Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Aralık '12

 
Kategori
Genel Sağlık
Okunma Sayısı
141
 

Hareketin, aktivitenin sağlıklı yaşlanmadaki rolü

 

Teknolojik aletlerin, tıbdaki yeniliklerin, ömrü uzatan ve besleyen vitaminlerin, hücre yenileme ve kopyalamanın, dünya ortamında hiçbir hasarla ölmeyen hüçre buluşlarının ve giderek hergün tıp dünyasının gelişmesine paralel olarak, biyolojik, teknik insan hasıletme faaliyetleri ve insanoğlunun tarihin en eski çağlarından bu yana ölümsüzlüğün sırrını keşfetme hevesi; ölüm oranını geçiktirmekte ve dünya nufusunu, giderek hızlı bir şekilde yaşlandırmaktadır. Öyleyse yaşlanan bu insanları aktif, sağlıklı, mutlu bir sonla neticelenecek fizikî bir ölümle karşı karşıya kaldığında bedeni ölmüş bile olsa, ömür boyu edindiği beceri, tecrübe ve birikimlerini en iyi şekilde kullanmış, hareketli, aktif, faal, dimdik ayakta olarak, manen ölümsüzlüğün sırrına erdirmek düşüncesi bütün insanlığın ideali olmalıdır.
 
Sağlıkla, dimdik ayakta ölür; koşturarak yorulan insan;
Çalış, dipdiri ayakta kal, ışıl ışıl ışılda, zekânı göster insan!
Düşene rağbet yoktur, ne ana var ne baba, dostun tek kara toprak, Yara bere içindeyataklara çakılmış mahkum düşmüşsen insan
"7 NİSAN 1999 Dünya Sağlık Günü'nün temâsı, Uluslar Arası Yaşlılık Yılında "AKTİF YAŞLANMA FARKLILIK YARATIR" olup, bunun toplumun bir parçası olarak rolüne devametmesi için yaşlıların bu anahtar sözcüğü farkedebilmesi amacıyla seçilmiştir. Aktif yaşlanma hayatımızın fizikî, ruhî, sosyal bütün boyutlarını içine almaktadır.
Daha ileriki hayatımızda aktif ve sağlıklı olabilmeyi sağlamak için, kişisel olarak yapılacak çok şey vardır. Doğru bir hayat tarzı, aile ve topluma katılma ve çevreye destek verebilme, yaşlılık için tümüyle iyi halin korunmasını sağlar. Aktif yaşlanmaya yönelik olarak, tamamlayıcı kişisel destek sağlayabilmek için sosyal eşitsizliğin ve yoksulluğun da azaltılması gereklidir1" İnsanoğlu doğmadan önce anne karnında yaşlanmaya başlamaktadır. Bu tabii seyir ve zaman içerisinde hayata gözlerini açan insan, yaşlanmaya da devam edecektir. Bu duruma insanoğlunun alıştırılması; Allah'ın kendisine bahşetmiş olduğu bu, sağlıklı bedeni, kendisine takdir edilmiş ömrü boyunca, doğduğu andaki, sıhatli durumu kadar olmasa da koruyabilmesi; hiç şüphesiz insanoğlunun en büyük ve ihmal edilmeyecek görevlerinden birisidir.
Dünya ülkelerine şöyle bir bakıldığında, ölüm yaş ortalamasının 21.yy.da artmış olduğunu; 2000, 2500 lü yıllara doğru giderek de artacağını söylemek yanlış olmaz.
Bugün, "dünyada altmış(60) yaşın üzerinde beşyüz seksen milyon (580.milyon) insan vardır.Bu rakamın 2020 yılına kadar bir milyara(1.milyar) ulaşacağı tahmin edilmektedir .2
Sağlık, yaşlılıkta da hayatın niteliği ve sıhhatli kalmayı sağlamak açısından hayatî önem taşır. Eğer yaşlılar, topluma faaliyetleriyle katkıda bulunmayı sürdüreceklerse, sağlık hem çok gerekli hem de şartır. Yaşlılar, sağlık sözünden, sağlıktan söz edilmesinden mutlu olup bu sözden çok hoşlanırlar. Hareketli, faal, aktif, dop dolu bir hayat sürerler. Gençlerde çoğu zaman bulunmayan bu hareketlilik, entellektüellik, duygusalllık ve sosyal statükoya bunların yüzde doksanı sahibdirler.
Yaşlanan insan; tecrübe, deney, sınama yanılma, testetme yoluyla öğrenmiş olduğu birikimlerini TECRÜBELİ(KEMÃLE ERME, ÃRİF ve ÃLİM OLMA) döneminde uygulama fırsatı elde eder. Türk atasözünde "Peygambere bile Peygamberlik, kırk yaşından sonra gelir." sözü, tecrübe, birikim ve üretken çağın kırk yaş (40) ve sonrası olduğunu göstermektedir.
Yine Amerika'da yapılan bir araştırma, en verimli ve üretken çağın kırk-atmışbeş yaş(40-65) arası olduğunu ortaya koymuştur. Bugün Avrupa'da emeklilik Yaşının atmışbeş(65) olduğu dikkate alınırsa bu söylediklerimizin de yanlış olmadığı ortaya çıkar.
 
YANLIŞ ANLAMALAR:
Bugün halk arasında, yaygın olan bir inanış vardır ki o da: GELİŞMİŞ ÜLKELERDE YAŞAMAK, HAYATTA KALABİLMEK, SAĞLIKLI YAŞLANMA, YAŞ ORTALAMASI; GELİŞMEMİŞ ÜLKELERDEN DAHA FAZLADIR. Tamamen yanlış olan bu düşünce toplumu yanlış olarak yönlendirmektedir. Bilim adamları da bunun tam aksini iddia etmekte ve "GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE SAĞLIKLI YAŞLANMA ORANI DAHA YÜKSEKTİR" demektedirler. Halihazırda beşyüz seksen milyon(580.Milyon) yaşlı barındıran dünyamızda, "yaşlıların, üçyüz ellibeş milyonu(355.Milyon) gelişmekte olan ülkelerde yaşamaktadır. Bu rakam 2020 yılında birmilyar(1.Milyar) olacaktır.3 "Ortalama ömür, dünyanın hemen her kesiminde artış göstermektedir. Uzmanlar, bunun nedeni olarak yüzyılımızda ENFEKSİYON, KRONİK, GENETİK, HASTALIKLARDA ve buna bağlı olarak PREMATÜR ÖLÜMDE GÖRÜLEN DÜŞÜŞÜ göstermektedirler. Buna paralel olarak da halk sağlığı, beslenme, tıptaki yenilikler, yeni antibiyotiklerin keşfi, önleyici ve koruyucu aşılardaki süratli gelişmeler, YAŞLANAN İNSAN SAYISINDA, AŞIRI ARTIŞA, SÜREKLİ KATKIDA BULUNMAKTADIR. İnsanların olgun yaşa doğru kaymaya başdağı devirlerde oluşan kronik hastalıkların kalp damar, diyabet, kanser, aidis ...vb yeni oluşabilecek hastalıklar da, zaman içerisinde bütün dünyadaki yaşlanmaya bağlı olarak ve yaşlı insan sayısında meydana gelecek patlamaya paralel yeni bir problemi, ortaya çıkaracağı kesindir. Böyle olunca, bütün bunlara yeni tedbirler de gerekmektedir.
Yaşlı olmanın ayrıcalığı ve değerliliğine bağlı sosyal düşünüşler ve alğılamalar farklı kültürlerde farklı anlayışlar doğurur.Bir çok Afrika ve Asya ülkesinde yaşayan yaşlıları tarif eden kelimeler onları: "Bilgili, ârif, âlim, olgun, tecrübesinden istifade edilebilecek biri" olarak tanımlamaktadır. Bazı kültürlerde ise bu güzel anlmalı değerler yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Yaşlanmanın bir dert olmadığı,hayat boyunca kazanılan bilgi, tecrübe ve birikimlerin kullanılması için büyük bir fırsat ve yaşlıların aile ve toplumlarımız için çok büyük bir kıymet olabileceklerini farketmek, farkettirmek çok önemli bir ülküdür.
 
YAŞLANMAYI GECİKTİREN FAKTÖRLER:
Genetik yapımız yaşlanmamızın üzerinde etkin bir rol oynayabilir; ancak yaşama esnasındaki hertürdeki etkinliklerimiz, sağlıkla ilgili yargılarımız, düşünüşlerimiz, ferdî eylemlerimiz bizim hayatımızın her aşamasında yakalandığımız kısa ve uzun süreli hastalıklar, yanlış veya doğru yapılan tedaviler yaşlanmayı engeller veya ona katkıda bulunabilir. Araştırmalar ana rahminde yanlış beslenmenin, fetusların aynı yetişkinlerde olduğu gibi kroner kalp hastalığı ve diyabetin de içinde olduğu bir çok hastalıkla beraber büyüyebildği görülmüştür. Çoçuklukta özellikle hayatın birinci yılındaiyi beslenemeyen insanların, polio, romatizmal ateş , çocuk enfeksiyonları, kaza ve yaralanmalara maruz kalma yetişkinlik dönemlerinde kalıcı hastalıklara yolaçtığı istatistiklerce sabittir. Bu insanların da daha hızlı bir şekilde yaşlandıklarını gözlemlemekteyiz.
Eğitim düzeyi, gelir ve sosyal dağılımdaki denge ve dengesizlik, sosyal rollerdeki farklılıklar, beklenti ve ümitler de yaşlanmada önemli roller oynarlar.
SAĞLIKLI BİR ŞEKİLDE YAŞLANMAYI GELİŞTİRMENİN YOLLARI:
 
İnsan hayatının başlangıç dönemlerinde bulunduğu ortam, yaşayış tarzı, hayat standardı, sosyal etkinlikleri, çevresi, sigara, içki, uyuşturucu madde bağımlılığı, spor,hareket, yeterli beslenme ...vb iyi veya kötü olarak geliştirdiği alışkanlıklar faaaliyet vb...bilgilerin geliştirilmesi gerekir.
Halk içinde bir muteber nesne yok devlet gibi;
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi
Kanûnî Sultan Süleymen
 
 
Bu durum eskiden en büyük Sultanları bile düşündürmüş: "sağlığın, sıhhatli bir nefes alıp vermenin hiçbir sultanlığa değişilemeyeceğini" söyletmiştir. Adama sormuşlar:
-Ne iş yaparsın kardeşim.?
-Esnafım.
-Başka, ne iş yaparsın?..
Başka da mı iş yapacağım?
Eve giderim, işten gelirim, işimle uğraşırım.
-Başka... Başka, ne iş yaparsın?
Bir dernekte üyeyim. Bir vakfın kurucusuyum. Okul Aile Birliği'nin başkanıyım. Bir futbol kulübü taraftarıyım. Cumartesi pazarları bağa giderim, bağı bostanı sularım, bellerim. Fidanları budarım, onları medenî bir şekilde yetiştiririm, diyemiyor.
Bir başkasına soruyorsun:
-Sen ne işle meşgulsun kardeş? Avukatım.
-Başka ne iş yaparsın?
-Başka... Başka ne iş?..
Apışıp kalıyor. Kendi mesleğinden başka hişbir şeyi merak etmeyen, ilgisiz, meraksız ; araştırmayan, incelemeyen, gezmeyen, görmeyen; kendi ailesini, akrabasını; kendi mahellesini; kendi şehrini; kendi ülkesini; ülke ve milletininn değerlerini, yıldızlarını, sanatçılarını, yazar, çizerlerini tanımayan sosyal etkinliklerden habersiz yaşayan kendi mesleğine hapsolmuş yığınlarca insan... Küflenmeye, çürümeye, sağlıksız yaşlanmaya, ölmeye; pırıl pırıl yıldızlar gibi parıldamaya zahmet etmeden, yatakta yaralar içinde hareketsiz, sağlıksız ölümü beklemeye aday... Yığınlarca insan!..
Mesleğin bu köleliğinden kurtulalım. Bekçilik neyimize?.. Merak edelim birazcık...Çemberi yarıp çıkalım dışarı. Sağlıklı, hareket içinde, aktif, ömrümüzü noktalayalım.
 
YAŞLANMADA CİNSİYETİN ROLÜ:
Bugüne kadar yapılan araştırmalar göstermiştir ki ortalama ömür açısından kadınınn avantajı erkeğe nazaran daha fazladır. Biyolojik avantaja sahip olan kadın, hayatlarının bütün dönemlerinde olmakla birlikte çocukluğun erken dönemlerinde erkeklerden daha esnektirler.Yetişkinlik dönemlerinde de en azından menapoza kadar olan devrede hormanlar onları istemik kalp, bazı kronik hastalıklardan korurlar.
Kadının ortalama ömrü, erkeğin yaşına oranla, kadına ortalama beş sekiz yaş(5-8) arasında bir avantaj sağlar. Sonuç olarak dünyanın çoğu kesiminde en fazla yaş yaşamış olanlar yine kadınlardır. Tabii çok çok uzun yaşamak, çok sağlıklı yaşamak anlamına gelmez. Kadınların bu şekilde uzun yaşamaları onalrın yaşlılıkla bağlantılı olarak kronik hastalıklardan daha fazla şikayetçi hale getirir. Kadınların esteoporoz, diyabet, hiper tansiyon, idrar tutamama ve artrit gibi hastalıklara erkeklerden daha fazla maruz kaldıkları ilmen ispatlanmıştır.
Erkeklerin hayat tarzı açısından kadınlardan daha fazla rdisk taşıdıklarını da bilmek gerek. Çoğu erkek sigara, içiki ve kötü alışkanlıklara kadınlardan daha fazla eğilimlidirler. Meslekî risklerle de biraraya gelen hayat faktörleri erkekler arasnda daha fazla ölümlere neden olmaktadır. Bu risk sanayileşmiş toplumlarda erkekler üzerinde çok daha fazla etkindir.
Bazı toplumlarda kadının kendi biyolojik avantajı yaşadığı yöre ve toplumun sosyal dezavantajıyla azalabilir. Kimi toplumlarda görülen kadının ikinci sınıf bir vatandaş muamelesi görmesi, kız çocuklarının erkeklerden daha az istenmesi, ekeğe rağbet. Sosyal ve ekonomik avantaşlar da hastalık riskini çoğaltırken, uzun yaşama ömrünü kısaltabilir. Kariyer, kocaların kadınlardan daha yaşlı olması, kadınlarda emekli aylıklarının ve çalışan kadınların aylıklarının düşük olması, gelişmekte olan ülkelerde kadınların sosyal güvenliklerinin olmaması da onların dul kalma riskinin çokluğu, yoksulluk, yalnızlık, ve izalasyon gibi faktörler de kadınların sağlıksız yaşlanmalarına vesile teşkiletmektedir.
Yaşlılar işe yaraşan tam kapasite ile çalışabilecek insanlardır.Gerçek yaşlıların hem topluma, ai lelerine hem de ekonomilere çok büyük katkıları vardır. Zaten giderek teknolojik hale gelen hayat yaşlıların çalışma performasyonlarının desteklenmesi için önemli bir yatırımdır. Gerçekte bir çok genç yaşlı kendisinden daha yaşlı olana bakar. Evde ise torunlarına bakmaktadır. Bununn dışında yaşlılar gönülllü işlerde resmi olmlayan sektörlerde , tarımda, vakıflarda, dinî kurum ve kuruluşlarda eğitim sektöründe de önemli katkılar sağlayablirler.
"Bugün Amerika'da atmışbeş yaşın(65) üzerinde üçmilyon(3.milyon) insan okul, okul, politika, sağlık, din gibi konularda bir gönüllü olarak çalışmalar yapmaktadır.4"
 
HAREKETLİ ve SAĞLIKLI YAŞLANMADA METOD: İnsanoğlunu, ana rahminde iken dengeli bir beslenmeye alıştırmak gerekmektedir. Anne adayları kendilerini hertürlü içki, sigara ve uyuşturucularadan uzak tutmak zorundadır. Çocuğu, çoçukluktan itibaren hiç olmazsa en az dört ay, anne sütü ile beslemek gereklidir. Bu Müslüman ülkelerde sütannelik ile sürdüdürülebilmektedir. Kuran'da bu süre, iki yıl olarak belirtilmektedir.
Gelişen teknoloji, yeni bulunan vitamin yüklü tablet ve şuruplar, hazır çorba ve mamalar düzenli olarak yapılan aşılar ve bedensel hareketler çocuğun gelişmesini sağlıklı ve aktif yaşlanmasını sağlayacaktır.
İlk yıllardan itibaren anne sütüne önem vermek, gelişen yaşlarda yağsız, posası fazla hayvansal yağlar, hamursuz, tuzu az besinlerle beslenmenin önemini kavratmak gereklidir. Bununla birlikte yürütülen, beden ekzersizleri, düzenli olarak, işte ve evde yapılan sporlar bedeni dengeli ve aşırı kilolardan korunmak önemlidir.
Devletin, de bu konularla ilgili eğitim, iş, sağlık, mülkiyet, evlilik ve veraset, hukuk, yaşlılıkta korunma, yaşlılık aylığı, tatil ihtiyacı cinsiyet ayırımına karşı yapacağı kanunî düzenlemeler de hareketli, aktif sağlıklı yaşlanmada önemli bir adım olacaktır.
Gelecek yıllarda insanoğlunun karşısına çıkacak en büyük uğraş; dünyada uzun bir yaşlılık devresi geçirecek olan insanların, hayatlarının geri kalan dönemlerini nasıl bir yol, metod takibedip de en iyi, en verimli, en hareketli, en aktif, ayakta, dimdik ve en sağlıklı, bir şekilde yaşlanarak tamamlamalarını sağlamak düşüncesi olacaktır.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

11)DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ YAŞLANMA ve SAĞLIK PROĞRAMI,1999,Uluslararası Yaşlılar Yılı,1999.Ankara.Dr.Gro Harlem Brundtland, DSÖ.Genel Direktörü.
 
 
2) A.G.E.
3) A.G.E.
 
4) DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ YAŞLANMA ve SAĞLIK PROĞRAMI,1999,Uluslararası Yaşlılar Yılı,1999.An kara.Dr.Gro Harlem Brundtland,DSÖ.Genel Direktörü.
             

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 65
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 460
Kayıt tarihi
: 27.09.10
 
 

Abdullah (Çağrı) ELGÜN HAYATI HAKKINDA BİLGİLER Kayseri’de dünyaya geldi. Kayseri Atatürk İlkokul..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster