikten sonra orada satılan hediyeliklerin yanına gittik. Burada alabileceğiniz bir sürü takı satılıyor. Özellikle fil şeklinde olan taştan ya da kemikten yapılmış kolyeler çok güzeldi. Bizde buradan biraz alış veriş yaptık ve çıkışa geldik. Öğlen anlaştığımız şoför ağabeyimiz bizi almaya gelmişti. Bizleri boyunlarına halka takarak uzatan kadınlara götürmek istedi ama biz bu kadınları görmedik. İsteyenler bu kadınların turistik amaçlı yaşadıkları yerleri ziyaret edebilirler. Belgesellerde görebileceğimiz bu kadınları gerçek hayatta görmek büyük keyif verecektir. Bizim zaman sıkıntımız olduğu için Chiang Mai’ da sadece 2 gün kalabildik. Akşam trenimiz olduğu için fil çiftliğinden sonra otelimize geldik ve eşyalarımızı toplamaya başladık. Aslında Chiang Mai şehri planımızda yoktu ama Bangkok havaalanı kapalı olduğu için Taipei’den Chiang Mai’ a uçtuk, iyi ki de buraya gelmişiz, çok ama çok keyif aldık.

Akşam trenimizin kalmasına dakikalar kala peronda yerlerimizi aldık, yorucu bir günün ardından arkadaşım Ömür ile trende çekeceğimiz uykunun hesaplarını yapıyorduk. Daha önce Tayland’ da trene binmediğimiz için biraz endişeliydik. 2.sınıf yataksız biletlerimizin bize sürpriz yapmasından korkuyorduk ki, çok şükür korktuğumuz başımıza gelmedi. Trenin içi çok modern olmasa da koltuklarımız genişti. Arkamızdaki yolcular yani bizim Alman arkadaşlar nedense trene binmediler ve böylece bizim 4 koltuğumuz oldu böylece Chiang Mai Bangkok arası yolculuğumuz bizim için çok daha rahat geçti. Yolda unutamadığım bir anım ise; gecenin bir saati lavaboya gittiğin ve lavabonun dışarıya bakan penceresinden kafamı dışarı çıkardığım an oldu. Gökyüzü bana hiç bu kadar parlak ve yıldızlı gelmemişti. O anda kendimi sanki efsanevi bir yolculuk yapıyor zannettim. Tüm zaman kavramı durmuştu, gökyüzündeki yıldızları seyrederken trenin sesi ile rüzgârın kafamda patlaması beni masalların içine itmişti. Bir an için kendimi yeniden Indiana Jones zannetmemde işte bu anda oldu. Etrafta küçük köy ışıkları ve birden kararan yol manzarası beni bu masalı terk etmemeye zorluyordu. Trenimiz arada sirenini çalıyor ve geçtiğimiz yollar yavaş yavaş ağaçlarla doluyordu. Küçük dereler bizle beraber yolculuk eden bir başka treni andırıyordu. Lavaboda 20 dakika boyunca Indiana Jones’ un masalsı maceralarına ortak olmuş ve bu maceranın hiç bitmemesini istesem de havanın soğukluğu ve lavaboyu kullanacak diğer yolcuları da düşünmemle maceram lavabodan çıkınca noktalanmıştı. Gerçi Indiana Jones olmasam da Tayland’ da Ömür ile beraber zaten müthiş bir maceranın içine girmiştik bile, gece saat bilmem kaç ve biz Uzakdoğu Asya’nın dağları taşları arasında Bangkok’a yol alıyorduk. Diğer yolcular uyurken benim uyanık olmam ve bu masalsı manzarayı hayallerime dalarak geçirmem de yolculuğun bana en güzel hediyesi olmuştu. (Devam edecek.)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 190
Toplam yorum
: 133
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 2432
Kayıt tarihi
: 13.11.06
 
 

Kariyerini Uzakdoğu sahne ve televizyonlarında geliştiren  sunucu, şovmen, yazar, oyuncu Uğur Rıf..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster