Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Temmuz '15

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
454
 

İçimizdeki Ada

İçimizdeki Ada
 

 

Canımızı acıtan şarkılar dinliyoruz şimdi, zamanın taş plağından. İçimizdeki çocuğun avuçlarına bırakırken birikmiş hüzünlerimizi, sığınacakbir yer / bir şey / biri olsun istiyoruz yanımızda. Gelip tıkandığımız o noktada tek çıkışın her şeyi unutarak geride bırakmak olduğunu düşünüyoruz. Ve gitmek son çare olduğunda,aklımıza düşen ilk yer uzaklarda bir ada oluyor.

Uzaklar ne kadar uzaktır?

Hiç önemi yoktur aslında bunun!

Bazen uzak dediğimiz yer, içimizde bir yerdir, kuytularımızda saklı.

Avuçlarımızdan akıp giden kayıp zamanlarla birlikte, yüreğimizdeki fırtınalara sakin bir kıyı arayabileceğimiz tek yerdir o ada.

Kaybolan yıllarımızı arayacağımız....

Efsane olduğunu bildiğimiz halde, her sabah köpüklerden doğacak sevgiliyi bekleyeceğimiz...

Bazen özlemin bittiği yer, bazen hasretin ilk adımı.

Bazen yaşam, bazen ölüm.

Ve de çoğu kez zamansızlık...

Hangi yaşta olursak olalım hep aşık yaşayıp, aşık öldüğümüz bir ada.

Zamanın boyutlarını aşmış bir yürekle dünyaya baktığımız, bize hep umut olan, aldanışlardan ve unutuşlardan uzak içimizdeki ütopya.

Benim, sizin, onun, hepimizin içinde bir ada saklıdır!

Seçilmiş bir yalnızlıktır ada.

Huzur, sükun ve arınmışlıktır…

Kendimizi yaralanmış hissettiğimizde, tehlikeli bir yol ayrımına geldiğimizde, bir mucize beklediğimizde ya da sadece birine sığınmak istediğimizde içimize doğru bir yolculuğa çıkmamız yetecektir..

Şimdi sen, içime doğru yaptığım uzun bir yolculuktan sonra ulaştığım uzak bir adasın. Etrafın kayalıklarla çevrili olsa da içinde yemyeşil vadiler olduğunu biliyorum. Sana adım attığımda yürüyebilmem için bir yol göster bana. Ve seni tanıyabilmem için bir fırsat… İklimini, güzelliklerini, tatlarını, gizemlerini öğrenmek istiyorum. Çünkü sende yaşamak ve yaşlanmak istiyorum. Bunca uzun yolculuktan sonra sende dinlenmek, sende ölmek istiyorum.

Topraklarına kabul et beni…

 

fatma iyibilgin bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bizim adamız...Yalnızlaşarak kalabalıklaştığımız...Bazen fırtınalı dalgalarla boğuştuğumuz, bazen göl dinginliğinde ruhumuzu sağalttığımız...İçime doğru kaçamaklar yaptığım şu günlerde, seni okumak, anlatamadığım şeyleri senden dinlemek ne güzel!..Sezen'in o muhteşem şarkılarından birini dinlemiş gibiyim...Yüreğine sağlık...

fatma iyibilgin 
 26.07.2015 16:33
Cevap :
Bazen anlatmak isteyipte bir türlü yazıya dökemediklerimize bir kitabın sayfalarında, ya da bir başka yerde rastlayınca kendimizle karşılaşmış gibi oluruz. Bilirim bu duyguyu sevgili Fatma. Bilmediğim şeyse; bir ada yalnızlığına sahipse insan, içine yaptığı kaçamaklarla ne kadar sağaltabilir ki ruhundaki yaraları? Umarım bunu sen başarabiliyorsundur... Sevgiyle.  26.07.2015 21:58
 

Önce sonbahar gelsin. Geldi girdi aralıktan. Camlardaki buğu içimizden... Karakışa var zaman. Dur hele... Evet, bir gün fiziksel ölümsüzlüğe kavuşak ademin çocukları. Bizler öldüğümüzle kalacağız. Bir insan öldükten sonra ne kadar yaşar? Mustafa Kemal'e sormalı... Siz yazılarınızla dört mevsim ilk bahar kalacaksınız. Sevgi ve saygıyla..

yeşilsoğan 
 25.07.2015 21:20
Cevap :
Sizin için olmasa da benim sonbaharla yolum çoktan kesişti. Kışa şunun şurasında birkaç adım ya var ya yok... Yine de fiziksel ölümsüzlüğü asla istemem. Sonsuz bir yaşamda içimizdeki yaşama sevincinin, tutkunun, heyecanın olacağını düşünüyor musunuz? Ama Shakespeare tadında bir ölümsüzlüğe hayır demem elbette :) Bu arada, yorumunuzun sonundaki cümleyi sevdim. Teşekkürler...  26.07.2015 22:21
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 217
Toplam yorum
: 1808
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2059
Kayıt tarihi
: 26.09.07
 
 

Burada yazarken kim olduğumuzun, ne olduğumuzun bir önemi olmadığını düşünüyorum. Önemli olan yaz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster