Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Haziran '08

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
2067
 

İktisadi Aklın Akılsızlıklarına Karşı Yeni Bir Öneri

İktisadi Aklın Akılsızlıklarına Karşı Yeni Bir Öneri
 

Geceğimiz için, insanı temsil eden en kritik parçayı hep görebilmeliyiz!


Bu konudaki bir önceki yazımızda son sözü K. Polanyi ile söylemiş fakat yarım bırakmıştık. Oysa ki tam bir "bağımlılık" hali ve onu çelik bir zırh gibi saran bir tür "kuşatılmışlık" içinde yaşıyoruz! Doygun bir fiziksel ve ruhsal bütünlük içerisinde, kendimizi rahat bırakıp sade gerçekleri göremeyip sürekli patinaj yapıyoruz. Bu tavrın bedelini de, doğadan, özgürlüklerimizden, oyun, tebessüm ve neşe, şiir, gerçek sevgi, gerçek dostluk ve dayanışmadan uzak hayatlar sürerek ödüyoruz. Ivan Illich’in “sefaletin modernizasyonu“ dediği (1), temel ve insani tüketim maddelerine yönelik gerçekçi olmayan fiyatlar ve gittikçe büyüyen tüketim, gelir ve servet uçurumları boyunca, küresel neoliberal ortam içerisinde adeta çırpınıyoruz.

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=115742

Günümüzden daha 30 yıl öncesine değin, kaba bir sosyalizm söylemi diye eleştirilen “ekonomi hayatı belirler“ şeklindeki tez, artık neredeyse tüm toplum kesimleri tarafından kabullenilir oldu! İlişki(sizlik)lerimiz, sevgi(sizlik)lerimiz, bugünümüz, yarın(sızlığ)ımız, kısacası hayatlarımız bu süreğen, küresel neoliberal ekonominin adeta ipoteği altında! Nitelikli, derin bilgi ve hayal gücünden yoksun politikacılar, ekonomi uzmanları ve gazeteciler “küreselleşme“, “liberalizm“, “piyasa“ ve “özelleştirme“ gibi sözde zorunluluklar karşısında adeta esas duruşa geçiyorlar. (2) Hatta bu yapı çerçevesinde, siyasi yönetim modeli olarak el üstünde tutulan demokrasi dahi, çok yanlış bir şekilde sadece etnisite, serbest piyasa, parlamenterizm ve sandık dörtlüsüne indirgenmektedir. İnsanca yaşamaktan, özgürlük ve katılımcı dayanışmadan bahsedenleri “Alternatifin ne kardeşim!“ diye paylıyorlar. Onların gözünde ve tahayyül dünyalarında ekonomi, kontrol ederek insani amaçlar doğrultusunda yönlendirebileceğimiz bir toplumsal faaliyet alanı değil, hayatlarımızı ona göre düzenlememiz, her koşul altında uyum sağlamamız gereken bir zorunluluklar alanı gibidir.

İktisat biliminde özellikle 1946 sonrası " doğruya değil, kesinliğe ulaşmayı bir hedef olarak belirleyen " (3) ve hakim konumda olan neoklasik iktisat, 1980'li yıllardan günümüze, uluslararası ilişkilerde ABD'nin kazandığı güçlü konuma paralel bir şekilde, onun egemenliğinin doğal bir uzantısıymış gibi " toplumsal olanın iktisadileştirilmesi "ne yöneldi. Yeni Kurumcu İktisat, İktisat ve Hukuk, İktisat ve Coğrafya, Anayasal İktisat gibi yeni iktisat dalları hep bu arayışların doğal bir eylemsel uzantısı olarak doğdu ve geliştirildi.

Tüm modern dillerde “seçim“ ya da “dönüm noktası“ anlamında kullanılan bir Antik Yunan terimi olan crisis (kriz), günümüzde kendisine karşı para, insangücü ve yönetsel yeteneklerin ayaklandırılabileceği, uğursuz fakat yatıştırılabilir bir tehlikeyi anımsatır bir anlamda kullanılmaktadır. Ölmek üzere olan bir hastaya yoğun bakım, ayrımcılık için bürokratik ve siyasal koruma, aşırı enerji tüketimine karşı fizyon enerjisi arayışları gibi…Oysa ki ne krizlerin bu sıklıkta ve derinlikte oluşmasına ne de bu anlamalara gelmesine gerek var! İnsan topluluklarının acıları, edindikleri dersler ve deneyimleri doğrultusunda, “kabiliyetsizleştirici piyasa bağımlılığı“ ( I.Illıch ) içerisinde kendi kendilerine ördükleri demir kafeslerin ve daha farklı bir iktisadi hayat olanağının bilincine varabilecekleri seçim sürecini de ifade edebilir bu sözcük.

Tekelci (devlet) kapitalizm veya kamusal ve katılımcı yeni bir ekonomi (4)

Bugünkü "Rekabetçi kapitalizm" denilen iktisadi sistem, gerçekte ancak 19. yüzyılın ilk 70–80 yılı gerçek anlamıyla var olabildi. K.Marks rekabetçi kapitalizmin 20. yüzyıla erişemeyeceğini düşünmüştü, öyle de oldu. Ancak " Tekelci kapitalizm "e dönüşerek devam etti. Karşıtına dönüş(e)medi.

Buna karşı tüm gelişmeler, tekelci kapitalizmin akıl dışılığına da bir meydan okuma olacaktır. Tekelci kapitalizm, bugün insanlığın ilkönce geriye itmesi, sonra da kaldırması gereken ilk hedeftir.

Bugün piyasa ekonomisini nasıl anlatırız? Hiç şüphesiz “ saf ” piyasa bugünkü devlet kapitalizmine ve müdahaleci neoliberalizme karşı bir seçenek olamaz fakat piyasayı tanımlarken bazı ipuçlarını da yakalayabiliyoruz:

Piyasa aslında nedir?

İktisat ders kitaplarında ( economics- "ders kitabı iktisadı" ) biraz daha farklı ve karmaşık olarak betimlense de “Piyasa ekonomisi“nin gerçekte üç temel koşulu vardır. Birincisi, malların ve hizmetlerin yararları özeldir. İkincisi, tüketicilerin satın aldıkları mal ve hizmetlerden sağladıkları tüm fayda kendileri içindir. Üçüncüsü ise, firmalar yalnızca fiyatını ödeyene mal verirler. Yani "parayı veren düdüğü çalar". Bu üç gerekli koşula, tam rekabeti ve kapasite genişlemesine bağlı artan verimliliği de ekleyince;" mükemmel kapitalizm " tanımına yaklaşırız.

Tabi yukarıda belirtilen özel koşullara uygun bir durum hiç olmadı ve olmayacak da... Fakat bu mükemmel modeli biraz zorlarsak bir başka zaaf daha ortaya çıkar. O da, modelde kamusal mal ve hizmetlere hiçbir zaman yer olmayacağı için ya da bunlar “akılcı” olmayacağı için, sistemin sürdürülebilirliği riskinin giderek artmasıdır. İşte bu noktada da kapitalist devlet, bir oyun bozucu ama sistemin kurtarıcısı olarak modele dâhil olur. Piyasa etkinliği aynı mal ve hizmetlerden sınırlı sayıda tüketicinin yararlanması ile sağlanabilir. Örneğin genel seyirlik oyunlar, sinemalar, eğlence merkezleri bu anlamda sınırlı piyasa mal ve hizmetleridir. Bu alan genişlediği zaman piyasa etkinliği kaybolur. Karayolları, kent altyapısından yararlanma gibi hizmetlerden vergi dışında para toplama olanağı olmadığı için, buralar piyasa dışında bırakılmış ve kapitalist devletin işi olmuştur. İşte bu gibi durumlar karşısında geleneksel iktisat “Kamu Ekonomisini” keşfetmiştir.

Devlet mi, kamu mu?

Amerikalı iktisatçı Bowen (1943) "Kamu Ekonomisinin dengesini" genel oy hakkını da bir değişken şeklinde alarak kurmuştur. Bowen’e göre rasyonel bireyler kamu hizmeti alırlar, karşılığında devlte (özel olarak hükümetlere) vergi öder, oyları ile de değerlendirirler. Hükümetlerde aldıkları oy ve vergi oranında kamu hizmeti verirler ki burada "Kamu Ekonomisi Dengesi" kurulur. Bunu genel denge modeli haline dönüştüren ise P.Samuelson (1954) olmuştur.

Kapitalizm, bu genel denge modelini neredeyse seksenli yılların ortalarına kadar kullanmıştır. Keynes dengesi de devleti ekonominin merkezi yapınca kapitalist devletin ve kamu ekonomisinin önemi giderek daha da artmıştır. Ancak bu genel denge günümüzde artık geçerli değildir. Özelleştirme, çok kapsamlı bir piyasa genişlemesi olarak uzunca bir süredir gündemdedir.Bu değişim piyasa mal ve hizmetlerinin sunum alanını genişleten bir durum yaratmıştır. Örneğin eğitimin, genel güvenliğin, hapishanelerin, ulusal ve kıtalar arası yol ağlarının özelleştirilmesi, kapitalist mantık içerisinde birer devrim niteliğindeki eylemlerdir.

Günümüzde giderek büyüyen ve bazı devletlerden de zengin olan şirketler ve fonlar artık bu geniş kamusal alanları da satın alıp işletebiliyorlar. Yani sunum alanının genişlemesi, malların parasal karşılığını alamamak anlamına gelmemektedir.

"Geleneksel kapitalist kamu ekonomisi" ise artık yok olmaya yüz tutmuştur diyebiliriz. Tam bu noktada yeni bir Kamusal Ekonomi gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

Yani kamusal ve devletle yakın ilişkisi olmayan, kendi piyasası ve alanı olan yeni bir ekonomi!

Gerçek servet ve birikimlere bakıldığında günümüzde insanlık, " Kamusal Temel Mal ve Hizmetleri " dünyanın her üyesine (eğitim, sağlık, barınma, günlük temel ihtiyaçlar) sınırsız süreyle ve bedava verecek kadar değeri biriktirmiş ve bunu ne yapacağını bilemez durumdadır. Bu kapitalizm akıl dışılığının da bir sonucudur!

İşte burada, bu sonsuz kaynağı insanlık adına kullanacak, önce Afrikalı açlardan başlayarak, Temel Kamusal Mallar Ekonomisi yaratacak, yeni sivil-evrensel kurumlara ihtiyaç bulunmaktadır.

Bu evrensel kurumlar, yeni bir tür siyasi ve ekonomik yapılanmanın da başlangıcı olabilecek önemdedirler.

Bu sivil kurumlar bazında iktisadi hayatı, dayanışma, eşitlik, özgürlük, adalet ve yaratıcılık gibi temel ve insani değerleri gözeterek - “ piyasa “ ya da “ komuta “ ekonomilerine göre çok daha- verimli bir biçimde yönlendirebilmek olası olup bu yapılar oldukça da gerekli bir önem kazanmaktadır. Bu bağlamdaki öneriler arasında yer alan “ Katılımcı ekonomi projesi “(2), işyerlerindeki hiyerarşik yapılanmaları olanaksız kılan sürekli rotasyon ve herkesin eşit oranda yaratıcı ve rutin işler yapmalarını sağlayan iş bileşimleri geliştirilmesine özel bir önem yüklemektedir. Böylelikle komuta ekonomisine oranla daha yaratıcı olduğu savlanan piyasa ekonomisinin, yaratıcılığın yaygınlaşmasının önüne koymuş olduğu hiyerarşi engelini de aşabilme şansı bulunabilecektir. Söz konusu projede, üretimi sabit bir grubun değil çalışanlardan oluşan bir konseyin yönlendirmesi, üretim ve tüketim arasındaki dengenin, herkesin bilgisayar yoluyla katılabileceği bir tür esnek ve demokratik planlama süreciyle sağlanması gibi somut ve ayrıntılarıyla sergilenen öneriler de bulunmaktadır.

Peki devletin ihsanı ve çarpıtılmış tekelci piyasa dışında, yeni bir kamusal ve katılımcı ekonomi giderek gelecekteki toplum yapısı için çok basit bir başlangıç olamaz mı acaba? Bu umut dolu ve gelecek vaadeden soru hepimizi heyecanlandırmaya yetebilir! Sizce de öyle değil mi?

Yararlanılan Kaynaklar:

(1) Ivan Illıch, "Tüketim Köleliği" , Pınar Yayınları, 2000 I.Baskı.

(2) M.Albert & R. Hahnel, “Geleceğe Bakmak“- 21. Yüzyıl İçin Katılımcı Ekonomi-, Ayrıntı Yayınları, 1995.

(3) Prof. Dr. A. Dinç Alada, "İktisat Düşüncesinde Felsefi Yaklaşımın Önemi". Ank. Üniv. SBF Dergisi, 59-62.

(4) Cemil Ertem,“Alternatif İktisat Notları“, Kişisel web sitesi,

(5) Andre Gorz," İktisadi Aklın Eleştirisi", Çev. Işık Ergüden, Ayrıntı Yayınları, I. Basım Şubat 1995, İstanbul.

İ.Ersin KABAOĞLU,

25/ Haziran / 2008, Ankara

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Joseph Stiglitz, iktisatta neoliberal yaklaşımı "Societal wellbeing.." isimli makalesinde, gerekçeleri çok iyi açıklayarak, eleştirmektedir. Mevcut uluslararası kurumlar için ise yeni görev tanımlamaları önermektedir. İlginizi çekeceğini sanıyorum. İyiliklerle kalınız...

Beyza 
 17.07.2008 12:55
Cevap :
İlginiz ve değerli öneriniz için hem kendi hem de değerli okurlarım adına içten teşekkürlerimi iletmek isterim. Söz konusu makaleye en kısa süre içinde ulaşıp değerlendirmeye çalışacağım. Üretken, sağlıklı ve güzel günler dileklerimle...  17.07.2008 13:05
 

Neoliberal piyasa ve fayda maliyet ekseninde yeniden üretilmiş insan ve ilişkileri bu yalıtılmışlık, kendisine ve doğasına yabancılaştırılmış süreçte önce kendi imgelemine sonra toplum imgelemine kavuşmalı. Neoliberal piyasa ve uygulamalarının kaçınılmaz sonucu savaşlardır. Savaşlar,yeniden üretmenin ve canlı tutulabilir tüketim koşullarını devletler eliyle, ideolojik argümanları (din,miliyet) pervasızca kullanarak sağlamaya çalışırlar. Devrim önce bir tahayyüldür. Toplum imgelemindeki yerini almalıdır... Teşekkürler güzel bir yazıydı

hassan ali 
 25.06.2008 19:57
Cevap :
Bu değerli yorumunuzda çok haklısınız Hassan Ali bey! 70'li yılların ortalarından bu yana yürütülmeye çalışılan, " piyasacı " neoliberal yaklaşım, günümüzde ise tam tersi sonuçlara ve değindiğiniz tarzda dev'asa tehlikeli sorunlara yol açıyor. Kapitalist üretim ve teknolojik sistemin en temel meta'sı olan petrol ve doğalgaz kökenli Irak ve Afganistan müdahalelerinin koyu dumanları hala tüterken örneğin son finansal kriz ve Merkez Bankalarının sürekli ve yeni yöntemlerle yaptıkları, buna karşın bir türlü dikiş tutmayan karışımlar sonrası gelinen aşama konusunda da ihtiyatlı ve dikkatli olalım derim. Zira bu süreci de "siyasi küresel müdahaleler" izleyebilecektir.Böylece iktisadi gerekçelerle 38-40 yıl önce başlayan süreç, müdahaleci-militarist bir küresel neoliberalizme (ne kadar liberalse!) yönelecektir. Bu ise, bahsettiğiniz gibi sorunları çözecek yerde daha da olumsuz hale getirebilecektir. Tarihsel kaygı bunu der! Yazıma anlamlı katkınız için sonsuz teşekkür, saygı ve selamlarımla  26.06.2008 0:53
 

yaptığım yorumda belirttiğim,"...yaşamın o hızlı akışı içerisinde dikkat etmeden, bazen de kanıksayarak es geçtiğimiz birçok yanlışın içerisinde olduğumuzu aslında hissediyoruz. Bireyden topluma, tekilden çoğula, özelden genele bu durumları sentezleyip insan doğasına daha uygun ve sürdürülebilir bir iktisadi sistem arayışına yönelik arayışınız..."ın bu bölümde " kamusal ve katılımcı yeni bir ekonomi önerisi " ile sonuçlanması, hafızalarda bir seçenek oluşumu adına beni oldukça mutlu kıldı. Umarım ve sanırım ki buradaki bir çok değerli okur da aynı duyguyu paylaşacaktır. İçten teşekkür, saygı ve selamlarımla...

ecemece 
 25.06.2008 18:16
Cevap :
Bu yorumunuz ve duyumsamanız da beni son derece mutlu kıldı ve daha da yüreklendirdi. İçten teşekkür, sevgi ve saygılarımla...  26.06.2008 0:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 355
Toplam yorum
: 3314
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2352
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster