Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Aralık '08

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
831
 

Hasreti İçimde Cirit Atıyor!

Hasreti İçimde Cirit Atıyor!
 

resim: www.erzurumlu.net'ten alıntı


Şimdiki stadyum muhabbetleri de yaşanırdı seyirciler arasında. Toprak, yamaç-tribünlerde piknik havası vardı: Termoslarla çay, ekmek, domates, zeytin vs. Satıcılar su, meyve suyu, buz gibi ayran veya limonata, sımışka(çekirdek) vs. satardı. Tabii ki köfte ekmek de çok tercih edilirdi. Yanında közde biber, domates. Ekmek arası haşlanmış yumurta…
Ya seyirciler arasında gezinen sandıkçılar:

"Ssıcak sssıcak lahmacuuun! Kıyma dürümlerim vaar!.. "

Ve ellerindeki poşetlerde "bardak işi" çekirdek satan çocuklar:

"Kavrulmuş sımışka vereyim mi abi? Dört bardağı 1 liraa!.." Sımışkacıların bardağı adeta fincan kadardı, çok küçüktü.

(Sımışka; Erzurum yöresine has bir kelime, Rusçadan geçmiş dilimize.)

Cirit günü, sabah Tebrizkapı’dan Havuzbaşı’na Cumhuriyet Caddesi boyunca cirit takımları süslü atlarının üzerinde, formalarıyla, ellerinde Türk bayrakları ve takımlarının sancakları olduğu haldeşeref turu” atardı. Böylelikle halk o gün cirit müsabakası olduğunu öğrenir ve oyunları seyretmeye giderdi.

Atların dört nala çıkardığı tozlarla birlikte bizden uzaklaştı o demler…

Ciritçiler arasında yer yer gerginlikler çıkmaz değildi. Hakemlere itiraz, ciritte de vardı. Bu tartışmalar çoğunlukla tatlıya bağlanırdı.

Çocukluğum ve gençliğim Kavak Mahallesi’nde geçti. Her pazarı iple çekerdik. Pazar günleri öğle namazına müteakip Kavakkapı’nın arka tarafında sağdaki boş arsada cirit oyunları düzenlenirdi. Şimdiki Şükrüpaşa girişindeki Telekom’a ait binanın oturtulduğu saha… Bu sahaya halen “cirit çukuru” denir. O zamanlar şehir, o taraflara doğru gelişmemişti.

Ova köylerinden en bakımlı tayların kamyonlarla getirilmesi, o tayların kamyonlardan indirilmesi… En hızlı, en yakışıklı, en bakımlı, en uysal, en iri, en gösterişli yürüyen at muhabbetleri müsabaka boyunca devam ederdi. Dorat, yağız at, kıratların müsabakada daha çılgın olması için ağızlarına biber sürülürdü... Ağzı ve salyaları kan kırmızı atlar parlamış, şahlanmış gibi koşardı.

O demler, masal gibi gözümün önünden geçti.

Müsabakaların yapıldığı sahanın şehre doğru tribünleri andıran toprak yamacı hınca hınç cirit meraklısı dadaşlarla dolardı. Cirit kazaları da olurdu tabii… Bazen atlar hızını alamayıp seyircilerin üzerine gelirdi. Hurra! Kaçışanlar arsında ezilenler… Bazen ciritler seyircinin üzerine gelirdi. Yaralanmalar olurdu. Dolayısıyla, ciriti kazasız belasız seyretmek için tribün-toprak yamacın yukarılarında oturmak en iyisiydi.

Şehir pazar günü orada toplanırdı. İhtiyar, genç, çocuk ve kadınlar.. Herkes oradaydı. Kadınlar genellikle yamacın en yukarısında bir köşede kümelenip izlerdi cirit müsabakalarını… Ehram ve yaşmaklarıyla… Kadınların bir kısmı da çocuklarını müsabakaları izlesin diye oraya getirir orada bu vesileyle bulunurdu.

Benim taze ruhum da cirit izlerken ilkokul kitaplarının tarih sayfalarında gezinirdi. Karşımda sanki Alparslan, Selçuk Bey, Osman Gazi ve kahraman orduları gövde gösterisi yapıyordu. Sanki, sinemalarda gördüğüm Malkoçoğlu, Battal Gazi, Zaloğlu Rüstem, Kara Murat cenk ediyordu bu tozlu sahada!

Bir de, Ilıca-Pulur yolunun solunda geniş bir alanda her pazar cirit müsabakaları yapılırdı. Cirit olduğu gün Ilıca’da şenlik havası olurdu. Adeta bir panayır… Ilıca, çevre köyler ve Erzurum’un bir kısmı orada toplanırdı. Oyunlar sabah saat 10 gibi başlar, ikindiye kadar devam ederdi. Halk oyunları seyretmeye at arabaları, kağnılar ve az da olsa traktörleriyle gelirdi. Tüm bu arabalar, oyun alanının etrafını çevreler, adeta tribün vazifesi görürlerdi. Seyirciler arabaların üzerinde tıkış tıkış otururdu.

Bir keresinde Yeşilçam’ın ünlü ve sevimli yıldızı, çocukların tosun amcası Necdet Tosun (Allah rahmet etsin), ta Erzurum’a cirit seyretmeye gelmişti. O gün cirit sahası mahşeri kalabalıktı.

Hey gidi günler…
Belki o günler o lezzette bugün yaşanmaz.

Ama benim hayallerimi çalan, eminim ki şehir dışına cirit sahası yapılmasıydı. Şehrin dışında olsa da, 23 Temmuz Doğu Fuarı içinde dünyada ilk defa cirit oyunu alanı yapılıp, hizmete sokulmuştur.

Biraz da cirit oyunu hakkında derlediğim bilgileri sizle paylaşayım:

Türklerin yüzyıllardan beri oynadıkları bir ata oyunudur. Türkler, Orta Asya'dan Anadolu'ya bu atlı oyunu da doludizgin beraberlerinde getirmişlerdir. Türkler için at, mukaddes ve vazgeçilmez bir unsurdur. At sırtında doğar, at sırtında büyür, at sırtında savaşır, at sırtında ölürlerdi.

Cirit ilk, Erzurum’da tutunmuş, burada unutulmaktan kurtulmuş, Büyük Türk Hükümdarı Alparslan'ın açtığı bu kapıdan Anadolu'ya yayılmıştır.

Cirit Oyunu'nda iki takım bulunur. Bu takımlar 70 ilâ 120 metre genişliğindeki bir alanda karşılıklı olarak alanın en gerisinde 6'şar, 8'er veya 12'şer kişi olarak dizilirler. Ciritçiler bölgesel giyimleriyle atlarına biner. Sağ ellerine atacakları ilk ciriti, diğer ellerine de yedek ve yetecek miktarda cirit alırlar. İki tarafın birinden bir atlı öne fırlar, karşı dizinin önüne 30-40 metre kadar yaklaşır. Karşı tarafın oyuncularından birisinin adını seslenerek meydana davet eder. Sağ elindeki ciriti ona doğru savurur, sonra geri döner, atını kendi dizisine doğru mahmuzlar. Karşı tarafın davet edilen oyuncusu hızla onu takip eder, elindeki ciriti geri dönüp kaçan karşı taraf elemanına fırlatır. Bu kez ilk oyuncunun çıktığı sıradan diğer bir ciritçi onu karşılar. İkinci diziden çıkan, sırasındaki yerini almak için süratle yerine dönmeye çalışır. Bu defa rakibi onu kovalar ve ciritini atar.

Oyun böylece sürer. Cirit isabet ettiren ciritçi takımına bir sayı kazandırır. Eğer ciritçi attığı değneği rakibine değil de ata isabet ettirmişse bir sayı kaybeder.

Ciritçi karşı taraf oyuncusundan kendisini sakınmak için çeşitli hareketler yapar, atın sağına soluna, karnının altına, boynuna ağar. Bazı ciritçiler rakibi kaçıp dizisine ulaşana kadar üç-dört cirit savurarak isabet ettirmek suretiyle sayı toplar. Bu arada başına, gözüne, kulağına cirit isabet eden bazı oyuncuların yaralandığı olur. Bu türlü isabetler neticesinde ölenlerin olduğu bile vakidir. Bu durumda ölen, er meydanında ölmüş sayılır, yakınları şikâyetçi ve dâvacı olmaz. Babaları ölen çocuklarıyla öğünürler.

Ciritçiler arasında birbirine hasım olanlar varsa, bunların karşı tarafta yer almamasına dikkat edilir, aynı dizi içine dahil edilirler. Gençler büyüklerinin bu görüşüne boyun eğer. Büyükler de bu töreye uyarlar. Eski ciritçilerden bir kurul, oyunun sonucunu ilân eder.

Cirit sona erince, cirit oyununu düzenleyenler başarılı olanlara ödüller, ziyafetler verir.

Ciritin ruhuyla bütünleşmiş bir ruhtur dadaş ruhu. Ciritte ne varsa dadaşta da o vardır: Yiğitlik, vakar, çeviklik, rakibe saygı, hoşgörü… Mesela ciritçiye vuruş isabeti puan getirirken, rakibini yakalayıp bağışlamak da seyirciler tarafından en fazla alkış alan davranış olurdu. Hatta rakip tehlikeli durumdaysa cirit atmaktan vazgeçen ciritçiler daha bir taltif görürdü.

Sağlıcakla kalınız efendim..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Keşke gereken önem verilse ata sporlarımıza, dünyaya tanıtılsa...başarılı sporcular yetiştirilse ve olimpiyatlarda başarılarımız taçlandırılsa değil mi hocam ? Çok mu hayalci oldum :)

Dilek Fuçucı 
 12.12.2008 23:53
Cevap :
maalesef biz de olması olağan olan şeyler bile olmaz hayaller olarak algılanmakta.... Hiç de hayalci değilsiniz, kendimize dönüp bakmamız yeterli. Beğeniniz için teşekkürler... Sağlıcakla kalınız. Selamlar  13.12.2008 11:02
 

Ne kadar eski ve bize ait bir spordur değil mi? Teşekkürler hatırlattığınız için. Selamlar, saygılar...

Özlem Akaydın 
 05.12.2008 7:53
Cevap :
Hele bir de cirit meydanının tozunu ciğerlerinize çekmişseniz... Teşekkürler, selamlar  05.12.2008 9:29
 

Geçenlerde tv-belgeseli olarak izlemiştim, güzel bir spor da bana göre değil, hayvanların yarış adına eziyet çekmesine dayanamam ben, üstündeki adamlara değil kan-ter içinde koşan atlara uzatalım mikrofonu, bakalım ne diyecekler? Bence sin-sin oyunu daha egzotik:)) Selamlar..elinize sağlık...

Fatma Köse  
 04.12.2008 20:16
Cevap :
Sevgili öğretmenim, atın her haliyle farklı bir yaratık olduğunu unutmamak gerekir. Beygir gücüyle, uyumasıyla, geviş getirmesi, beslenmesiyle. Öküzün ve atın sırtında döndü dünya asırlarca... Bir canlının boşu boşuna canının yanması elbette kabul edilemez. Ancak bir cirit oyunu ben atların da oyunu olarak kabul edebiliyorum. Ciritçi, sporcu işini yaparken nasıl yaralanabiliyorsa atlar da oynadıkları bir oyunda yaralanabilir. Bu, sokak kedisinin kuyruğuna teneke bağlamak anlamına gelmez. Kedi yumakla oynar, at ciritte:) Kızlar da halayda:) Yıldız Hanım'a ve sevgili öğretmenime selam ve sevgilerimle...  04.12.2008 20:26
 

Eski zamanalrı düşündüm. Halam iyi at binermiş gençliğinde, hatta köy meydanımızda cirit oynarmış, öyle görmüş eniştem halamı, başka köyden acayip cirit fırlatırmış halam... Genç narin... Masal gibi geliyor kulağa şimdilerde... Eskiden yokluk çokmuş ama artı değerler çokmuş:(( Şİmdiler net cafe, playstation, pc başında chat... ne ifade eder değil mi, on adım ötemizdeki spor kompleksine gitmeyen gençlik işte...

yekruseha 
 04.12.2008 11:59
Cevap :
Karadenizin eğimli coğrafyasında ata binmek de cirit oynamak da zor olsa gerek! halanızın cirit oynaması, oldukça ilgi çekici. Bir kadın olarak... Bizim buralarda köyde kadınlar at sürermiş;ama atlı oyun oynadıklarını hiç duymadım. Hatıranı paylaştığın için teşekkür ederim Yıldız Hanım. Selam ve saygılar  04.12.2008 12:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 143
Toplam yorum
: 2363
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2288
Kayıt tarihi
: 22.08.07
 
 

Bu âlem içinde aileme zaman ayırmak, gezmek, okumak, fotoğraf çekmek, resim çizmek ve iş hayatı h..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster