Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ocak '18

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
112
 

İtaatin Altın Çağı da Olsa

İtaatin Altın Çağı da Olsa
 

Sosyal psikolojinin ilgilendiği konulardan biri itaat. İtaat; 'Bireyin, kendine bir otorite figürü tarafından yöneltilmiş bir talebe ya da buyruğa uyması' şeklinde tanımlanıyor.
 
Çocuk yetiştirirken itaatkar bir çocuk mu yoksa başkaldıran ve sorgulayan bir çocuğunuz mu olsun istersiniz? Siz nasıl istiyorsanız öyle davranan. Yap dediklerinizi yapan, yapma dediklerinizi yapmayan. Ne yiyeceğini, ne giyeceğini sizden gelecek emre göre belirleyen. Gitmesini istediğiniz yerlere giden, görüşmesini istediğiniz insanlarla görüşen, cümlelerini bile sizin seçtiğiniz. Tavrı, duruşu, kimliği olmayan terbiyeli bir maymun gibi...
 
Kulağa hoş gelmiyor değil mi?
Olabilir ama.
Ya da, konuşmaya başladığı andan itibaren tüm 'neden' sorularını cevapladığınız ama kararları kendisine bıraktığınız bir çocuk da olabilir. Olaylara, durumlara karşı ilgili ve tavırlı. Fikrini söylemekten ve savunmaktan çekinmeyen, korkmayan. Sinik değil, cesur. Paradan puldan, araba ve kıyafet markalarından önce kişilikli olmayı öğrenmiş. Varlık sebebini anlamaya çalışan, hayatı yemekten, içmekten ve zevklerden öte algılamaya açık bir potansiyeli olduğunu keşfetmiş. Yeni fikirlere açık, yaratıcı ve belki de en önemlisi iradesi kendi kontrolünde...
 
Böylesi daha insani geliyor, hem kulağa hem beyne, hem de kalbe...
Benim tercihim ikincisi... Hem kendi adıma hem de kızım adına. İtaatkar olmamayı seviyorum. Kimseye ve hiçbir düşünceye ikna edilmediğim sürece ve irademi kendim kontrol edip karar vermediğim sürece boyun eğmeyi doğru bulmuyorum.
 
Çağımızın çocuklarının en büyük sorunlarından biri hiperaktivite. Ebeveynler ve öğretmenler; çok hareketli ve sürekli soru soran, söz dinlemeyen çocukları önce kulaklarından çekip terbiye etmeye çalışıyor. Şiddetle eğitimin asla mümkün olamayacağı gibi tekdir ile de uslanmayan Z Kuşağı çocukları soluğu psikolog ve psikiyatristlerde alıyor. Ne için? Söz dinlesinler, yola gelsinler diye...
Sonra ergenliğin sıkıntıları, ilk gençlik yılları ve nihayet gençliğinde büyüklerin ve otorite diye bildiklerimizin sözlerini dinlemekten kendini dinleyememiş, kişiliksiz, fikirsiz ve ürkek bir kuşak çıkıyor karşımıza. Bu sefer de ahlanıp vahlanıyoruz. Neden bizim gençlerimiz yaratıcı olmuyor, özgürce düşünemiyor diye?
 
Şurada biz bizeyiz, açık konuşalım, cevap bizde saklı. Ne ekersek, onu biçiyorduk, öyle değil mi?
İnsanlık tarihinde itaat etmenin de, etmemenin de milyonlarca örneği var. Hitler'in Yahudileri imha etmeye yönelik kurduğu toplama kamplarındaki işkencecilerin yıllar sonra yargılanmaları sırasında "ben kötü bir şey yapmadım, sadece bana verilen emirleri yerine getirdim" açıklamalarını okuyunca itaat kültürünün insanları dönüştürme gücüyle bir kez daha yüz yüze geldim.
 
1960'lı yıllarda Stanley Milgram'ın insanların kötücül bir otoriteye ne kadar itaat edeceklerine dair deneyi bilirsiniz. Bir grup akademisyen tek tek ayrı odalarda elektriğe bağlanarak bir sandalyeye oturtuluyor, bunların akademisyen olduğunu ve gerçekte elektrik verilmediğini bilmeyen denek grubundan insanlar da tek tek odaya alınıp, ellerine verilen soruları sandalyedeki insanlara sormaları isteniyor. Sorulara cevap veremediklerinde veya yanlış cevap verdiklerinde de elektrik voltajını yükseltecekleri bir buton ellerine veriliyor. Bilim adamları, deney öncesinde deneklerin emirlere itaat etmeyeceklerini ve en yüksek doz olan 450 voltaja 1000 kişiden sadece 1 kişinin çıkabileceğine yönelik tahminlerinin sonucu ne oluyor biliyor musunuz?
Yüzde 65.
 
İşin ilginci, denekler rollerini başka biriyle birlikte üstlendiklerinde ve diğer kişi emre itaat etmeyi reddettiğinde itaat oranı yüzde 10'lara kadar düşüyor.
 
Buna "sosyal etki" deniyor. Yani, bir insan hangi yaşta ve eğitimde olursa olsun, beynini, vicdanını, duyu organlarını ve ahlak anlayışını maruz kaldığı bu sosyal etkilere göre biçimlendirebilir.
Ebeveynler, öğretmenler, yöneticiler yani; otorite olarak bildiğimiz kim varsa, bize daha küçük yaşlardan itibaren itaat etmeyi öğretiyorsa, sosyal etkinin karanlık dehlizlerinde başarılara koşma ihtimalimiz o kadar güçlü oluyor.
 
Ve büyüdüğümüzde, itaat etme kabiliyetlerimiz hem kişiliğimizi şekillendiriyor, hem de hayatımızı...
Her ne kadar itaatin altın çağını da yaşasak da...
 
Canan Ekinci Yılmaz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 80
Kayıt tarihi
: 22.12.14
 
 

1995 yılından bu yana yerel ve ulusal medyada çalıştı, 1997'de masanın diğer tarafına geçti. Halk..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster