Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Haziran '18

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
58
 

Haziran Ayında Sri Lanka

Haziran Ayında Sri Lanka
 

Rambutan


Başlıkta Haziran’a vurgu yapma sebebim, ölü sezonun ilk ayında gidiyor olmamızdan mütevellit, ne kadar yağmur yiyeceğimize dair kuşkularımdı. O yüzden gitmeden önce Haziran ayında gidenlerin yorum ve videolarını izleyip durmuştum. Özetle, ‘Adam’s Peak’e tırmanmazsam olmaz!’ diyenlerdenseniz bu ayda gitmeyin. Onun dışında düşük otel fiyatları, nemsiz müthiş bir hava sıcaklığı, 10-15 dakika süren ve ülkenin yeşiline çok yakışan yağmurlar, kalabalığa ve gürültüye maruz kalmadan geçirilecek bir tatil arıyorsanız bu ay mükemmel bir seçim.

THY’nin Male’de verdiği 1 saatlik molanın ardından Colombo’ya gittiği uçuş ile bu doğa harikası adaya ulaştık. 10 buçuk saatiniz uçakta geçiyor ve insanların çoğu Maldivler’de iniyor. Otobüs gibi, siz uçaktan inmeden bekliyorsunuz bu esnada. İstanbul ile 21 milyon kişilik Sri Lanka arasında iki buçuk saat zaman dilimi farkı var ve kuş uçuşu 6300 km mesafe.

Havaalanı gayet güzel, özellikle Zanzibar ve Bali’deki örneklerden sonra gayet beğendik. Gelmeden önce internetten 35 usd’ye yaptırdığımız ve üç dakika içinde onay verilen vizelerle, 3-4 dakikalık bir pasaport sırasından sonra bavullarımızı aldık. Vizeyi kapıya bırakırsanız 50 usd bu arada. Elinde ismimizin yazdığı kartonla bizi karşılayan ‘Eranga Kurera Tours’ şoförü Jagath ile Kandy’deki otelin yolunu tuttuk. 7 gecelik bu gezi için, adanın merkezi bir noktası olan Kandy’de tam pansiyon bir otel tercih ettik. Otel değiştirmek, bavul toplamak, oradan oraya yer değiştirmektense, 5 gün için bizi gezdirecek bir şoför (900 km yol-250 usd) ile kahvaltıdan sonra sabah otelden çıkıp, akşam yemeğine yetişecek şekilde bir rota çizdik. 2 günde bir otel değiştirerek de bir plan yapabilirsiniz tabii, tercih sizin. Geziler yeteri kadar yorduğu için biz otel değiştirmek istemedik.  

1.Gün: Akşama doğru indiğimiz içindirekt otele geçmek üzere yola çıktık.Yolda heyecanımız başladı, zira ülke hiçbir yerde görmediğiniz yeşilin her tonunu ve yukarılara çıktıkça güzelleşen bir manzara sunuyor. Yol, birçok yerde tek gidiş, tek dönüş şeklinde. Tuktuklar her yerde ve her daim korna sesi duyuyorsunuz. İstanbul ile kıyaslanamayacak bir keşmekeş mevcut, ama trafik akıyor, bekleme yok. Ancak düz otoban gibi düşünmeyin, 100 km’lik yolu 3 saatte alabiliyorsunuz. Ve yolda zaman zaman Eşşedü’den başlayıp Hare Krişna’dan çıkmanız mümkün. Hava alanından Kandy 3,5 saat sürdü. Odaya bavulları bırakıp akşam yemeğini yedik, çayımızı içtik, uyuduk.

2.Gün: Bugünü dinlenme amaçlı otele ve Kandy’ye ayırdık. Otelden göle, 20 dakika kadar yürüdük. Sokakta, plansız bir şekilde konuştuğumuz bir tuktuk sürücüsü ile 350 rupiye (2.3 usd) White Buddha’ya gidip dönmek üzere anlaştık. Dönüşte bir Hindu tapınağına ve ahşap fabrikasına da uğradık. Burada sürücüler sizi bir yere sokuyorsa, yaptığınız alışverişten komisyon alıyorlar. Yüzde 20-25 civarında hem de, aklınızda olsun. Tooth Temple’ın önünde inip 5’te başlayan dans şovu için bilet de aldık. Otele dönüp akşama kadar oyalandıktan sonra tekrar çıkıp dansı izlemeye gittik, ardından hemen yanındaki Tooth Temple’da ayinleri izledik. İki kişi 2000 rupi (13.3 usd) veriyorsunuz giriş için. Buda Hindistan’da ölüp yakıldığında adamın biri onun dişini, ya da dişlerini, küller arasından almış ve bu diş ya da dişlerden biri döne dolaşa bu tapınakta kendine yer etmiş. Yazının devamında da göreceksiniz, turistlerin bu tarz mekanları ziyaretleri gayet tuzlu. Gün içinde kısa süreli yağmurlar başlar başlamaz, insanların hafif gülümser bakışları arasında yağmurluklarımızı giydik, ama biz giyene kadar yağmur bitiyordu. Ara ara kısa ve etkisiz yağmurlara denk geldik anlayacağınız. Öyle muson falan yok burada Haziran’da, musoncuklar var.

3.Gün: Otelde kahvaltı edip, öğlen orada olmayacağımız için de yolluk sandviç vs. hazırlatıp şöforümüzle buluştuk. 2.5 saat sonra Dambulla’ya geldik. İki kişi 3000 rupi (20 usd) vererek Rock Cave Temple’a girdik. Ayakkabı bırakırken 25’er rupi daha gidiyor. Ya da dizlerin görünüyorsa kapatmak için verdikleri şeyi de teslim ederken gönlünden kopanı veriyorsun. Özetle bu tapınaklar ülke için gayet iyi bir gelir kaynağı. 300 küsür basamaktan sonra ulaştığımız bu mağara tapınağındaki heykel ve tablolar, Budizm’in kurucusu kabul edilen Gotama Buda ile ilgili. Buda: Sanskritçede "uyanmış kişi". Peşine düştüğü yaşam ve ölümün ardındaki gerçeğin arayışı sonucu Gotama'da oluşan ruhani aydınlanmayı anlatmak için kullanılan bir unvan. Yan yatmış Buda heykellerinin ayaklarının altında lotus çiçeği figürleri göreceksiniz. Ayak derken 2 buçuk metreye yakın ayaklardan bahsediyorum bu arada. Zamanında kral, Anuradhapura’da tahta geçtiğinde burada bir kaya tapınağı yaptırmış, sonraki kralların da eklemeleriyle burası bir tapınaklar kompleksi haline gelmiş. Aşağı inip öğle yemeğimizi maymun ve köpeklerle paylaştıktan sonra, şehrin merkezindeki Golden Temple’a da uğruyoruz. Giriş ücretsiz. Güzel fotoğraf imkanı sunan, bol maymunlu bir yer.

Yarım saatlik bir yolun ardından Sigiriya’dayız. Kişibaşı 30 usd’ye komplekse giriyoruz. Tırmanış, tepede vakit geçirme ve dönüş tam iki saatimizi alıyor ve her dakikasına değiyor. MS 475 civarındaki kral, bu yeri başkent olarak seçmiş, sarayını 200 metre yükseklikteki bu kayanın üzerine kurmuş ve kenarlarını da renkli fresklerle süslemiş. Bir de aslan şeklinde bir geçit inşa ettirdiği için Lion Rock olarak bilinmekte bu yapı. Antik kent planlamasının en iyi korunmuş örneklerinden biri sayılmakta. En çok fotoğrafı burada çektik.

Tapınaklara doyup, çıplak ayakla gezmekten de bezdiğimiz için daha yukarda olan ve otele oldukça geç gitmemize neden olacak olan Anuradhapura’yı görmemeye karar verip, dönüş yolunda bir Spice Farm’da durduk. Sri Lanka’da bitkisel-doğal tedavi yöntemleri oldukça gelişmiş, öyle ki 43 tane hastane sadece organik ürünlerle tedavi yapıyor. Hemoroid’den migren’e, tüy dökmeden detoksa kadar birçok tedavi ve bakım sunulabiliyor. Bize bir tıp öğrencisi rehberlik etti ve demesine göre bir sürü doktor dünyanın çeşitli yerinden gelip buradan ürün alıyormuş. Fiyatlar yine biraz tuzlu yalnız.

4.Gün: Dünkü yorgunluğun üstüne Kandy ve otelde geçirdik bu günü. Yılda 2 milyon ziyaretçi çeken Kraliyet Botanik Bahçeleri kesinlikle görülmeye değer. Giriş iki kişi için 3000 rupi (20 usd). İçerde yarasaların tünediği ağaçlardan belki yüzlerce çeşit kuşlara, envai çeşit çiçekten palm tree’lerin iki yana kurularak sergilendiği farklı isimlerde yollara kadar devasa bir bahçe var. Her şeyi göreyim derseniz en az iki saatinizi alacaktır bitirmek. Deniz seviyesinden 460 metre yukarda olduğu söylenen bu bahçe yılın 200 günü yağmur alıyormuş, ama biz gezerken yine yağmursuz bir gündeydik.   

5.Gün: Güne Nuwara Eliya ve Ella’ya gitmek üzere başladık. Yolda Jagath’ın önerdiği bir çay üretim fabrikasında mola verdik. Çayın nasıl üretildiğini, kalite derecelerinin olduğu, Türkiye’de yıllardır düşük kalitede çay içtiğimizi gördük. Küçük gezinin sonunda sekiz çeşit çay denedik. Fiyatlar burada da tuzlu. 50 gr beyaz çay ile 200 gr mint çay mesela 65 usd civarında. ‘White’ ve ‘golden’ denilen çay tipi en sağlıklısı, en her derde deva olanları olduğu için fiyatları çok fena.

Dönemeçli yollardan giderken, bir ‘view point’te mola verip fotoğraf çeken insanların arasına karıştık. Kapalı ve bulutlu bir gündü ve yağmur genelde biz araçtayken yağsa da, dışarı çıktığımız zamanlarda yağmurluğu çantada bulundurmayı ihmal etmedik. Merkezde Victoria Park’ı ve pazarı gezdik. İngiliz mimarisinden kalma posta ofisini gördük. Oradan üzerinde jet-skilerin dolandığı göl kenarındaki Gregory Park’a gidip geç de olsa öğle yemeğimizi yedik. Çay tarlaları ve dağlarla çevrili Nuwara Eliya, ülkenin en serin kenti, sıcaklık 16-17 dereceye kadar düştü burada. Niyetimiz günün kalanında Ella’ya geçmekti, ancak yolun başında bu dönemeçler sağ olsun, benim midem iyice fenalaşınca gitmemeye karar verdik. Neler kaçırdık? Youtube videolarında görebilirsiniz, Ella’da şelale ve little Adam’s Peak var. Tırmanmanız bir saat kadar sürüyor, atla deve değil, ancak yağmurdan dolayı çamura bulanma riskiniz yüksek. Yolda Nine Arches Bridge’i (Demodara) de görme şansınız var. Bu arada Kandy-Ella arasındaki treni de çok duyacaksınız. 5 saatin üzerinde bir yol ve ayakta gitme riskini de göze almak lazım. Artı havanın da açık olması lazım ki fotoğraf çekebilesiniz. Tercih sizin.

6.Gün: Kandy’de geçirdiğimiz bir gün daha. Aklımızda Adam’s Peak’e tırmanmak vardı. Normalde tırmanışa gece 2 gibi başlanıyor ki, sabah gün doğumunda tepede olup güneşin doğuşu izlenebilsin. Yolda da mola vermek üzere çay içip meyve yiyebileceğin kafeler açık oluyor. Ancak Haziran’da, gün doğmadan tırmanış alanının başladığı yere giriş yasak, yabani hayvan tehlikesi var. Gün doğunca tırmansan da bu kafeler kapalı ve yolda küçük gruplarla karşılaşmak halinde yalnız olma ihtimalin yüksek. Ek olarak tepeye çıktıkça artan rüzgar ve yağmuru da hesaba katıp, bir de o kadar tırmanıp sisten dolayı bir şey göremezsek diye korkarak tırmanmamayı seçiyoruz. Özetle Haziran ayı Adam’s Peak için uygun değil. Pek tavsiye eden çıkmadı.

Onun yerine dinleniyor ve otelin etrafındaki muhtemelen daha önce hiçbir turistin ayak basmadığı yerlere dalıyoruz. Doğa ve manzara o kadar güzel ki, hangi sokağa dalarsanız dalın keyif alıyorsunuz. Bir kilisedeki father’ın odasına geçiyoruz, konuşmada öğreniyoruz ki çay yaprağı toplayan işçiler 25 kilo yaprağı bir araya getirebilirlerse günlük 750 rupi (5 usd) kazanıyorlar. 50 gr beyaz çay 45 usd’ye, 200 gr english breakfast çay 20 usd’ye satılıyor öte yandan! Kuzeyde tamiller hala mevcut ve tehdit unsuru. O bölgeye turistler gitmiyor zaten. Hristiyan nufüsü yüzde 3.5 civarında. Yüzde 70’lik Budist nüfustan sonra Hindular geliyor. En yağışlı mevsim Ağustos, Kandy’nin iklimi adanın en iyisi denebilir. Nisan-Mayıs’ta sıcaklık 38 derecelere kadar çıkabildiği için nem de sağ olsun boğucu olabiliyor. Haziran’da gündüz 27-28, akşam 22-23 derece olduğu için biz havadan çok memnun kaldık.

Sri Lankalılar, Hintlileri kaba, görgüsüz ve değişik tavırlara sahip bir kültür olarak görüyor. ‘Erkekler kendilerini centilmen sanıyorlar, ama alakaları yok.’ dedi Jagath mesela. Sri Lankalıları gıcık eden bir yukardan bakma durumu var Hintlilerde. Karma, budizmin en önemli öğretisi. Ölünce ruh, serüvenine devam ediyor ve kötü bir insansan diğer hayatında kötü bir hayat yaşıyorsun, meczup oluyorsun, ya da sürünen bir hayvanın bedeninde yola devam ediyorsun. Buda’nın yan gelip yattığı heykellerin özel bir manası, mesajı yok, ama ölümünü simgeliyor, o esnada beden ölü yani. İnekler hindularda kutsal, ama budistlerde tapma durumu yok. Ama bebekler, inek sütünden yararlandığı için ineklere saygı duyma, onları kesmeme durumu mevcut. Zaten adada etin tadı pek iyi değildi. Balık ve tavuk eti fena değil. Biz otelde yemiyor olsaydık bu arada, yemek büyük bir sorun olabilirdi. Dışarda pek fazla opsiyon yok, aklınıza gelen isim yapmış restoranları Kandy’de bile göremedik.

7.Gün: Kahvaltı sonrası istikamet Colombo. Yol 4 saat sürdü, Colombo’nun girişinde trafiğe maruz kalıyorsunuz. Galle Face bölgesinde büyük bir Çin inşaatı mevcut, 2026’ya kadar devam etmesi bekleniyor. Büyük bir liman, oteller, restoranlar bölgesi inşa ediliyor. Aynı hatta, inşaata gelmeden sahil kenarında dinlenen, bir araya gelen insanlar var. Gangaramaya Tapınağı’na girmek şart, 600 rupi (4 usd) iki kişi, yine ayakkabılar fora. Kriket oynayanlar, okuldan çıkan çocuklar, anıtta gölgede oturan insanlar, Lotus Tower görülesi. Biz Beira Lake’e girdikten sonra uzun bir yürüyüşün ardından göl kenarından çıkabildik. Hatta bu esnada o günün tek ve 15 dakika süren sağanak yağmurunu da yedik. Göl boyunca yürüme alanı var, ancak işin ilginci, çıkış için tek arabanın girebileceği küçük bir yerden çıkabildik, onun için de yarım saat kadar yürümeniz gerekiyor. Haritada aratınca ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Otele dönüşümüz yolda bozulan bir kamyonun da etkisiyle 5 saat sürdü. Yolda aldığım birkaç bilgiyi de paylaşayım. Burada dört kişilik bir ailenin geçinebilmesi için eve 450-500 usd girmesi gerekiyor. Asker maaşları örneğin aylık 50-150 bin rupi (333-1000 usd) arasında değişiyor. Talep çok, zira sosyal güvenlik ve emeklilik olanakları güzel. Zorunlu askerlik yok. Ölüler yakılmayı da gömülmeyi de tercih edebilir. Ancak Bali’deki gibi, mezarlar farklı kişilerin gömülebilmesi için defalarca kullanılabiliyor.

8.Gün: Kahvaltımızı edip, 3 saatlik bir yolculuğun ardından havaalanına geliyoruz. Yolda gözlerimin önüne palmiyelerin yeşili, dikenli kabuğu soyularak yenen rambutanlar, otelde ve sokaklarda gördüğümüz aza tamah ederek koca bir ömrü geçiren ama yine de huzurla yaşayan insanlar, özellikle Sigiriya Rock’a tırmanırken yükseldikçe güzelleşen manzara, pirinç tarlalarında çamurun içinde çalışan teyzeler geliyor. Botanik bahçedeki kuşların resitalini duyuyorum ve burnumda yağmur sonrası toprak kokusu var. Her anına ve kilometresine değen bu tatilin ardından Goa’ya uçmak üzere havaalanına geçiyoruz...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 52
Toplam yorum
: 69
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1456
Kayıt tarihi
: 17.10.08
 
 

*Liberal muhafazakar, oldukça postmodernist ve meritokrat bir gezgin  *Kuleli - Galatasaray - Boğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster