Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Temmuz '07

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
4820
 

Hızlı yaşam, erken tükeniş

Hızlı yaşam, erken tükeniş
 

Hızlı yaşamak günümüz 'modern' insanının tükenişi!.. Farkında mıyız?

Günümüzün batılı ‘modern’ yaşam anlayışı, özellikle iş yaşamının insanlara empoze ettiği anlayışın tartışılması ve sorgulanması gerekmektedir. Bu anlayış insanları olduğundan daha hızlı olmaya; işlerini daha çabuk yapmaya, daha hızlı düşünmeye, kararlarını çok hızlı vermeye, daha çabuk eylemlerde bulunmaya koşullandırmakta ve hatta zorlamaktadır. Bu etkinin altındaki insanlar bunu tüm yaşamlarına da genelleyerek neredeyse hiperaktif, sürekli bir şeylere yetişme telaşı içinde olan, hızlı konuşan, hızlı yemek yiyen, hızlı yürüyen, zorunlu durumlar dışında birilerini dinleyecek zamanları olmayan, sabırsız, hızlı tüketen vs. Her şeyi hızlı yapmaya çalışan insanlar haline gelmektedirler. Bu ne demektir? İnsana ne getirmekte, ondan ne götürmektedir? Bu sorulara yanıtlar bulmalıyız.

Öncelikle bu yaşam anlayışı ve biçiminin insanları gerekenden daha fazla bir stres ve baskı altında tuttuğu açıktır. Bunun yarattığı ruhsal gerilim ve hatta olası ruhsal bozukluklar ‘hızlı yaşam’ ın ilk bonusudur. Bunun dışında, insanlar daha yüzeysel olmak durumunda kalmaktadırlar; derinlemesine bir yaklaşım için yeterli zaman yoktur. Bir konu ya da çalışma üzerinde fazla düşünmek, yavaş hareket etmek bir zaman kaybı gibi algılanmaktadır. Bu çoğu kez konunun özünün de kaçırılmasına, bazen ayrıntılarda gizli olan derin gerçeklerin göz ardı edilmesine yol açmaktadır. Aynı zamanda daha egoist bir yaşam anlayışına yol açmakta, sürekli daha hızlı olmaya dayalı acımasız bir rekabet, iş ve günlük yaşama hakim olmaktadır. Kendilerini bitiş çizgisine ulaşması gereken bir sprinter gibi algılayan bireyler çoğu kez rakiplerini geçmek için çeşitli engelleme ve hileler yapmayı da olağan görmektedirler. Ancak sürekli koşarak ulaşabilecekleri bir başarı, refah düzeyi ve mutluluk olduğu inancını taşımaktadırlar. İş yaşamının patron ve ‘değerli’ bazı ‘guru’ları da çalışan insanların önüne ‘gittikçe daha hızlanan, yetişmeleri ve binmeleri gereken bir tren’ imgesini koyarak daha çok rant elde etmektedirler. Ama insan olma değerini gittikçe küçülterek ve ‘koşarsan varsın, yoksa bir hiçsin..’ anlayışını yücelterek.

Hızlı yaşarken veya bu hızda giderken aslında hayatın özünü ve anlamını gözden kaçırmaktayız. Bazen önemsiz saydığımız, atladığımız bir uğraş sandığımızdan daha önemli olabilir. Sevdiğimiz birine, bir arkadaşımıza veya çocuğumuza ayırmadığımız zaman bize sandığımızdan daha pahalıya mal olabilir ya da gerçekten yapmak istediğimiz şeyleri göremez ve aslında tam olarak bize ait olmayan bir yaşamı sürmemize neden olabilir. Yaptığımız, ürettiğimiz şeyler bir derinlikten uzak ve sığ kalabilir. Daha çok şey yapmaya çalışırken, gerçekten yaşamımıza değer katacak pek bir şey yapamamış olabiliriz. Yüksek hızla giderken kazandığımızı sandığımız zaman aslında kaybettiğimiz zaman olacaktır. Tıpkı hızlı yerken sindirim sorunu çekilmesi gibi, hızlı yaşam da ‘yaşamsal hazımsızlık’ yapacaktır. Peki ne yapmalıyız?

Önce bir durmalı, soluklanmalıyız. Bizi bekleyen işleri, sorumlulukları düzgünce bir kenara koymalı ve sıralamalıyız. Hayatımıza dair ve onu bizim adımıza anlamlı kılacak şeyleri de belirlemeli ve yeniden bir önem ve öncelik sırası yaparak bu listeye eklemeliyiz. Sonra sakinleşmeli ve biraz gevşemeliyiz. Kendimize sürekli “yavaş ol, bu kadar aceleye gerek yok..” demeye başlamalı ve listedekileri yavaşça ele almalı ve üzerinde durarak, özenle, özümseyerek, gerektiğinde geri dönerek ve mola vererek, sindirerek gerçekleştirmeye çalışmalıyız. Bazen listeyi yeniden gözden geçirmeli, hayatımızın bütünü için ne ifade ettiğine bakarak çıkarmalar ve eklemeler yapmalıyız. Hayatı bu kadar koşulması gereken bir yer olarak değil, aksine daha yavaş ve özüne vararak, hissederek yaşanacak bir yer olarak görmeye başlamalıyız. Yoksa ne yazık ki, tren bu yüksek hızla giderken aslında ‘mutlu ve huzurlu bir hayat istasyonu’nu da kaçırmış olacağız. Tembelce değil, sadece dikkatlice, ama yavaş… daha yavaş git, hayatı kaçırma…

Uzm. Psk. Bülent Korkmaz

www.krmgelisim.com

www.facebook.com/krmgelisim 

http://www.krmgelisim.com/duyurular-haberler/tutsak-ruhlar-kitabimiz-yayinda

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne ilginç değil mi, düşünce, ya geçmişe tutunur, ya geleceğe uzanır. Ancak, hiçbir zaman ellerini bırakıp aşağı atlamaz. (!) O yüzden de, insanlar, tatil dönüşünde bile yorgundur. Çünkü, bir yıllık çalışmasının sonunda; "dinlenmeye gidiyorum" düşüncesi bile, aslında, onun anlayamadığı bir tepkidir. Modernlik denilen kavramın, iletişimsiz ilişki olduğunu anlaması gerekmektedir ki, hızlı yaşamanın da bir tepki olduğunu anlasın. İyi çalışmalar

Davut Davut 
 24.05.2012 0:53
Cevap :
Selam Davut, katkınıza teşekkürler. Bu arada 'iletişimsiz ilişki' tanımı çok güzel, tuttum. Hoşçakalın.  25.05.2012 10:07
 

Hızlı yaşamak, aslında anı yaşayamamaktan kaynaklanıyor. Aşık oluyoruz, hep bir sonraki adımı düşünerek, ilişkinin yolunda gidip gitmeyeceğini, ayrılığın olup olmayacağını düşünerek anı kaçırıyoruz. Bir yeri gezmeye gidiyoruz ama fotoğraf çekmekten ve bir sonraki adımda nereye gideceğimizi düşünmekten oranın güzelliğini izleyemiyoruz. Konuşuyoruz, ama daha karşımızdaki cümlesini bitirmeden vereceğimiz cevabı ya da yapacağımız yorumu içimizde seslendiriyoruz. Yani "şimdi ve burada" değiliz. Henüz gelmemiş bir zamana yatırım yapıyor, sonrasında da endişe ve korku dışında elimizde birşey olmadığını görüyoruz.

Kwan Yin 
 01.08.2007 17:11
Cevap :
Yorumunuza katılıyor ve katkınız için teşekkür ediyorum. Anı yaşamanın değerini kavrayabildiğimizde, zaten, hızlı yaşamanın -ironik bir biçimde- bir zaman kaybı olduğunu da kavramış olacağız ve yavaşlayarak zamanı çoğaltacağız; ömrümüzü uzatacağız (niteliksel anlamda ve hem belki de niceliksel olarak?). Bu kavrayışın bir gün galip gelmesi dileğiyle..  02.08.2007 14:31
 

Bu söz metafor olarak alınacak olursa, yazınızı çok güzel özetliyor! Hoşçakalın...

habişş 
 14.07.2007 18:39
 

Gökyüzünde ki güneşin, çocuğun ışıldayan gözündeki sevincin, sıkıca tutulan dostun elindeki lezzetin...tadına doyasıya varmadan gitmemeli bu diyarlardan.Esen kalın.

Bal Damlaları 
 14.07.2007 13:17
Cevap :
Katkınıza teşekkürler.  14.07.2007 13:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 34
Toplam yorum
: 79
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 4099
Kayıt tarihi
: 02.07.07
 
 

Uzman Psikolog Bülent Korkmaz kuruculuğunu yaptığı KRM GELİŞİM'de ve özel bir hastanede, aynı zam..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster