Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ağustos '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
2443
 

Halil Usta'nın eşeği

Halil Usta'nın eşeği
 

Halil Usta benim büyük dedem... Annemin dedesi, bir başka deyişle...

Dedemin bir özelliği de, 'yerel bir deyim' kazandırmış olması Şabanözü’ne. “Halil Usta’nın eşeği gibi....(burası duruma göre yazılıyor)...”

Sıcak demirci dedem. Yani körük, örs ve çekiçle işi...O günün koşullarına göre varsıl sayılır. Hem hacı, hem de hafız aynı zamanda.

Yaşadıkları dönemin koşulları gereği büyük dedem ya da başkaları, ilçe dışındaki işlerini; at, eşek ve katırla görmekteler. Bu hayvanların sahipliği kadar sayısı ve güçlü olmaları da bir itibar göstergesi...Ulaşım için motorlu araç kavramı; hatta araba şöyle dursun, yol bile yok. Ellerinde bulunan yük hayvanları ve kendileri patika ve benzeri yollardan gidip geliyorlar. ‘Kervan yolu’ diye de anılır bu güzergah. Durum böyle olunca da hanlar, hamamlar önem kazanıyor o zamanlar.

Yine böyle gerekli bir durum için dedem Çankırı’ya gidiyor. Kafile şeklinde bu yolculuklar, her türlü koşullara karşı korunma da gerekli çünkü. Yanında oğullarından biriside var. O da benim dedem. Yolculuk sona erip de Çankırı’ya vardıklarında bir hana giriyorlar. Kendilerine ve ulaşım için kullandıkları hayvanlarına yatacak yer ve yiyecek, içecek gerekli.

Hancıya hayvanlarını teslim edip yerlerine bağlandıktan sonra, kendileri dinlenmek için içeriye geçerken bir eşekle adam dikkatlerini çekiyor; Adamın birisi, bir eşeğe binmiş hanın avlusunda dörtnal gidiyor. Eşek değil, sanki arap atı dörtnal koşan! Kulaklar dimdik, tüyler pırıl pırıl, yani muhteşem bir hayvan. Binici de sanki cirit atacak, o kadar maharetli. Büyük dedemin dikkatini çekiyor hemen. Geri dönüp biraz daha seyrediyor eşeği. Üstündeki adam da manzarayı çakmış, ha bire ‘deh’lemekte eşeği. Sonunda dedem adamın yolunu kesip soruyor; ‘satılık mı?’ diye. Tam adamın aradığı fırsat. ‘Değil amca, ama çok beğendiysen satabilirim’ diyor. Uzun uğraşlar sonucu anlaşıyorlar ve dedem o at gibi koşturan eşeği satın alıyor.

Hancıya yeni aldığı eşeği de teslim ediyor. İyice bakıp seyrediyor dedem, bağlanan eşeği gururla. İşleri bitip Şabanözü’ne vardıklarında “Halil Usta’nın eşeği de maaşallah, eşek değil at” diyecekler... Aklından hep bunlar geçiyor.

O gün işleri bitmediğinden orada yatıyorlar. Ertesi gün, gidip kalan işlerini bitirip dönüyorlar hana. İlk işi, o her tarafı toz dumana katan at gibi koşturan eşeğine bakmak oluyor...O da ne, dedemin oraya bağlattığı eşek, kendi aldığı eşek değil. Hemen hancıyı çağırıp kendi eşeğinin değiştirilmiş, bağlananın da yabancı bir eşek olduğunu söylüyor. Hancı diretiyor. Dedeme, ‘bak hacı’ diyor hancı, ‘bu eşek dün senin gözünün önünde bağladığım eşek, buradan alınma ve çalınma gibi bir şey söz konusu değil...kimse de buraya gelip kendine ait olmayan bir hayvanı kesinlikle alamaz...’

Bu tartışma uzun bir süre devam ediyor. Sonra hancının aklına bir olasılık geliyor ve dedeme:‘Hacı, gel şu eşeğin ağzını bir kokla!’
Şaşkın ama çaresizce gelip kokladığında şaşırıp kalıyor Halil Usta. Eşeğin ağzı, bildiğimiz rakı kokuyor. ‘Nasıl oluyor bu?’ diye çıkışınca dedem, adam anlatmış sonunda gerçekleşen tahminini: “Burada, biliyorsun göçer aileler yaşamakta. Bunlar, önceden hazırlıklı davranıyorlar. En süklüm püklüm, sünepe eşeğe bile bir miktar rakı içirdiklerinde, eşek sanki yarış atı oluyor. Bir o yana bir bu yana kıncıması(*) da o rakının etkisiyle oluyor. Vakit ilerleyip alkolün etkisi geçince o müthiş eşek, bir anda kulaklarını düşürüp bilinen o ‘sünepe’ haline bürünüyor.”

Dedem kandırıldığını anladığında ise çok geç oluyor. Ama bu yaşadıklarıyla, ‘Halil Usta’nın eşeği gibi....' ile başlayıp, duruma göre ek alan bir deyim kazandırmış oldu.

Biz hala anarız da, yaşadığımız günleri göz önüne getirip bir ‘kıssadan hisse’ çıkartmak isteyene de engel oluşturmaz!

Ama... bu öykü usunuzun bir kenarında bulunsun.

(*)Kıncımak: (Şabanözü) yerel dilde bilinçsizce sağa sola koşturmak, çifte atmak.

Foto: http://images.google.com.tr/images?q=E%C5%9Fek+resimleri&hl=tr&um=1&sa=X&oi=images&ct=title

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ben dersimi aldım başkalarını bilmem... sevgilerimle...

Zevzek 
 27.08.2007 3:55
Cevap :
Ne mutlu sevgili Haluk Aktaş...Bir tıp öğrencisinin mizah ve siyasete ilgisinden de sevinç duyduğumu belirtmem gerek. Başarı ve mutluluklar dilerken teşekkür ederim. H.H.Dulun  27.08.2007 13:08
 

Bu çok güzel bir yazı Hüseyin Bey. Dileyen bir anı, dileyen bir öykü gibi okusun amaaaa, kıssadan hisse çıkarmayı kimse unutmasın. Hele ki şu günlerde. Kaleminize, yüreğinize sağlık.

Özlem Akaydın 
 24.08.2007 10:23
Cevap :
Halil Ustanın eşeğini, günceli yakaladığı için yazdım. Yaşamın her anında gerekli olabilecek bir 'kıssadan hisse' Teşekkürlerimle, H.H.Dulun  24.08.2007 13:46
 

Yani kırk yıl düşünsem , eşeğe rakı içirip küheylan haline getirmek aklıma gelmezdi doğrusu. Dedeniz de üzücü bir tecrübeyle öğrenmiş. Size de bunu keyifli bir dille anlatmak düşmüş. Çok sıcak bir yazıydı. Teşekkürler Hüseyin Bey...

Yeşim Özdemir 
 23.08.2007 16:56
Cevap :
Dedemin onlarca yıl önce yaşadıklarından birileri ders çıkartır mı bilmiyorum.  23.08.2007 17:38
 

Öyküyü çok güzel buldum.Bayılırım! kıssasan hisselere.Ellerinize sağlık.

Sertap Yar 
 23.08.2007 12:01
Cevap :
Teşekkür ederim. Sayfanıza baktım, yeni blog komşumuz olmuşsunuz. Hazır gelmişken bir de merhaba diyeyim size ve hoş geldiniz. Nice paylaşımlarda buluşmak üzere. Saygılar...H.H.Dulun  23.08.2007 12:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 342
Toplam yorum
: 1015
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 1072
Kayıt tarihi
: 16.05.07
 
 

1960 Ankara doğumlu bir Çankırılıyım. İşimin burada olması nedeniyle, Antalya'da yaşamaktayım. Ti..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster